Herkes eskiden her şey daha iyiydi diyor ya… Tabi ki her şey çok iyi değildi ama kesinlikle bugünden iyiydi. Her gün, bir önceki günden daha kötü oluyor. Tabi bu iyi ve kötü olma durumu, yoksula ve işi tıkırında olanlara göre değişiyor.

TV’lerde, gazetelerde, sosyal medyada aylardır eski yeni dönem karşılaştırılıp yazılar yazılıyor, konuşmalar yapılıyor. Bu konuda nerdeyse söylenmedik söz kalmadı. Onun için ben konuya başka bir açıdan bakmak istiyorum. Türkülü, şarkılı, ezgili bir karşılaştırma…

1940’lı yıllarda savaş tüm Dünyayı sarmışken, büyük bir devlet adamlığı marifetiyle ülkeyi savaşın dışında tutarak “Belki bir süre halkımızı aç bıraktım ama çocuklarımızı babasız bırakmadım” diyen İsmet Paşa, aynı zamanda kültürel gelişimin meşalesi olan Köy Enstitüleri’nin açılmasının yolunu açıyordu. Yoksul çocuklarını ilkokuldan sonra alarak yatılı olarak okutan ve onları sanki marangoz, elektrikçi, kaynakçı, bahçıvan, veteriner gibi yetiştirerek kırsal kesimin aydınlatılması için öğretmen olarak köylere dağıtmış, bu gençler köy enstitülerinin ışığıyla hem çocukların eğitimini sağlamış, hem köylünün tüm sorunlarına yardımcı olmuştur. Köye atanan öğretmenler yıkık-dökük kerpiç evleri tamir ederek, boyayarak okul haline getirmiş, okul dışında da kimin neye ihtiyacı olduysa hızır gibi koşmuştur. “Bir harf için köle olunuyorsa, 29 kere 40 yıl kölesiyiz öğretmenin” diye adlarına türküler yakılan öğretmenler şimdilerde ev kirasın ödeyemediği için, çocuğuna beslenme hazırlayamadığı için, ya akşamları taksicilik yapıyor ya da hafta sonları pazarcılık… Yine o zamanlar köylerde küçük, eski de olsa bir sınıfı olan öğrencilerin çoğunun okulları kapatıldı şimdi. Ya taşımalı sistemle uzak köylere götürülüyorlar ya da yağmurda, çamurda yürüyerek yakın köylere gidip geliyorlar.

X X X

“Ormancı da gelir gelmez yıkar masayı, Söz anlamaz ormancı, çekmiş kafayı” türküsü var ya. İşte o ormancı kafayı çekerdi, masayı yıkardı ama, kişiye özel, ısmarlama yangınlarla kimseye villa, otel arazisi tahsis edilmesine izin vermezdi.

X X X

Gurup Laçin’in söylediği “Yaylı geliyor yaylı, bizi de alsa bari, Ayşe saraya çıkmış doğru söylese bari” türkü var. Eskiden Ayşe doğru da söylese, yalan da söylese elde delil, bilgi, belge, tanık yoksa kimse yaka paça içeri atılmazdı. Şimdi “Görmedim ama duydum, sanıyorum, galiba, belki olmuştur” diyen iki gizli tanığın ifadesiyle insanlar aylarca, yıllarca zindanda tutuluyor.

X X X

Kına gecelerinin en meşhur türküsü “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar”dır kesinlikle. Bu türkünün söylenmediği kına gecesi yoktur. O gece geline, yakınlarına, katılanlara kına yakılır, ağlanır, oynanır, bir gelenek yerine getirilirdi. Şimdilerde belediye başkanları, aydınlar, muhalifler, gazeteciler tutuklandıkça sevinçten uçan kimi kesimler Halep’ten kaçak kına getiriyorlar.

