18 Mart 2025 Çanakkale Deniz Zaferimizin 110. Yıl dönümünü  Çanakkale  Deniz Savaşı  Türk’ün  zaferi ile sonuçlandı. Ülkemizi işgale gelen başta İngiliz, Fransız kuvvetleri olmak üzere yedi düvelden gelen düşman kuvvetleri  arkada, 252 bin ölü bırakarak ülkelerine kaçtı Biz bu savaşta nefsi müdafa yaparak  maalesef 250 bin şehit verdik. Bugünkü yazıma önceki hafta yayınlayacağımı belirttiğim ‘Türk Yurdu’  dergisinde yayınlanan Serhat Mutlu’nun Hüseyin Nihal Atsız’ın  ‘Edebi Dünyasında Çanakkale’ adlı  makalesinden alıntılar yaparak Adsız’ın Çanakkale Deniz Savaşları ile ilgili düşüncelerini siz okuyucularımın beğenisine sunacağım.

İlk önce yazarın kaleminden Hüseyin Nihal Adsız ile ilgili girişinde verdiği bilgilerden başlayalım: Nihal Adsız, 1905-1975 yılları arasında yaşamıştır. O, babasının görevi nedeniyle farklı yerlerde bulunur. Çocuk yaşta  milli kimlğine sahip çıkan,  gençliğinde ise ülkülerin peşinde koşan bir “dava adamı’na” dönüşür. Verdiği mücadelerden ötürü kimi zaman zorluklarla karşılaşır.  Askeri Tıbbiyeden çıkartılır, 1938 yılında azınlıklar konusundaki fikirlerinden  mütevellit çalıştığı kurumun müdürü ile tartışır ve işinden atılır. Akabinde özel okullarda iş bulsa bile dönemin bakanıyla  yaşadığı hadiselerden dolayı burada da kalıcı olamaz. Buna rağmen davasından vazgeçmeyen Adsız; Orhun, Ötüken, Bozkurt, Orkun gibi dergiler çıkararak görüşlerini dile getirmeye devam eder. Ömrünün son dönemlerinde çeşitli sağlık sorunları yaşadığı halde türkçü düşüncelerinden ötürü cezaevine konulur, fakat çizgisinden asla bozmaz. Onun tek ülküsü, “Türçü çığır” açmaktır. Bu bağlamda “Turan ve Kızılelma” mefkürelerini önceleyen edebi eserler kaleme alır. Dolayısıyla o, “yeni milliyetçi edebiyat’ın” gür sesi  olarak tanılır.

  Ortaya koyduğu eserlerde milli duygulara seslenen Adsız, idelojik duruşunu sanatsal bir forma dönüştürür. Bu bağlamda belli idealler doğrultusunda eserler kaleme alır ve bu yapıtlar, tezli bir özellik kapsamında değerlendirilir. Kısacası  yazarın ürünleri, sanatçı kimliği ile politik bakış açısının  zemininde teşekkül eder. Bu yaklaşımla da kimi zaman edebi yapıtlarına tarihi bir hüviyet yükleyerek atiye seslenir. Sanatçının eserlerine bakıldığında esas alanının tarih olması sebebyle Türk tarihini eserlerine taşıması gayet doğaldır.

  Nihal Adsız,  Çanakkale ile ilgili fikir ve his dünyasını konumlandırmak gayesindedir. Yolların Sonu ismini taşıyan şiir kitabında  Çanakkale ile ilgili düşünceleri, estetik ve şiirsel bir formda görülmektedir. Bu üst düzey bir lirizmle sentezleyerek didaktik bir  anlayış ortaya konmaktadır.  Adı geçen şiir kitabında üç kez Çanakkale’ye, bir defa da Anafartalar’a  atıf yaparak Çanakkale’nin şairde nasıl bir fikri dünya oluşturduğu saptanır.

  Adsız’ın şiirleri analiz edildiğinde Çanakkale’yle  ilgili ilk mısralara 1936’da raslanır. “Yakarış “ şiirin ikinci bölümünde  mezkur mekana, şu şekilde yer verildiği görülür.

                              “Gövdesini elbette döndürürüz kalbura

                              Bir geçerse Moskofun elimize yakası.

                             Çanakkale önünde yine kopar bir bora

                           Süngümüzle bozulur İngiliz’in cakası…”

Burada Adsız, tarih sahnesinde Türk milletinin, Rusları birçok kez yenilgiye uğrattığını hatırlatır. İngilizlerin sayısız asker ve silahına rağmen onları, sadece süngüleri ile bozguna uğratan Türk kahramanlara yer verir. Bunu da manevi bir güç olarak görmektedir.

  Adsız. Bir başka şiirinde Çanakkale’den şöyle bahseder.

                    “Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara,

                     Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara…

                     Kazanmanın sırrını bilmiyorsan git, ara

                     Çanakkale ufkunda, Sakarya toprağında.”

Adsız, dünyada var olmanın şifresini, savaştan kaçmamak olarak görür. Makalesinde de buna birçok kez değinine yazar, bu düşüncelerini şiirine taşır. Ona göre harpten kaçanlar, alnı karalardır. Tarih sahnesinde var olmak için kan dökmemekten kaçınmamak ve böylece topraklarda egemen olmak öncelenmelidir. Ayrıca bütün zorluklara ve imkansızlıklara  rağmen Türk milletinin kazandığı bu zaferleri, bir sır olarak görür ve bu gizin, Türk milletiyle her daim var olacağına inanır.

  Yolların Sonu’nda Çanakkale  Savaşı’rla ilgikli olarak Anafartalar Cephesine raslanır.

                   “Anafarta  cephesinde kim durdu en son?

                     İlk dayağı kimden yedi kuduz Napolyon?”

 Burada şaiir, Çanakkale savunmasının üçüncü cephesi olan “Anafartalar”ı mıralarına taşır; düşmana karşı koyuşu, ders verir mahiyette şiirsel bir formda sunar. Aynı zamanda 18. Yüzyılda Fransızların lideri olan Napolyon’u Akka Kalesi önlerinde durduran 91 yaşındaki Cezzar Ahmet Paşa’yı da hatırlatarak Türk tarihinin kaynaklarından beslenir.

  Sonuç olarak Hüseyin Nihal, şiirlerinde “Çanakkale” ve Anafartalar’a yer vererek bu toprakları Türk milletinn ve tarihinin  önemli yerlerinden biri olarak kabul eder. Buralarda verilen mücadeleyi ve kazanılan zaferleri, bazen  “Köprüköy” ve “Plevne” gibi tarihi mekanlarla bütünleştirerek anlatır. Bazen de Buradaki imkansızlıklara rağmen alınan galibiyeti, bir sır olarak tanımlar ve “Sakarya” ile özdeşleştirir. Ona göre Türk savaştan kaçmaz ve yediden yetmişe vatan için savaşır.  Devam edecek…