​Selamlar dostlar, bugün burada kelimelerin ötesine geçen, baktıkça insanın ruhunu dinlendiren çok özel bir anı sizinle paylaşmak istiyorum. Geçenlerde karşıma çıkan bu heykel, zihnimdeki karmaşayı bir anda susturuverdi. Bazı görseller sadece göze değil, doğrudan kalbin en kuytu köşesine hitap eder ya; işte bu eser de benim için öyle oldu. İçimden taşan o ilk hisleri, hiçbir kurguya sığdırmadan, en saf haliyle sizinle paylaşmak istedim. Bu satırlar, o zarif figürün gölgesinde soluklanan ruhumun birer yansımasıdır.

​Bazen bir nesneye bakarsınız ve kelimeler zihninizde kendiliğinden birer inci tanesi gibi dizilmeye başlar. Ben bir sanat eleştirmeni ya da heykeltıraş değilim; sadece ruhunun sesini dinlemeye çalışan, hayatın karmaşasında bazen nefes alacak bir boşluk arayan biriyim. Ancak bu görselle karşılaştığım an, içimde bir yerlerde o eski, tanıdık sızının tatlı bir huzura dönüştüğünü hissettim. Beni benden alan bu zarafet karşısında kayıtsız kalamadım ve bu hafta bir farklılık yapıp, bu heykelin kalbimde bıraktığı o derin izleri kendi cümlelerimle kağıda dökmek istedim.

​Bu heykelin hissettirdiği o derin sessizlikte, ruhuma dokunan ince bir sızı ve aynı zamanda muazzam bir özgürlük hissi buluyorum. Gökyüzünün en mahrem köşesinde, ayın kıvrımına asılmış bir salıncakta sallanmak; benim için sadece yerçekimine değil, dünyanın tüm ağır yüklerine de meydan okumak gibi. Kadının yüzündeki o dingin ifadeyi izlerken, gözlerimi yumup kendimi rüzgârın şefkatine bırakma arzusu duyuyorum. Bu, aslında hepimizin zaman zaman özlediği o "kendi içine çekilme" hali... Sanki hayatın gürültüsü çok aşağılarda kalmış, yukarıda sadece yıldızların fısıltısı ve kalbimin ritmiyle baş başayım.

​Salıncağın iplerine sıkıca tutunan ellerime bakıyorum; bir yanıyla hayata olan bağlılığımı, diğer yanıyla da bilinmeze duyduğum o garip güveni fısıldıyorlar bana. Ayın o kraterli, soğuk ama bir o kadar da ışık saçan yüzeyi, en yalnız anlarımda bile aslında bir sığınağımın olduğunu hatırlatıyor. Altımdaki kayalık ve engebeli zemin, belki de geride bıraktığım zorlukları, aştığım yolları temsil ediyor; ancak şu an ayaklarımı yerden kesmiş olmanın huzuruyla tüm o sertliği bir kenara bırakabiliyorum. Bakarken, kendi ruhumun da o salıncakta hafifçe sallandığını hissediyorum.

​Bu hisler benim için aslında fiziksel bir mesafeyi değil, duygusal bir yükselişi anlatıyor. İçimdeki o kırılgan ama bir o kadar da dayanıklı kadının, gökyüzüne tutunarak kendi masalını yeniden yazışına tanıklık ediyorum. Şiirsel bir sessizliğin içinde, iplerin her gıcırtısı bana sabrı ve umudu fısıldıyor. Bazen dünyadan uzaklaşmak, aslında özüme en yakın olduğum andır. Bu figürde bulduğum şey tam da bu; en saf haliyle huzur, en yalın haliyle hürriyet.

​İşte bazen, fildişi bir sessizliğin içinde sallanan o küçük figür gibi, hepimiz sadece gökyüzüne tutunup birazcık olsun kendimizi duymak istiyoruz. Umarım bu satırlar, sizin de hayatın o keskin köşelerinden uzaklaşıp kendi gökyüzünüzde küçük bir mola vermenize vesile olur. Ayın ışığı hep yolunuzu aydınlatsın.