Bu bir veda yazısı olmayıp, kısa bir moladır. Uzun zamandır birlikteyiz. Dünyanın, ülkenin hallerine ilişkin yazmaya çalışıyorum. İnsanlığın bitmez, tükenmez sorunlarına kafa yoruyorum. Gerekli mi, değil mi diye soracaklara da yanıtlarını kendilerine bırakıyorum.

Ben bir edebiyatçıyım. Edebiyatın iyileştiriciliğini bulaştırmayı amaçlıyorum. İnsanlığın içinde bulunduğu karanlıktan edebiyatın ışığı ile aydınlığa ulaşacağına inanıyorum. Edebiyatın gücüne, kelamın kaleme dökülen sözünün umutları çoğaltacağına, yaşama anlam katacağına inancımdır beni yazım serüveninin yolculuğuna sürükleyen. İyi ki o yolculuğa bulaştım ve sürdürüyorum.

Sorumluluk duygusunun zorunluluğa dönüşmesidir beni bu meşakatli yolda uğraştıran. Kentte ve ülkede aydınlık bir yaşam derdindeyim. Yazdıklarımla buna katkı sunma amacındayım. Kişilerle bir derdim yok. Uyuşmuş, uyuşturulmuş beyinler ve kararan ruhlarla da ilgilenmiyorum. Yazdıklarımı; eleştirel okuyan, düşünen, soran, sorgulayan bir insan kitlesi yaratmanın kaygısındayım. Merakın peşinden ve şüphenin izinden gidecek, neden, niçin sorularıyla kafa yoracak insani bir duyarlılık bilinci oluşturmanın önemini vurgulama amacındayım.

Etik davranmaya, estetiği yerleştirmeye, hümanizmi yaşam felsefesi olarak benimsiyorum. Sokrates’in asırlar öncesinin tavizsiz ahlaki duruşunun takipçisi olmaya çalışıyorum. İlkelerimden taviz vermeden; hiçbir politik beklenti içerisinde olmadan yazıyorum. Edebiyatın nahifliğinin politikanın kirli dili tarafından zehirlenmemesine dikkat ediyorum. Bundan dolayı da politik örgütlerle mesafeliyim. Hiçbir politik örgütün aktif bir üyesi değilim ve de olmayacağım. Aksi durum kendimi inkar demektir. Politikanın; bıktırıcı, yorucu, boğucu, bağnaz, itaatkar, fanatik söylemlerinden uzak durarak, edebiyatın; nazik, incelikli söyleminin ruhlara iyi geleceğine inanıyorum.

Edebiyatın özellikle sahici olmasına, hırstan, her şeyin metaya dönüştüğü çağın hastalıklardan uzak olması gerektiğini tekrar hatırlatmakta sakınca görmüyorum. Edebi eserin saygınlığına gölge düşmesinin içimi acıtacağını da bilmenizi isterim. Bir edebiyatçı için en kahredici şeyin kendini ulaşılmaz görme hastalığına yakalanması olduğu hatırlatmadan geçemeyeceğim.

Bu kent; kendi halindeki sessizliğiyle, aydınlatmak isteyen bir avuç insanın çabalarıyla, müziğin ve edebiyatın buluştuğu bir havzadır benim için. Ancak buna tahammülü olmayan küçük bir grubun fanatik, bağnaz bakışlarına da teslim olmayacak, etmeyeceğiz. Bir edebiyatçı olarak bu benim için çok önemli ve değerlidir.

Sosyal medyanın kirliliğinden uzak, okuduğumuz ve tartıştığımız yazarların izinden yolculuğumuz değişik ülkelere ve çağlara uzanacak. Biz edebiyatçılar, edebiyat gönüllüleri, edebiyat sevdalıları aydınlık yolumuzdan taviz vermeden ilerleme kararlılığında olacağız.

Köşe yazısı olarak bakmıyorum yazılarıma. Geleceğe miras, emanet kalacağına olan inancımdır beni sürükleyen. Sözcüklerin gücüne olan sadakatim, bağlılığım birikimimi paylaşma zorunluluğuna dönüştürüyor. Hiçbir pişmanlık duymuyorum. Zevkle yazıyor, mutlu oluyorum.

Mola yorgunluktan kaynaklı değil. Hayattan şikayetçi olanlardan değilim biliyorsunuz. Sürekli şikayet halinin; bıktırıcı, yorucu, moral bozukluğu, umutsuzluk, yaşam sevincini körelteceğini düşünüyorum. Öncelikli edebi eserlere yoğunlaşma mecburiyetinden kaynaklı olduğunu açıklamak isterim.

Ruhun, beynin dinlenmesi. Bu kadar ağır yaşamın içinde birazcık hakkım olduğunu düşünüyorum.

Edebiyatın adabında buluşmak dileğiyle…