Hayat koşturmacası içinde çoğumuzun "kötü çocuk" muamelesi yaptığı bir duygu var: Öfke. Onu bir hata, bir zayıflık ya da bastırılması gereken bir patlama anı olarak kodladık zihnimizde. Oysa son zamanlarda yaptığım gözlemler ve üzerinde düşündüğüm anlar beni bambaşka bir noktaya götürdü. Aslında bizi en çok korumaya çalışan şeyin, o kaçtığımız öfkemiz olduğunu fark ettim.
İçimizde bir yerlerde sessiz bir çığlık yükselir bazen; "Burada bir problem var!" der. Ama biz ne yaparız? Çatışmadan kaçmak, "uyumlu" görünmek ya da sevilmeye devam etmek adına o sesi susturur, derinlere gömeriz. Oysa öfke, durduk yere kapımızı çalmaz.
Sınırlar ve Değerler
Öfke, aslında ruhumuzun sınır bekçisidir. Görmezden gelindiğimizde, değerimiz hiçe sayıldığında ya da o görünmez kırmızı çizgilerimiz hoyratça aşıldığında ortaya çıkar. Yani sorun, o an hissettiğimiz öfke değildir. Asıl sorun; bizi inciten, ruhumuzu zedeleyen durumları "normalleştirmeye" çalışmamızdır. Tahammül sınırımızı zorlayan şeylere "olur öyle" dediğimizde, öfke bir uyarı fişeği gibi parlar.
"Burada Dur!"
Eğer dikkatli dinlerseniz, öfke size aslında çok net bir şey söyler: "Burada durman gereken bir yer var." Bu cümle bir saldırı daveti değil, bir özsaygı hatırlatmasıdır. Öfke, bize kendimizi korumamız gereken sınırı işaret eden bir pusuladır.
Kısacası öfke, bastırılması gereken bir düşman değil; bize bir şeyler anlatmaya çalışan, içimizdeki o yaralı çocuğu korumaya yeminli bir dosttur. Önemli olan o sesi duymak, neden orada olduğunu anlamak ve kendimize verdiğimiz değeri tekrar hatırlamaktır. Unutmayın; sizi inciteni normalleştirmek zorunda değilsiniz. Ruhunuzun sınırlarını korumak bir hak değil, kendinize olan borcunuzdur.
Sizce de bazen en büyük koruyucumuz, o çok korktuğumuz sesin içinde saklı değil mi?
BU arada şunu da hatırlatmayı gorev bilirim. Tüm bunları söyledim diye, yarın sabah elinizde bir meşaleyle önüne gelene "Sınırlarımı ihlal ettin, al sana hakikat!" diye dalmanızı da önermiyorum. Öfkeyi bir pusula olarak kullanalım dedik, ejderhaya dönüşüp şehri yakın demedik. Yani bu yazı sizi bir öfke makinesine dönüştürmek için değil, o "iç sesin" neden bağırdığını anlamanız için yazıldı. Yoksa her önüne gelene parlayan o meşhur "asabi dayı" profilinin özsaygıyla pek bir ilgisi yok, o tamamen başka bir yazının konusu. Kısacası; öfkenizin mesajını okuyun ama zarfı da kimsenin kafasına atmayın!