“Yağmur ölgün ölgün yağmakta…”

Hangi şiirin başlangıç mısraıydı hatırlamıyorum ancak “ölgün” kelimesi geçtiği için belki de aklımda kalıyor bu satır. Bazen kelimeler de ölür. Kelimeler de tıpkı kullanılmayan evler, hatırlanmayan dostlar gibi kenara itilir ve gün gelir ölür.

İzmir-Basmane Garı tren istasyonundayım. Tire treninin hareket saati yaklaşıyor. Bir tatil gününün sabah saatleri. Yıllardır görmediğim bir dostumu ziyarete gidiyorum. Çok zamandır görüşmesek de sanki her gün konuşuyormuşuz gibi geliyor karşılaştığımızdaki samimiyet. Kendi yağı ile kavruluyor; ilçede kargo hizmeti veriyor. “19 yıl emek verdim.” Diyor eski çalıştığı kargo şirketi için. “Herkes günlük 50-60 kargo dağıtırken ben 250 kargo dağıtıyordum. Ancak aynı maaşı aldığımız gibi, bir de üstüne yönetici olan kişiden zılgıt yiyordum. Şimdi ise kendi işimi yapıyorum.”

“Kargo şirketinden ayrıldıktan sonra kıt imkânları ile eski bir minibüs tipi araç ile yapıyordum bu işi. Yaptığım iş ve kendim göze görünmüyorduk pek. Şimdi ise kredi ile yeni bir kargo taşıma minibüsü aldım. Herkes daha bir dikkat kesilir oldu. Bekir diyenler artık Bekir Bey demeye başladı. Yaptığım işteki mükemmeliyetçilik göze çarpmadı, şimdiki pahalı aracım konuşuluyor. Kimse de demiyor ki Bekir ne yer, ne içer, evine üç yavrusuna nasıl ekmek götürür!”

Bekir bu dünyada tanıdığım en dürüst insanlardan birisi. Saatler ilerledikçe yağmur ölgün ölgün değil, şiddetini artırarak yağmakta ve Bekir bana Tire’yi gezdirmekte…

*

Saklı kalan Şiirler Köşemizin bu haftaki misafiri Nihat Yurdakul, 1950’li yıllardan bir şiir.

İnsanlardan çok uzak,

Çok uzak köylerden, kasabalardan, şehirlerden…

Bir deniz kenarında uçsuz bucaksız,

Uzak yaşamak bütün söylentilerden…

Yalçın olmalı deniz kenarındaki kayalıklar,

Arada kumsalı bulunmalı çöllere denk…

Ne ömür şey olur şu yaşamak,

Dalgalar, balıklar, martılar…

Kumlara sarılıp yatmalıyız seninle,

Geceler ister serin olsun, ister ılık…

Denizden çıkıp iyi şeyler vaat etmeli geleceğe dair,

Yarı insan-yarı balık…

Seninle bir cümle yazmalıyız kumların üstüne

Dalgalar bir gidip, bir gelip silmeli…

İsterim ki yaşıyan bütün insanlar,

Bu cümleyi bilmeli…

Unutmalıyız ekmeği, aşı

Alabildiğine saadet içinde, alabildiğine hür…

Ve denize, ele-güne karşı,

Öpebilmeliyim seni…

Balık kokmalı dudakların,

Saçların pul pul deniz…

Bizim gibi olmanızı isterim insanlar,

Bizimle beraber yaşayın isterseniz…

Sonra çocuklarımız olmalı seninle,

Hırçın köpükler misali bembeyaz…

Kumlara sarılıp yatmalıyız sere serpe,

Geceler ister ılık olsun, ister ayaz…

Bu masal en içten şarkılar gibi uysal başlamalı,

Çılgın devam etmeli ömür boyu…

Günlerden korkup telâşa düşmemeliyiz,

Geceler isterse aydınlık olsun…

İnsanlardan çok uzak,

Çok uzak evlerden, otellerden, hanlardan…

Yaşamalıyım uçsuz bucaksız bir deniz kenarında,

Gayri hiçbir şey beklemiyorum insanlardan…