Anadolu bozkırının ruhunu, hüznünü ve asaletini sazının tellerine dökerek milyonların yüreğine dokunan büyük usta Neşet Ertaş’ın aramızdan ayrılışının 14. yılında derin hüznünü hâlâ içimizde taşıyoruz. O, sadece bağlama çalan ya da türkü söyleyen bir sanatçı değildi; insan olmanın, alçakgönüllü kalmanın ve "gönül" kavramının yaşayan en büyük temsilcisiydi. Sazını kucağına alışındaki incelik, seyircisine "Garip" diye seslenişindeki samimiyet, bugün eksikliğini hissettiğimiz en büyük değerdi.
Yıllar Sonra Aynı Avluda: Kerpiçten Gönül Sarayına
Kırşehir’de gazetecilik yaptığım ilk yıllarda, büyük ustanın doğup büyüdüğü o kerpiç evi ziyarete gitmiştim. Beni basın camiasına kazandıran, mesleki yolculuğumda üzerimde ödenmez emekleri olan kıymetli öğretmen, merhum Avşar Cihan hocam ve birkaç gazeteci arkadaşımla birlikte adım atmıştık o avluya. O zamanlar henüz restore edilmemişti; mütevazı, tozlu ve zamanın izlerini taşıyan sade bir kerpiç yapıydı. Ama Avşar hocamın rehberliğinde o kerpiç duvarların arasında dururken bile Anadolu’nun en büyük sesinin bıraktığı o derin ruhu duymak mümkündü.
Aradan uzun yıllar geçti, yolum Ankara’ya düştü. Yıllar sonra, İçişleri Bakanlığının destekleriyle Kırşehirli Dernekler Federasyonu ile HBVÜ DİLMER’in düzenlediği “Dünya Gençliği Kırşehir’de” projesi kapsamında ayağım yeniden Kırşehir’e ve o eve bastı.
Gördüğüm manzara, ustanın hatırasına yakışır güzellikteydi. Kapıdan içeri adım attığınızda sizi harika bir bahçe karşılıyor. Rengârenk, daha önce belki de hiç görmediğim değişik çiçeklerle bezeli bu avluda adeta ustanın türküleri açmış gibiydi. Bahçede ilerledikçe özel olarak tasarlanmış yazı durakları göze çarpıyor. Her bir durakta durup yazıları okurken, bir yandan da kulaklarınızda Neşet Ertaş’ın o ilahi, samimi sesi yankılanıyor. Yıllar önce Avşar hocamla o sade kerpiç evde hissettiğim sıcaklık, bugün kültürle, çiçeklerle ve türkülerle taçlanmış abidevi bir hatıraya dönüşmüştü.
Sahneden Yankılanan Gönül Sesi ve Anma Konseri
Ustanın insan sevgisini ve nezaketini en iyi özetleyen anlardan biri de sahnede yaşanandı. Sıcak bir yaz akşamı açık hava konserinde ter içinde kaldığında, ceketini çıkarmak için bile seyirciden mahcup bir edayla izin isterdi: “Ayağınızın türabı, gönüllerinizin hizmetçisiyim... Müsaade ederseniz ceketimi çıkarabilir miyim?”
İşte o kerpiç evden çıkan ruh, sahnelerde milyonları bu incelikle selamlayan ruhtu. Nitekim geçtiğimiz günlerde Kırşehirliler Vakfı ve Ankara Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen Neşet Ertaş’ı Anma Gece’sinde bu ruhu bir kez daha derinden hissettim. Kırşehirlilerin Ankara Atatürk Çocukları ve Doğal Yaşam Parkı’nda konsere gösterdiği yoğun ilgi göğsümüzü kabarttı.
Gecede sahne alan Abdallar Topluluğu ve BARO’nun yanı sıra Sevcan Orhan’ın da sunduğu muhteşem gösteri, büyük ustanın mirasının emin ellerde olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Bu anlamlı ve görkemli organizasyon; Kırşehirliler Vakfı Başkanı Mahbup Torun ve Vakıf Başkan Vekili Mustafa Düğer’in organizasyonuyla hayata geçirilirken, Kadın Kolları Başkanı Güniz Üpçin de vakfa sağladığı değerli desteklerle bu tabloya katkı sundu. Topluma ve hemşerilerine yönelik protez desteği dâhil birçok hayrıyla iz bırakan Mustafa Düğer’in ve vakıf yönetiminin bu adımları, Neşet Ertaş’ın açtığı gönül yolunun bugün de aynı heyecanla yaşatıldığını açıkça gösteriyor.
Gönül Diliyle Konuşan Bir Usta
Neşet Ertaş’ın müziği, yapmacıklıktan uzak, katıksız bir samimiyettir. "Cahildim Dünyanın Rengine Kandım" derken kendiyle yüzleşen, "Yalan Dünya" derken faniliği yüzümüze çarpan, "Gönül Dağı" derken içimizdeki en derin sızıları harekete geçiren bir sestir o. Babası Muharrem Ertaş’tan aldığı Abdal kültürünü ve usta-çırak geleneğini evrensel bir insan sevgisiyle harmanlayarak tüm Türkiye'nin ortak hafızasına kazımıştır.
Gözle Görülmeyen, Ayakla Yürünmeyen Yol
Büyük ustanın da dediği gibi: “Kalpten kalbe bir yol vardır, görülmez...”
Neşet Ertaş’a konserlerinde ya da sohbetlerinde "Usta, 'Kalpten kalbe bir yol vardır' diyorsun, bu yol nasıl bir yoldur?" diye sorulduğunda, usta bu dizenin doğuşunu ve manasını kendi üslubuyla şöyle aktarırdı:
“İnsan gönülden ibarettir. Gönül ise bir kaledir; ne zorla fethedilir ne de parayla satın alınır. Bir insana gerçekten gönülden bağlandığında, araya mesafeler, dağlar, yollar girse de o bağ kopmaz. Sen birini temiz bir hisle, hesapsızca sevdiğinde; senin kalbinden çıkan o duygu karşı tarafın kalbine akar. Sen söylemesen de o hisseder. İşte o yol gözle görülmez, ayakla yürünmez; ama oradan sadece sevgi geçer.”
Ebedî Bir Miras
Aramızdan ayrılışıyla Anadolu bozkırı öksüz, türkülerimiz boynu bükük kaldı; ancak bıraktığı ses ve gönül mirası asla silinmeyecek. Bugün Neşet Ertaş’ı vefatının yıl dönümünde rahmet, minnet ve özlemle anarken; beni basın dünyasıyla tanıştıran, gazetecilik aşkını aşılayan rahmetli Avşar Cihan hocamı da saygı ve dualarla yâd ediyorum.
Büyük usta bedenen aramızdan ayrılmış olsa da o yol; türküleriyle, bahçesindeki ezgilerle, sahnelerdeki anma geceleriyle ve kalplerimize kazıdığı insanlık dersleriyle hâlâ dipdiri ve açık.
Ruhun şad, mekânın cennet olsun Bozkırın Tezenesi...