X X X

1969’da 6. Filo’nun İstanbul’a gelişinde el pençe divan duranlara karşı, Deniz Gezmiş ve arkadaşları filonun limana yanaşmasına engel olurken rahmetli ozan Mahsuni de “Defol git benim yurdumdan, Amerika katil katil” diye türküler söylüyordu.

Şimdi “Dost ve müttefik Amerika” diye şımartılan, hakaretlerine ve küstahlıklarına rağmen “Dostum Trump” denilen noktalara geldik.

X X X

Dilber Ay’ın “Tavukları pişirmişem, Hacı’yı da çarşıya göndermişim” türküsünün meşhur olduğu dönemi hatırlar mısınız? Parçaya eşlik eden rahmetli Kâhtalı Mıçı o gür sesiyle ne güzel giriş yapardı. Gerçi ne Dilber Ay, ne Hacı ne de Mıçı hesabını yapmamıştır ama ben bir lüzumsuzluk yapıp hesapladım. En düşük emekli maaşıyla o pişen tavuktan o zaman 230 kilo, şimdi 160 kilo; yumurtasından da o zaman 6.200 tane alıyormuşuz. Şimdi 3.750.

X X X

Tam da bu hükümetin iktidara geldiği yıl çıkan bir türkü buldum. 2002 yılında Neşet Ertaş’ın “Yar gönlünü bilenlere” albümünde söylediği efsane parçayla “bahça duvarından aşarken sarmaşık güllere dolaştığı” yıl en düşük emekli maaşı 257 liraydı. Ben herkes gibi çeyrek altın hesabı yapmayacağım, çok mahcup oluyorlar. İnsanları canından bezdiren kira hesabı yapayım. 2002 yılında ülke ortalaması ev kirası 120 liraydı. Yani emekli maaşının yarısından daha az. Şimdi ortalama ev kirası 26 bin lira. Yani emekli maaşının yüzde 30 fazlası. Gerçi bundan da mahcup olmazlar ya, (Ben yazarken utandım) eskiden maaşın yarısı, şimdi maaşın yüzde 30 fazlası.

X X X

Yar deyince kalemin elden düştüğü yıllarda “Lambada tireyen alev üşüyor”ken, şimdi doğalgaz faturasını ödeyemediği için kombiyi kapatan Mihriban, soğuktan donuyor. Kıymetli ozan Abdurrahim Karakoç 1960’lı yıllarda Mihriban şiirini yazarken, bugünlerde her gün “doğalgaz bulundu”, “Gabar’da petrol bulundu” gibi balon müjdelerin verileceğini hissetmiş gibi şiirin sonunu “Bir kördüğüm baştan sonra tamamı, çözemedim, çözülmüyor Mihriban” diye bitirmiş.

X X X

Mustafa Sandal’ın 1999’da ortalığı kasıp kavuran, özellikle de çocukların dilinden hiç düşmeyen “Onun arabası var, güzel mi güzel” parçasında adı geçen arabayı ortalama bir memur, 1.5 yıllık maaşıyla alabiliyordu. Şimdi 3 yılda alamıyor.

X X X

Daha 10 yıl önce Adnan Hoca, kendi televizyon kanalında her gün çıkıp kedicikleriyle erik dalı oynuyordu, roman dansları yapıyordu. Onca şantaj, tehdit, yolsuzlukları kimse bilmiyormuş gibi aralara dini istismar sözcükler sıkıştırarak kediciklerle göbek atan Adnan Oktar tutuklandığında Dolar 3 Lira mazot 4 liraydı. O “mübarek!” adam 8 bin yıl ceza aldı (Gerçi infaz düzenlemeleriyle 3-4 yüz yıl yatar çıkar da) o günden sonra iflah olmadık. Dolar 42 Lira, mazot 75 Lira şimdi.

X X X

Musa Eroğlu hoca 1996 yılında bir türkü besteledi. Beğenerek yıllardır dinleriz. Hoca, demek ki 30 yıl sonrasını görmüş de bugünler için yazmış. Ne demiş? “Yolun sonu görünüyor” …