Bir kadının adı daha düştü bu ülkenin utanç hanesine. Adı Gözde Akbaba. Kırşehirli, 26 yaşında.
Haberi duyduğum an kalbim durdu sandım.
Bir anda her şey sustu.
Sabaha kadar gözüme uyku girmedi; telefon elimde kaldı, saatler ilerledi ama içimdeki ağırlık geçmedi.
Adını yazarken bile insan duraksıyor.
Çünkü 26 yaş bir sayı değil; yarım kalmış bir hayat, ertelenmiş planlar, yaşanamamış sıradan günler demek.
Ailesinin neler yaşayabileceğini düşünmek bile istemedim.
Çünkü düşünmek, insanın içini parçalamaya yetiyor.
Gözde, bir “saplantının” hedefi oldu.
Ama bu kelimeyi böyle yazmak yetmiyor.
Çünkü saplantı denilip geçilecek kadar masum değil bu yaşananlar.
Bu; görmezden gelinen tehditlerin, hafife alınan şiddetin, “bir şey olmaz” diye geçiştirilen çığlıkların toplamı.
Kadınlar “rahatsız ediliyorum” dediğinde ciddiye alınmıyor.
“Takıntılı” denilip geçiliyor.
Ta ki bir kadın öldürülene kadar.
Sonra herkes aynı cümleyi kuruyor:
“Nasıl oldu?”
Oysa nasıl olduğu çok tanıdık.
Tehdit vardı.
Korku vardı.
İşaretler vardı.
Ama yine koruma yoktu.
Türkiye’de kadın cinayetleri artık birer istisna değil.
Haber bile değil.
Alışkanlık hâline getirilmeye çalışılan bir gerçek.
Her ölümden sonra birkaç gün konuşuluyor.
Birkaç başlık atılıyor.
Birkaç cümle paylaşılıyor.
Sonra hayat devam ediyor.
Ta ki sıradaki kadın öldürülene kadar.
Gözde’nin ölümü bir istisna değil.
Bir zincirin son halkası.
“Son” diyoruz ama bunu her defasında umutla söylüyoruz; gerçekle değil.
Bu ülkede kadınlar tek tek değil, sıra sıra öldürülüyor.
O kadar çoklar ki artık isimler bir listeye dönüşüyor.
Okudukça bitmeyen, bitmesin diye dua ettiğimiz ama her gün uzayan bir liste…
....Özgecan Aslan.
Emine Bulut.
Pınar Gültekin.
Şule Çet.
Ceren Özdemir.
Münevver Karabulut.
Ayşegül Terzi.
Başak Cengiz.
Güleda Cankel.
Ve Gözde Akbaba.....
Ve burada durmuyor.
Çünkü bu satırları yazarken bile bir başka kadının adı ekleniyor o listeye.
Bazılarının adını hiç öğrenemiyoruz.
“Bir kadın” diye geçiyor haberlerde.
Sanki adı yokmuş gibi.
Sanki hayatı yokmuş gibi.
Bu cinayetler “anlık öfke” değil.
“Psikolojisi bozuktu” bahanesi değil.
Bu; korunmayan kadınların, cezasız bırakılan faillerin, işlemeyen yasaların sonucudur.
Kadınlar defalarca şikâyet ediyor.
Uzaklaştırma kararları kâğıt üstünde kalıyor.
Tehditler “abartı” sayılıyor.
Ta ki bir kadın öldürülene kadar.
Sonra herkes çok üzülüyor.
Bir günlüğüne.
Oysa mesele artık “nasıl oldu” değil.
Asıl soru şu: Neden hâlâ oluyor?
Derhal çare bulunmalı.
Ama göstermelik değil.
Gerçek koruma, gerçek yaptırım, gerçek irade.
Çünkü Gözde’yi geri getiremeyiz.
Ama bir başka 26 yaşındaki kadının adını bu köşeye yazmamak hâlâ mümkün.
Kadın cinayetleri kader değil.
Aşk hiç değil.
Bu, göz göre göre işlenen bir toplumsal suç.
Bir gün bu ülkede bir köşe yazısı yazmak istiyoruz.
Başlığı şu olsun: “Bugün hiç kadın ölmedi.”
O gün gelene kadar, susmak da bu suçun bir parçası.
Ve biz artık susmayacağız.
YETER ARTIK
Hatice Altıok Akdoğan
Yorumlar