Paylaşmak, samimi ya da değil hiç fark edilmeksizin gerekli bir davranış olarak kabul görülmektedir.

Çocuklukta bazen dikta ile öğretilmeye çalışılan " Hadi yavrum ver arkadaşına çikolatandan bir parça. " gibi yüzlerce söz duyarız. Bir parça çikolatasını veren çocuk artık yediği elinde kalan çikolatanın hiç tanıdı ve keyfini alamamaktadır. Çünkü; sen bir şeyleri paylaşırsan sevilirsin şeklinde dostluk oluşur ve sen mutlu olursunu, öğretiyoruz çocuklara.

Zaman içerisinde çok da şikâyet ettiğimiz bir dönem başlıyor ergenlik. Bu dönemde de varını yoğunu dostuyla paylaşmaya çalışan hep kendinden veren fakat bunun uzunca bir süre farkına varmayan gençlerimiz oluyor.

Hata bizde değilmiş gibi incitici eleştirilerle zekâ eksikliği ile suçluyoruz. Önce büyük bir keyifle öğrettiğimiz paylaşmayı. Aslında zorbalığımız çocuklara.

Dengede olmayı önce kendi duygularını önemsemeyi öğretmekten oldukça geri duruyoruz. Bunun ileride bencil bireyliğe bir zemin olduğunu düşünmek, bugünkü hatalarımızın en önemli sebebi aslında.

Kendi duygularını tanımayan anlamayan gelişim halindeki insan yavrularından kabiliyetlerinden oldukça uzak bir beklenti içine giriyoruz. Sonuç ise; amacımızdan çok çok uzakta olduğumuzu ergenlikte dozu kaçan dostluklar da anlıyoruz. Bu durumun ergenlik sonuyla birlikte son bulmadığını ilerleyen yıllarda bazen anlattığımız öğütlerde bazen de dinlediğimiz öğütler de kendi duygularımızı ne kadar hiç ettiğimizi anlıyoruz.

Duygularını önemsemek insan olmanın en temel durumuyken, bencillik karşılıklı ilişkilerde gelişen bir durum olmaktadır. Bu sıkışma mutlak bir doğumu beraberinde getirecektir. Paylaşmak yetişkinlikle birlikte daha fazla manevi noktaya gelmiş bulunuyor.

Mutluluğu paylaşmak ya da acıyı paylaşmak. Birisi taleple oluşurken diğeri manevi rüşvetle gerçekleşmektedir. Fakat ne ölçüde paylaşma var, kimse memnun değil günün sonunda. Mutluluk genel olarak paylaşmaktan korkulur olurken.

Acıyı paylaşmak duygudan çok Madden bulunmaya, orada olmaya gelmiş durumda. Sevilen olmanın ölçüsü nerenin ne kadar kalabalık olmasıyla ölçülürken duygular heba olmuş durumda. Sonra yaptıklarımızı sayarken karşılığında yapılmayanların acısı ve haklı gururuyla kalakalıyoruz.

Tüm bunları yaşarken yine bizim hatamız yok, yaptık bilinmediğinin, tatlılığı bizi hala paylaşmak için ayakta tutuyor. Bu bir paylaşmanın evrimi ile evrilmeyen bizim hikayemiz.