2000 yılında kulakları çınlasın Köy Hizmetleri Kırşehir İl Müdürü İsmail Bey, bir gün bir sohbette “Makam şoförüme laf söylemeye çekiniyorum. Ben 120 milyon maaş alıyorum, şoförüm 180 milyon. Maaşın kadar konuş dese ne derim?” demişti de şaşırmıştım. Tabi memur ile sendikalı işçi maaşlarının belirlenme yöntemleri farklı ama, şimdi konumuz o değil. Ama şimdi öyle astronomik rakamlarla karşılaşıyoruz ki, insan şaşırmakla, delirmek arasında gidip geliyor.
Örneğin Türk Hava Yolları Genel Müdürü 1 milyon 520 bin Lira maaş alıyormuş. Yardımcıları da 1 milyon 410’ar bin Lira. İnanılır gibi değil. Hani bir hemşerimiz yanılmış da, İzmir’de bir berbere gidip saçını kestirmeye kalkışmış. Sonuçta, kafası da biraz anormalleşmiş, şekli-sıfatı değişmiş ya; tıraş bitince pek beğenmese de “eline-koluna sağlık ağam” deyip, “borcumuz ne?” diye sormuş. “Erkek kuaförü”, “500 lira” demiş. Memleketinde 100-150 liraya, İzmir’dekinden çok daha iyi tıraş olmaya alışmış hemşerimiz, şöyle bir süzmüş berberi: “Beyin ameliyatı mı yaptın ağam?” demiş ya… Benim de THY Genel Müdürü’ne “bu uçakların motorunu sen mi yapıyon ağam, uçak arıza yapınca altına yatıp vidaları sen mi söküp takıyon” diye sorasım var. Yine kurumun alt kademelerindeki müdür ve daire başkanları da 500’er, 600’er bin lira alıyor. Genel müdür 75 emekli maaşı, alttaki sıradan şube müdürü 30 emekli maaşı alıyor. Kim bunların maaşını belirliyor, kim bunlara bu yetkiyi veriyor? Uçakta bir su içsen, bir sandviç yesen ödemek için iki kefilli kredi çekmek lazım. Taşıma ücretleri zaten astronomik. Ama üst kademe maşallah kârların kaymağını götürüyor. Kalanını da Barselona’ya sponsor olduğu gibi saçma harcamalarla çarçur ediyor.
Merkez Bankası Başkanı da 720 bin lira maaş alıyor. Herhalde o da piyasada dolaşan tüm paraları sabaha kadar oturup tek tek boyayıp kesiyor, paketliyor. Bu başkanda nasıl bir yetenek, nasıl bir beceri, nasıl bir doğaüstü sihir var da 30 asgari ücret alabiliyor? Hiç akla gelmeyecek kurumlarda öyle ballı maaşlar alanlar var ki, akıllara zarar.
Bir de Apo Cem Hoca’nın bu haftaki yazısında vurguladığı kıyak vekillik olayı var. Ne mantıkla, ne ahlakla açıklanacak gibi değil. 2 yıl vekillik yap emekli ol. Sonra yeniden seçil, hem emekli vekillik maaşı hem yeni vekillik maaşı al. Böyle bir saçmalık ancak Türkiye’de olur. Eğer emekli sandığından, SGK’dan emekli olup vekil seçildiyse eyvallah. SGK emekli maaşını da alsın vekillik maaşını da alsın. 20 bin SGK maaşı, 270 bin vekil maaşı 290 bin alsın. Fakat hem kıyak emeklilik maaşı, hem mevcut vekillik maaşıyla 470 bin lira almak yaaa? Bu arada belirteyim ki, çoğu insanın düşündüğünün tersine milletvekili maaşlarının yüksek olduğu düşüncesine katılmıyorum. Hakkıyla vekillik yapacaksa, çalmayacaksa, çırpmayacaksa, rüşvetle iş yapmayacaksa aldıkları 270 bin lira çok değil. Çünkü seçilmek için insanlar bir servet harcıyor. Sürekli ziyaretçileri var, yemek, konaklama giderleri oluyor. Seçmenlerinin çoğunun düğününe hediye götürmek zorunda, sürekli seçim bölgelerine gidip gelme masrafları var. Kaldı ki devletin tüm imkanları har vurulup harman savrulurken, milyar dolarlar çetelere aktarılırken, toplamı 600 olan vekillerin maliyetinin lafı bile olmaz. Önemli olan o maaşın hakkını vermek, halkın yararını gözetmek, aksaklıkları araştırmak, yasalar çıkartmak, kalkınmaya yönelik çalışmalar yapmak gibi görevlerini yerine getirsinler. Gerçi vekillerin ne fonksiyonu var ki? Genel başkanlarının “tensipleriyle” aday olup seçiliyorlar. Hiç bir iradelerini ortaya koyamadan sisteme uygun durumu idare ediyorlar. Yoksa işçinin, çiftçinin, esnafın, gencin, kadının demokratik olarak temsil edildiği bir halk meclisi değil ki bu yapı.
Maaş denince en içler acısı durum, asgari ücretli, emekli ve alt düzey tüm çalışanların artık bırakın insan gibi yaşamayı, neredeyse sadece nefes alma mücadelesi vermesi. Bu durumda olanların oranı ülkenin neredeyse yüzde 80’i. 60 milyon insanın yaşam kaderi TÜİK diye bir kurumun istatistik açıklamalarına ve bir tek kişinin ağzından çıkacak bir kelimeye bağlı. Çağdaş bir ülkede böyle maaş ve ücret belirlemesi olabilir mi? Ben, TÜİK’in enflasyon konusundaki tespitlerine inanan bir kişinin olduğuna inanmıyorum. Tamamen maaş belirlemelerine yönelik manipülasyon… Öyle bir sistem getirilmeli ki, hatta Anayasaya konulmalı ki, örneğin asgari ücret ve en düşük emekli aylığı 8 ons altın (Uluslararası geçerli kur) en yüksek devlet bürokratının maaşı 4 emekli maaşını geçemez, milletvekili maaşı 5 asgari ücret, cumhurbaşkanı maaşı 6 asgari ücret gibi bir barem belirlenerek ve her 3 ayda bir düzenlenerek uygulanmalı. Verdiğim rakam ve oranlar tamamen bir örnek. Buna benzer, kimsenin inisiyatifine, vicdanına bırakılmayacak şekilde bir sistem oluşturulmak zorunda. Yoksa sendikaların baskı altında tutulduğu ve etkisiz hale getirildiği bu ortamda ne toplu sözleşmelerle ne de seyyanen zamlarla insani bir maaş ortamı oluşturulamaz.
Devletin çivisi çıkmış deyince alınıyor bazıları. Kimse alınmasın çivi mivi kalmamış. Kimsenin adaletten, eşitlikten, insani yaşam haklarından söz edemediği bir ortamdayız. Her şey, her gün kötüye gidiyor. Kapitalist sistemde egemenler, emekçinin gün yüzü görmesini istemezler ama onlar vahşileştikçe gerilim de artıyor. Her alanda demokratikleşme için çaba harcanmazsa sonuç nereye varır bilinmez. Ama şu gerçek unutulmamalı, halk açsa, mutsuzsa, yönetenlerin de rahatlığı hep tehlikededir.