HASAN ÂLİ YÜCEL UMUDU BIRAKTI BİZE…
Hasan Âli Yücel…
1897'de varsıl bir ailenin oğlu olarak dünyaya geliyor. Daha Vefa Lisesini bitirdiğinde 1915 yılında askere alınıyor. İlkin Hukuk Fakültesine giriyor, ama orada geri kafalı bir hocayla tartışıp okulu bırakıyor. Sonra İstanbul Üniversitesinde felsefe okuyor.
1922'de öğretmen,
1927'de müfettiş, 1935'te İzmir Milletvekili seçiliyor.
28 Aralık 1938’de, yani Atatürk’ün ölümünden hemen sonra milli eğitim bakanlığına getiriliyor. Türkiye sarsıntılı bir dönemden geçiyor. Atasını kaybetmiş koca bir ülke ağlıyor. Onun yaptıkları, onun çalışmaları, onun devrimleri halka büyük özgüven kazandırmış, başarabiliriz duygusunu yerleştirmiş.
Atatürk’ün en çok çalışıp, yeterince başarı elde edemediği alan eğitim alanı. 1940’lara gelen Türkiye’nin hala büyük bölümü (40 bin köyün 35 bini okulsuz ve öğretmensiz) okumaz yazmaz.
Atatürk’e borçluluk duygusuyla işe başlıyor Hasan Âli Yücel, dur durak bilmeden dolaşıyor Anadolu’yu ve dur durak bilmeden çalışıyor…
Karanlığın karşısına eğitim ve kültürle dayanılacağını biliyor. Batı’yı Batı yapan Rönesans ve Reform hareketlerinin ana nedenini eğitim, bilim, kültür…
O halde oradan başlamak da yarar var. Çeviri Heyeti oluşturup 496 klasik eseri Türkçeye çevirtiyor. Tonguç’la birlikte köy enstitülerini kuruyor. Yeni üniversiteler, konservatuar, basın yayın kongreleri, maarif şurası, ansiklopediler, dergiler, sanat okulları…
Sanatçıları koruyan yasalar… Üniversiteyi özerk yapan üniversite kanunu… UNESCO’yu kuran 20 milli eğitim bakanından biri Yücel…
Herkesin gurur duyacağı işler yapıyor Yücel. Parmakla gösterilen bir siyasetçi o… Ancak 1946 yılında sonra rüzgâr ters yönden esmeye başlıyor. Yücel Bakanlığa atanmıyor. Yaptıklarını yıkacak kadar ters görüşten gerici Reşat Şemsettin Sirer milli eğitim bakanı oluyor. Sirer, aydınlık yolunda ne yapılmışsa onları yıkmakla övünen sığ bir politikacı…
Hasan Âli Yücel’e saldırılar başlıyor bir süre sonra… Yaptıklarını tek başına savunmak zorunda kalıyor Yücel, ama tek başına kalsa da hiç kimseye eyvallahı yok…
Zor dönemler geçiriyor, ama asla pes etmiyor. Mahkeme kapılarında geçiyor çoğu günü. Ama asla yılmak yıkılmak bilmiyor. Gazetelerde dergilerde bildiklerini yazmaya, yurttaşlara ulaşmaya devam ediyor.
Bu büyük dava adamı 26 Şubat 1961’de bu dünyadan ayrılıyor. Gelmiş geçmiş en başarılı milli eğitim bakanı Hasan Âli Yücel’i bir kez daha saygıyla anıyoruz…
Bize aydınlık, umutsuzluğa yer olmayan bir mücadele bıraktı, asla vazgeçmeyeceğiz!
Saygıyla anıyorum.
Erdal Atıcı
Cumhuriyet'in kurucusu Atatürk öldüğünde, Na'a'şını Büyük Millet Meclisi adına taşıyacak 12 Milletvekilinden biri de Hasan-Âli Yücel’dir. 28 Aralık 1938'de, Hasan-Âli Yücel, 41 yaşında, Maarif Vekili olur. Yakın çalışma arkadaşlarıyla katılımıyla bir reform hareketi başlatır ve gerçekleştirir. Ülkemizin bugüne gelişinde, bu reformların önemli işlevi olduğu açıktır. Hasan-Âli Yücel’in Maarif Vekili yıllarında 1940'ta Köy Enstitüleri yasasını çıkartarak Köy Enstitülerini kurulmasını sağlar. 1946 sonunda, dünya edebiyatı klasiklerinden 496 eser Türkçeye çevrilir. Kimdir Tonguç baba?
Köy Enstitüleri’nin kurulup geliştirilmesinde başarısında büyük rol oynayan eğitim bilimcidir.
“Elimden gelse, bütün dünya okullarının programlarına insanın insanı sömürmemesi adlı bir ders koyardım.”sözleri ile
Tonguç’un, “Kadere ve doğaya boyun eğmeyecek insan yetiştirmek” istediği ve “Sömürenlerle sömürülenlerin olmayacağı ve hakça paylaşımın olacağı” bir Cumhuriyet düşlediği apaçık ortadadır.
“İnsanoğlunun kazanacağı en büyük zafer korkuyu yenmesiyle kazanacağı zaferdir.”demiştir.
“Köy insanı öylesine canlandırılmalı ve bilinçlendirilmeli ki, onu hiçbir kuvvet, yalnız kendi hesabına ve insafsızca sömüremesin. Köyün sakinlerine köle ve uşak muamelesi yapmasın. Onlar da her vatandaş gibi her zaman haklarına kavuşabilsinler” diyordu...
