Sanat; insanın iç dünyasını zenginleştirir, renklendirir. Dünyanın daha yaşanılır olmasını sağlayan sanatsal yaratıcılığıdır. İnsanın ruhsal inşasını sağlar. Yaratıcılığının kaygısı ile üreten ve kendini var eden sanatçı ruhsal inşalara yaptığı katkılardan dolayı huzurlu ve mutlu olur.

“ İnsan hayatta olduğu için ev yapar, ölümlü olduğunu bildiği için kitap yazar. Sürü halinde yaşadığı için topluluk içinde oturur, ama yalnız olduğunu bildiği için okur.” Çıplak güneşin altındaki her konuya büyük bir ilgi duyduğumdandır, sürekli okumalar yaparım. Her okuma sonrası bilgisizliğimin derinliklerinde yeni keşiflere çıkarım. Her keşif sonrası yazdığım metinlerde kendimi bulmanın şaşkınlığıyla yoluma devam ederim. Kendimi teşhir etmenin rahatlığıyla yazmanın tadına ulaşırım.

Denemeyi ayrıcalıklı kılan da kendinle kalman, kendinle var olma halindir. Hiçbir kısıtlama kaygısı taşımadan kendimi sınırsız ifade özgürlüğü bir ayrıcalık değil midir? Başka hayatların dışında kendi hayatını sunmak bir sanatçıyı özel yapmaz mı? Çekincesiz, umursamadan yazmanın, kelimelerin özgürlüğüyle eserler bırakmak.

Sözcüklerin ustası, kelamın büyüsü, kalemin tükenmezliğidir denemenin ve geniş anlamda edebiyatın yolculuğu. Sözcüklerin olmadığı, kullanılmadığı yerde şiddetin; o kahredici, o öldürücü yüzü ortaya çıkar. İnsanı asıl kimliğinden koparır ve uzaklaştırır. Konuşma eylemi insanın varlığını kanıtlar. Cezalandırılma endişesiyle konuşmasam, yazmasam sözümü içimde ezmenin, öldürmenin kahredici ezikliğiyle yaşamanın ezikliğini hissederim. Her bir söz, her bir kelam yeni ufuklara yolculuğun başlangıcıdır. Şu kahredici, şu kötülük üretim merkezlerinin çağlar boyunca sürekli iş başında olduğu “bizi kudurtmak için kurulmuş bu dünyada” kalemin uçlarından akan kelamdır bizi güçlü kılan.

Her yazılan metinde; iğneleyici de olsa, değinmeler de olsa, sorgulamalar da olsa, ağır eleştiriler de olsa yaşanmışlığın ve yaşanılanın politik duruşundan, bakışından, etkisinden esintiler bulmak mümkündür. Aksi durum; ruhsuz, saçma, anlamsız, süslü olmanın ötesine taşımıyor beni. Okuyucuyu biraz meraklandırmak, biraz düşünmeye sürüklemek, biraz eleştirel bakışı vermek, fanatizmden ve bağnazlıktan uzaklaştırıp yalın gerçeklikle yüzleştirmenin önemine işaret etmek istiyorum. Her metnin kendi içindeki tutarlılığıyla, bütünselliğiyle aydınlığa uzanan, umudu diri tutan yönüyle…

Aslında her yazdığımız metin politik bir tutumdur. Metnin mesajı; politik tutumumuzu, duruşumuzu belirler. Bu nedenle metinlerin sadece sanatsal olması, politik düşünceden bağımsız olması düşüncesi bana gerçekçi görünmüyor. Metinde sanatsal; etik, estetik, üslup, kurgu v.s özellikler aranır, bulunması gerekir. Bu metnin sanatsal dokusundan kaynaklanır. Ayrıca metinde kendimiz varız. Duygularımızla, düşüncelerimizle, inançlarımızla, felsefemizle, tercihlerimizle v.s bütün bunlarda politik duruşumuzu ele verir.

