Anadolu öylesine geniş ki bir ucundan bir ucuna insanlar gibi sözler de beddualar da değişiyor.

Soyha, soha ve soyka biçimlerinde de söylenen soyha kelimesi deyimleri süslerken bedduaların da vazgeçilmez unsuru.

İnsan bazen yaşadığı ömrün içinde öyle kırılır ki, kendi hayatına dönüp "Ben ne ara soyha bir ömre döndüm? diye sorar.

Kırşehir'in bozkırında bu söz kolay kolay söylenmez. Bir insana "soyha" deniyorsa; sadece yoksulluğu değil, emeksizliği, vefasızlığı ve kendini tüketmişliği de anlatır.

Oysa hayat, insana bir kez verilen en büyük emanettir. Her doğan çocuk tertemiz bir sayfa açar. Onu soyha yapan kader değil; kimi zaman yanlış tercihler, kimi zaman hırs, kimi zaman da sevgisizliktir.

İnsan ekmeğini paylaşmayı, komşusunun derdini dinlemeyi, büyüklerine hürmeti unutursa; cebi dolsa bile gönlü fakirleşir. İşte o zaman hayatın bereketi çekilir.

Anadolu öylesine geniş ki bir ucundan bir ucuna insanlar gibi sözler de değişiyor.

Kırşehir'in Ahilik kültürü bize başka bir yol gösterir.

Ahi Evran'ın öğrettiği gibi; dürüstlük, alın teri, paylaşmak ve kul hakkına riayet etmek insanı yüceltir.

Bir ömrün değeri, ne kadar mal biriktirdiğiyle değil, kaç gönülde iz bıraktığıyla ölçülür.

Bozkırın insanı der ki: "İnsan toprağa ne ekerse onu biçer." Hayata kin eken pişmanlık biçer, sevgi eken ise dua toplar.

Bu yüzden hiçbir hayat doğuştan soyha değildir. İnsan, iyiliği seçtiği gün kendi kaderini yeniden yazmaya başlar.

Öyleyse ömrümüzü soyha bir hayata çevirmeyelim.

Ardımızda kırık kalpler değil, güzel hatıralar bırakalım.

Çünkü insan öldüğünde malı değil; adı, ahlakı ve yaptığı iyilikler yaşamaya devam eder.

Asıl zenginlik de budur.