Dünya üzerinde yaşayan canlılardan birlikte yaşamaya en çok ihtiyaç duyan canlıların başında gelir insan. Toplu yaşamak bir zorunluluktur. Bunun da en önemli nedeni kendini güvende hissetme ihtiyacıdır. Zaman içerisinde toplu yaşama ihtiyacı bir kurallar ve sistem oluşturmayı beraberinde getirmiştir. Hayvanların toplu yaşamasında bir evrim söz konusu değilken insan toplulukları yeni olaylar yaşayınca yeni çözümler düşünmekte ve bunlara adapte olup uygulamaktadır. Bu noktada her insanın aynı ölçüde uyum sağlaması çok mümkün değildir. Çünkü biz yüz yıllardır aynı olan bir kovanda ve kraliçe arı önderliğinde yaşamıyoruz. Döngümüz bu şekilde devam etmiyor.
İnsanlık değişim, dönüşüm yaşamaktadır. Değişime hızlı bir uyum beklenmektedir insandan, aklı ve becerisi noktasında. Aynı şekilde insanların kendini ifade etmesi, duygu aktarımı, bugün sorunlar yaşandığını düşünsek de önemli gelişim yaşanmıştır. Yaşam şeklimiz ve zevklerimiz konusunda birbirimizden etkilenmenin ötesinde, taklit eder noktadayız. Bu, insanoğlunun biricikliği noktasında önemli bir problem. Kabul ettiğimiz etik ve ahlak çerçevesinde de birbirimizi taklit etmekteyiz. Toplumsal kabulü olmayan davranışları yalnızca öteki yapıyor diye yapar olmak, insan doğasıyla oldukça ters bir gerçek. Bu şekilde davranış ve duygularımız arasında önemli bir mesafe oluşmaktadır. Bu bizleri yorar, hem mutsuz eder hem de gerçekten koparır. Bir süre sonra içimizde olup biten kaosu çözecek bir yol bulamayız. Ben bu durumu bir dilenci gerçeği olarak adlandırıyorum. Buna dilenci sendromu demek mümkün.
Bir dilencinin amacı nedir? İnsanların duygularını harekete geçirerek onlardan para almaya dönük bir çaba. Peki, biz nasıl dilenci sendromu yaşıyoruz? Bir dilenci nasıl bir kişiden yardım isteyecekse ona uygun olduğuna inandığı bir duayı hızlıca dile getirmektedir. Bakıyor genç, hayırlı eşler; bakıyor çocuğu var, sağlıkla büyütme dilekleri gibi benzerliklerine uygun, kimi zaman da gerçeği yansıtmayan duaları dile getiriyor. Duygu istismarı üzerinden kazanç sağlamak amaçlanıyor.
Toplumdaki ilişkilerimizde de bu sendromu yaşar noktadayız. Tıpkı dilenci gibi bazen hiç hissetmediğimiz duygunun tam tersi bir davranış gösteriyoruz. Elbette duygular olduğu gibi dışa vurulmaz fakat duygu ve davranışımız arasındaki mesafe o kadar açıldı ki gerçekliğimizi kaybetme noktasına geldik. Toplumsal davranışlarımızı gözden geçirmek, duygu ve davranışlarımızı bir miktar birbirine yakın tutmak, bir dilencinin çıkar temelli duasından bizi ayıracaktır.