Biat kültürünün egemen olmasına karşıyım. Özgürlükçü anlayışın metinleri zenginleştireceğine inanıyorum. Biat kültürü totaliter yönetimi yüceltir. Totaliter yönetimler ise düşünce özgürlüğüne, cinsel yaşam hakkına, muhalif duruşa kesin karşı olup cezalandırmayı seçer. Her cezalandırma ise bireysel özgürlüğün korkulara kurban edilmesine yol açar. Yazar metinlerini yazarken bu tercihlerine göre politik safını belirlemiş, duruşunu ortaya koymuş olur.

Düşünce özgürlüğü; bütün yaratıcılıkların, üretkenliklerin özünü oluşturur. O yoksa insan yaşarken ölüme mahkûm edilmiş varlıktır. İktidarlarda bu gücü bildiklerinden en çok düşünenlere saldırır ve cezalandırırlar. İktidarların dayandığı devlet; çürümenin, yozlaşmanın, bozulmanın merkezi olup insanlığın en büyük marangozluk hatasıdır. Yeryüzü cennetlerinin sonunu getirdi o baskıcı, o zorba, o cezalandırıcı güç. Ne yaparsak yapalım; arsızlığın, soysuzluğun, vicdansızlığın hâkimiyetine girilen bu çağda yeryüzü cenneti bir ütopya olarak kalmaya devam edecektir. Belki de beş yüz yıl öncesinin Thomas Mor’un ütopyasına ulaşmak daha sahici olacak.

“En büyük zalimler, kafası kesilmemiş mazlumlar arasından çıkar.” Kötülük o kadar çok bizi ele geçirdi ki, tarihi bir kuşatma altına aldı ki “en güzel çiçekler kokularını kaybetti.” Her türden ideoloji, düşünce, yönetim, sanat, edebiyat kötülüğün ele geçirdiği dünyanın çırpınışını çaresizlikle, zavallılıkla izliyor.

“Yok, kurtuluş yeryüzünde cellatlar bağışlanabildiği sürece.” Her kötülüğün azgın, canavar görünüşlü cellatlarıyla, kibar, nazik, sakin olan cellatlarının ortak eseri olduğu gerçeği cehennemin görüntüsünü değiştirmez. “Kulaklarının yanından boynuzları çıkmış, iri gözlü, ağzı burnu kaba, dirsekleri patates gibi, parmakları geniş, eli hançerli büyük iblisti para.” Kötülüğün iblisi bulunduğu günden sonra sembolü para oldu. Güç demekti, kudret demekti, etkilemek demekti, önünde eğilmek demekti. O çağların totemi, tanrısıydı. Peygamberlerin tanrısının “dokunulmazlığı, kutsallığı “ iblisin eline su dökemez. Bu yalın gerçek bağnazlar, fanatikler tarafından da bilinmesine rağmen yalanlar sarmalında kötülüğün perdesi olarak kör gözlere hatırlatılır.

“Tanrının rüzgârının saçlarına değdiği nadir sanatçılardan biri olan” Dostoyevski kötülükleri yazmaktan yorgun düştü.

İnsan, kötülükleri zihninde kovmak, daha güzel şeyler hayal etmek, doğaüstü ve doğa güçlerini hayatına katarak belki de huzur arar. Hikâyeler anlatır, masallar uydurur. Uydurduğu her masalla birazcık huzur mu bulur, sükûnete mi erer, gerçeklikten kopmak mı ister bilinmez. Ancak masallar dünyasına karıştıkça; farklı bir ruh halinin, farklı bir yürek atışının, farklı bir yaşam arayışının kaygısını sezinlemekte olasıdır. Uydurulmuş şeylerin çağlar boyunca insanlığa ilham oluşunun hikmeti ne diye gereksiz sorularla yormayayım sizleri. Sahi masallar ne diye anlatılır insanlık tarihinin serüveninde. Yalan olduğu bilinmesine rağmen, uyduranın çağlar sonrasına aktarılan sözlerinin ilginçliği nedir diye sorarız. Belki de gerçekten uzaklaşan insanları uyutmak, var olan gerçekle bağını koparmak, hayali bir yaşamı korkularla ürkütmek, Kafdağı ardındaki hayali kahramanlarıyla avutmak olabilir. Hangisini ilginiz çekeceğini konumunuza, algınıza, bilincinize havale ediyorum.