Yüreğindeki öfke gözlerine yansımış, yüzü kızarmış. Alev topu misali her an patlayacak. Neden, niçin sorularıyla anlamsızca adama bakıyorum. Yakın zamana kadar; mülayim ilan edilen, etrafındaki fırıldakların koşturarak dolaştıkları, el pençe divan durdukları “başkanım” diye yere göğe sığdıramadıkları, “kâmil”, akil adam” niye bu kadar kızar ki!

“Geliyorum” demişti. Bir türlü gelmek istediği yer neresiyse gelememişti. Birkaç yıldır ayrı düşmüştü eski yol arkadaşlarından, özlemiş veya özlenmiş olmalı. “Geldi” daha erken gelesice…Gözlerim yollarda kalmıştı. Merakımdan dilim kesilmiş, sözcüklerimi yutmuştum.

“Buradayım, buradayım “diye masaya vuruşu vardı ki, bu coğrafyada kimse onun gibi yüreklice, gür haykırmamıştı. Ufak tefek bünyesinden fışkıran o azametli vuruş, görkemli haykırış. Hatırladıkça, hatırlattıkça “burada” oluşunu rahatlamış, huzur bulmuştum. Kimsesiz olmadığımı anlamış, güvendeyim diye için için sevinmiştim.

Tanrı bu coğrafyaya kurtarıcı ve kahraman gönderme konusunda çok cömert davranıyor. Her kahraman kalıcı izler bırakma derdinden çok kişisel ikbalinin derdine düştüğünden gücü ile sınırlı etkiler bırakıyor, kayboluyor. Belki de bundandır kurtarıcılığa ve kahramanlığa soyunma hikayesi. “Hukuk” zoruyla korunan kahramanlar ve kurtarıcılar da o zırhtan arındıkları gün tarihe havale olacaklar biliniyor. Bilindiği için kahramanlık hikayesinin sürmesi gerekir.

Bu coğrafya politik kirliliğe alışkın. Sorumlu bir politik gelenek oluşmadığından, hesap verirlilik olmadığından saltanatlar da normaldir. Her kim hangi; mevkii, makam, koltuğu ele geçirip gücü kıyısından da olsa kullanma mertebesine ulaşırsa değme keyfine… Ayrıca bu coğrafyada normal yürümesi, kurallarına uygun olması gereken işlerde de sakatlık, anormallik var. Rüşvet ve torpil yaşamın kendisine dönüşmüş olup, olmazlarımızdandır.

“Buradayım, geldim” diyen, yeniden bizleri şereflendiren bir zamanların “adalet” arayıcısının, “hukuk” gaspına. Sığınağı, güvenli liman değil;” hukukun gereği” … Çok ironi, çok komik, çok saçma, çok ahlaksız, çok vicdansız, çok akılsız bir sunum ve savunma…Dünün yandaş mikrofonları candan, kandaş olmuş karşısında methiyelerini bir an önce duyurmanın derdinde, telaşında.

Araçsallaşan ve artık bağımsız özgünlüğünü yitirdiğini uygulayıcılarının ifade ve ilan ettiği bir kurumdan medet ummak ve onun ardına sığınmak sadece ruhi değil, zihinsel de tükeniştir. Garip olan ise etrafında, eskilerden kalan avenenin bir bölümünün bu rezilliğe ortak oluşudur.

Aranızdaki kavga aslında beni çok ilgilendirmiyor ve umursamıyorum. Dün bu yollarda siz beraber yürüdünüz. Veya öyle olduğunu düşünüyorsunuz. Omuz omuza iktidara… Yanı başınızda da o gün de bugün de esemeleri okunmayan, ne oldukları belirsiz, içinizi oyan, boşaltan bir sürü engerek vardı. Sahi o mutlu, şatafatlı, kiminizin bakanlık kartvizitleri, kiminizin mühim görevler için hazır beklediği mutlu mesut günlerinize ne oldu, nerede o yere göğe sığdıramadığınız akıl daneleriniz… Nerede o kaçkınlar…Sizin, haleflerinizin, seleflerinizin siyasal düşünceleriyle doku, kan uyuşmazlığım var. Bir arada, birlikte olma şansımız zaten yoktu ve olmayacakta. Arızalı bir devletin arızalı ideolojisiyle birbirinize “eski”, “yeni” ülke masalları anlatarak hoşça vakit geçirebilirsiniz.

Yol arkadaşıydınız veya öyle söylüyordunuz. Yoldaşlık; çıkarsız, ideallere güvenmektir. Sizin yolculuğunuzda yoldaşlık hukuku olmadığı için kısaldı, çıkarlar çatıştı, makamlar önemsendi v.s…

Yaşlılığının demlerinde dinlenmesi, anılarını yazarak köşesinde yaşamın tadını çıkarması, keyfini alması gereken adam, halen hırsla, uzunca yıllar oturduğu koltuğa hasretini giderme derdinde. Bu kadar hırs, bu kadar öfke, bu kadar nefret niye… İroni ve hazin olan ise bir zamanlar karşıt olduğunu söylediklerine benzemek, benzeşmek… Koltuğu iç olmuş, hiç olmuş “hukuk”la aldınız. Saygınlığı da o saygınlığı sıfır “hukuk “mu verecek, kazandıracak. Sahi aynaya bakıp kendinizle baş başa kalma gereği duymuyor musunuz? Rezil koltuk. Badasıca koltuk. Ömrünüzün geri kalanında size yapışık koltuk yapalım, onunla dolaşın. Hiç koltuğum, makamım, mevkiim olmadı hayatım boyunca. Olmasının tutkusu da. Ne koltuk ama. Bir zamanlar fötrünü kaptırmayan bir politikacı vardı. Onu anlayabilirim, onun simgesiydi. Ama bu koltuk tutkun gerçekten kişilik bozulması değilse, izahını yapar mısın? Sakın bana; “hak”, hukuk”, “adalet”, “demokrasi” zırvalıklarıyla gelme.

“Buradayım, geldim” dedi, affederek. İnekçiyi meşhur etti. Kendisini linç etmeye kalkışan inekçi saldırganını affetmiş. Ne büyük adil cenaplık, bu ne büyüklük, bu ne yücelik… Aslını inkâr eden yaşlı bir adamın, aslını seslendirmekten korkan adam büyük yüreklilik, sevgi göstererek inekçiyle helalleşmiş, affetmiş. Tanrı size akıl izan versin, sizin peşinizdekilere de gerçekten akıl ihsan eylesin. Celladına aşık toplumun, yaşlı tipik kötü bir örneği… Yazık… yazık…

Çürümüş geçmişe sarılarak nostaljinize artık sadece gülüyorum. Sizi ciddiye almıyorum, muhatap olmuyorum. Sizi ciddiye alıp önceleri methiyeler dizenleri, şimdilerde ise helak olanları gördükçe, kirlendiğinizi fark edemeyecek kadar zavallılaştığınızı göremeyecek durumda oluşunuza da üzülmüyorum. Yitirdiğiniz şeylerin farkında olmayacak kadar bir hırsa bürünmeniz ise sözcüğün doğru anlatımıyla felaketiniz, bitişiniz, tükenişiniz. Bundan sonra “buradayım, geliyorum “diyeceklere olan inancı da tükettiğiniz için görevinizi tamamlamanın huzuruyla uyuya bilirsiniz.