Ve en önemlisi Tonguç eğitimde dayağa karşı çıkıyor. Disiplinin cezalarla değil, öğrencilerin yönetime katılarak sorumluluk almaları ile kurulacağını söylüyor. 13 Aralık 1943 günü köy enstitüsü müdürlerine gönderdiği bir mektupta, bu mektubun öğretmen ve öğrencilerin birlikte olduğu ortamlarda yüksek sesle okunmasını istiyor ve olası dayak ve hakaretlere karşı “Öğrencilerin karşılık verme hakkının” doğacağını belirtiyor.
Onun çabaları sonucu, 1.500 kadarı kadın olmak üzere 17.341 köy enstitülü öğretmen, 8.675 eğitmen ve 1.591 sağlıkçı yetiştirilmiş, işe yaramayan büyük araziler verimle hale getirilmiş, 1.200 dönüm bağ ve 250 dönüm sebzelik yapılmış. 250.000 ağaç dikilmiş, 900.000 hayvan yetiştirilmiş, yaklaşık 700 bina ve 100 km yol yapılmış...
Bunların çoğu öğretmen, öğrenci ve köylünün katkılarıyla ve devlet bütçesinden çok az kaynak alarak gerçekleştirilmiştir.
1946’da “İlköğretim Kavramı” ve 1952’de de “Öğretmen Ansiklopedisi ve Pedagoji Sözlüğü” kitabı yayımlanıyor. 27 Şubat 1954’te emekli oluyor. 23 Haziran 1960 günü hayata gözlerini yumuyor...
Köy Enstitüleri, ilkokul öğretmeni yetiştirmek için Türkiye'ye özgü bu eğitim projesidir Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli ve ilköğretim genel müdürü İsmail Hakkı Tonguç tarafından kurulmuştur. Köy Enstitüleri, köylerden ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylere giderek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiyle kuruldular. Geleneksel öğretmen okullarında yetişmiş öğretmenler için köylerde öğretmenlik yapmak, istenerek yapılacak bir görevden çok zorunluluk olarak algılanıyordu.
1940 yılından başlayarak, tarıma elverişli fakat boş bırakılmış geniş arazilerin bulunduğu köylerde veya onların hemen yakınlarında Köy Enstitüleri açılır. Türkiye'de seçilen şehirlerden uzak ancak tren yollarına yakın tarıma elverişli 21 bölgede köy ilkokullarına öğretmen yetiştirmek üzere açılmıştır. Bu okullar ve kurucuları şunlardır.
Akçadağ / Malatya 1940 Şinasi Tamer, Şerif Tekben
Akpınar-Lâdik / Samsun 1940 Nurettin Biriz, Enver Kartekin
Aksu / Antalya 40 Talat Ersoy, Halil Öztürk
Arifiye / Sakarya 1940 Süleyman Edip Balkır
Beşikdüzü / Trabzon 1940 Hürrem Arman, Osman Ülküman
Cılavuz / Kars 1940 Halit Ağanoğlu
Çifteler / Eskişehir 1939 Remzi Özyürek, M. Rauf İnan, Osman Ülkümen
Dicle / Diyarbakır 1944 Nazif Evren
Düziçi / Adana 1940 Lütfi Dağlar
Erciş / Van 1948 İbrahim Oymak
Gölköy / Kastamonu 1939 Ali Doğan Toran
Gönen / Isparta 1940 Ömer Uzgil
Hasanoğlan / Ankara 1941 Lütfi Engin, Hürrem Arman, M. Rauf İnan
İvriz / Konya 1941 Recep Gürel, İ. Safa Güner
Kepirtepe / Kırklareli 1939 Nejat İdil, İhsan Kalabay
Kızılçullu / İzmir 1939 Emin Soysal, Hamdi Akman, Talat Ersoy
Ortaklar / Aydın 1944 Hayri Çakaloz
Pamukpınar / Sivas 1941 Şinasi Tamer, Hüseyin Civanoğlu Pazarören / Kayseri 1940 Sabri Kolçak, Şevket Gedikoğlu
Pulur / Erzurum 1942 Ahmet Korkut, Aydın Arıkök
Savaştepe / Balıkesir 1940 Sıtkı Akkay
Bu okullarda öğretmenler köylülere hem örgün eğitim verecek, okuma yazma ve temel bilgileri kazandıracak hem de modern ve bilimsel tarım tekniklerini öğretecekti. Öğretmenler gittiği yörelerde bilinmeyen tarım türlerini de köylülere öğretecekti. Kitaba deftere dayalı öğretim yerine "iş için, iş içinde eğitim" ilkesi uygulanacaktı. Her köy enstitüsünün kendisine ait tarlaları, bağları, arı kovanları, besi hayvanları, atölyeleri vardı. Derslerin %50'lik bölümü temel örgün eğitim konularını içeriyordu. Geri kalanı ise uygulamalı eğitimdi.
1940-1946 arasında köy enstitülerinde 15.000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirilmiş ve üretim yapılmıştı. Aynı dönemde 750.000 yeni fidan dikilmişti. Oluşturulan bağların miktarı ise 1.200 dönümdü. Ayrıca 150 büyük inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santralı, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km. yol yapılmıştı. Sulama kanalları oluşturularak enstitü öğrencilerinin uygulamalı eğitim gördüğü çiftliklere sulama suyu öğrenciler tarafından getirilmişti.
Kapatıldığı 1954 yılına kadar Köy enstitülerinde 1.308 kadın ve 15.943 erkek toplam 17.251 köy öğretmeni yetişmişti.
İsmail Hakkı Tonguç görevlendirdi.