Sakarya yalnızca bir nehir değildir.

O, Anadolu’nun hafızasından süzülüp gelen büyük bir tarihin sessiz tanığıdır. Kıyısında akan su, bazen bir milletin geçmişini, bazen bir savaşın acısını, bazen de yeniden ayağa kalkmanın iradesini taşır.

Sakarya’nın adı, özellikle Millî Mücadele’nin en kritik dönemeçlerinden biri olan Sakarya Meydan Muharebesi ile Türk tarihinin en ağır sayfalarından birine yazılmıştır. 1921 yılının o sıcak ve çetin günlerinde mesele yalnızca bir savaşın kazanılması değildi. Mesele, Anadolu’da Türk milletinin geleceğinin olup olmayacağıydı.

Mustafa Kemal Paşa’nın “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır” anlayışı, savaşın yalnızca bir cephe üzerinde değil, bütün vatan üzerinde yürütüldüğünü ortaya koyuyordu.

Sakarya’da asker yalnızca toprağı savunmadı. Bir milletin geleceğini savundu.

İşte bu yüzden Sakarya’nın sırtında yalnızca savaşın hatırası yoktur. Orada fedakârlık vardır, yokluk vardır, sabır vardır.

Köyünden çıkan gençlerin, evini ve ailesini geride bırakarak cepheye yürüyüşü vardır.

Anadolu insanının kağnısıyla taşıdığı cephane vardır.

Anaların duaları, babaların sessiz bekleyişleri, çocukların yarım kalan çocukluğu vardır.

Sakarya, bütün bunların hafızasıdır.

Fakat Sakarya’nın anlamı yalnızca 1921 ile sınırlı değildir.

Türklerin Anadolu’daki hikâyesi, yüzyıllar boyunca savaşlarla, göçlerle, devletlerle, yıkımlarla ve yeniden kuruluşlarla şekillenmiştir. Bu topraklar üzerinde nice medeniyetler yükselmiş, nice devletler kurulmuş ve tarihin rüzgârları nice milletleri başka yönlere savurmuştur.

Türk milleti ise Anadolu’yu yalnızca üzerinde yaşanacak bir coğrafya olarak değil, yurt olarak benimsemiştir.

Yurt dediğimiz şey, haritadaki çizgilerden ibaret değildir.

Yurt; hatıraların, mezarların, türkülerinin, camilerinin, tarlalarının, dağlarının ve nehirlerinin bir araya geldiği büyük bir hafızadır.

Sakarya da bu hafızanın en güçlü sembollerinden biridir.

Bugün Sakarya’ya baktığımızda yalnızca akan suyu görmemeliyiz. O suyun taşıdığı tarihe de bakmalıyız.

Çünkü milletlerin hafızası kaybolduğunda, yalnızca geçmiş unutulmaz; gelecek de yönünü kaybeder.

Sakarya bize şunu hatırlatır:

Bir ülke kolay kurulmaz.

Bir cumhuriyet yalnızca bir yönetim biçimi değildir; arkasında büyük fedakârlıklar, acılar ve emekler vardır.

Bu nedenle tarih, geçmişte kalmış olayların toplamı değil, bugünün insanına bırakılmış bir sorumluluktur.

Sakarya’nın sırtında Türk tarihi vardır.

Ama o tarihin bize yüklediği görev, geçmişle övünmekten ibaret değildir. Asıl görev; o geçmişten ders çıkararak daha adil, daha güçlü, daha bilgili ve daha huzurlu bir ülke kurabilmektir.

Çünkü şehitlerin emanet ettiği vatanı korumak yalnızca sınırları korumak değildir.

Bilimi korumaktır.

Eğitimi korumaktır.

Adaleti korumaktır.

İnsan onurunu korumaktır.

Birbirimize olan güveni korumaktır.

Ve en önemlisi, bu ülkenin geleceğini çocuklara layık hâle getirmektir.

Sakarya’nın suyu bugün de akıyor.

Fakat suyun akışı bize zamanı hatırlatıyor.

Dün geçti.

Bugün bizim elimizde.

Yarın ise çocuklarımızın olacaktır.

Öyleyse Sakarya’ya baktığımızda yalnızca geçmişi değil, geleceği de düşünmeliyiz.

Çünkü Sakarya’nın sırtına vurulan Türk tarihi, yalnızca bir zaferin hikâyesi değildir.

O tarih, “Bu vatan nasıl ayakta kaldı?” sorusunun da cevabıdır.

Ve cevabı açıktır:

Fedakârlıkla…

İmanla…

Akılla…

Birlik duygusuyla…

Ve en zor zamanda bile umudunu kaybetmeyen bir milletin iradesiyle.

Sakarya akmaya devam ediyor.

Türk tarihi de onun hafızasında yürümeye devam ediyor.

Sırtına Sakarya’nın Türk tarihi vurulur; çünkü bazı nehirler yalnızca denize değil, bir milletin hafızasına akar.