Memet Mustafa SARAÇ benim dünürüm Atila-Aysun Kılıç çiftinin babaları. Birinin kayınbabası ötekinin öz babası. 1 Şubat 1936 Besni (Adıyaman) doğumlu. Ankara’da sayrı yatarken, solunum aygıtına bağlanmışken, ölüme direnir: 90 yaşını devireceği 1 Şubat 2026’yı görmek ister. İsteği de olur tam 90 yaşında yaşama gözlerini yumar.

Cenazesinde ben de bulundum. Ankara Karşıyaka Gömütlüğüne, yüksek havalı bir tepeye eşsiz Ankara görünüsü eşliğinde gömüldü. Gömütlüğün ardından çok sevdiği Eryaman 1. Etap Konutlarındaki evine gidildi. Sitenin ortası yetişmiş çam ağaçlarıyla doluydu. Oturma yerleri, yürüme yolları düşünülmüştü. Herkes yeşilden, temiz havadan eşit nasibini alıyordu.

Rahmetli geriye ikisi kız ikisi oğlan dört çocuk yedi de torun bıraktı. Oğlu Özer sözü babasının doğa sevgisine getirdi: Dikkat ettiniz mi gömütlükteki tek güvercin başka gömüte değil de babamınkine döndü döndü kondu, dedi gözleri dolarak. Babam doğayı, doğadaki canlıları çok severdi. Bunu sayısı beş binleri bulan şiirlerine yansıttı, dedi. Bu şiirlerinden 2017 yılında bir seçme yapıp “Karatahtada Beyaz Tebeşiirler” adıyla bir kitap (kitap72 Yay., Ankara) bastırırlar. Özer bey bu kitabı bana da armağan etti. Daha Önsöz’ü okuduğunuzda hemen anlıyorsunuz: O bir Atatürk Cumhuriyeti öğretmeni. Atatürk’ün, kurduğu cumhuriyetinin büyüklüğünü ta yürekten duyan yurtsever, laik, çağdaş bir cumhuriyet öğretmeni. Atasına, ülkesine, bayrağına, öğrencilerine, bilime, doğaya sevgisi öyle köklü çok boyutludur ki bunu ancak sözün artı değeri olan şiirle anlatabilirdi. Öyle alçakgönüllüdür ki, “Kusur ve yanlışlarım olursa; lütfen bağışlayınız” diyerek okurlarına seslenir. Yaşamının imbiğinden süzülen şu sözler bugün içine düştüğümüz karanlık günleri aşmamız için altın değerindedir (s.13-15):

“Vatan toprakları ve bayrağımız altında yaşayan ulusun her vatandaşın, uygar, çağdaş, eğitim alması çok önemlidir. Vatandaşın çağdaş eğitimden mahrum kalması cehalet içinde olması, yaşadığı ulusu, o vatanı olumsuz yönde yontan zarar veren bir törpü gibidir. Çağdaş uygarlık yolunda yükselmesine, itibarına her zaman engel olur. Bunun için her vatandaşın çağdaş eğitim kültüründen ve görgü kurallarından nasiplenmesi gerekir. Tutucu, yobaz kalmış cahil zihniyetten kurtulup çağdaş bilgisi ile vatana hizmet etmesi gerekir. Görgü kuralı her insana olumlu güven verir, cahilin uyumsuz kaba davranışları göze batar. Toplumda dışlanır. Kendine güveni olmaz, ezilir. Onurunu ve vatanını seven bir yurttaşın bu duruma düşmemesi gerekir. Cehalet ve kabalık her zaman çok kötü olup incelik ve kibarlık kısaca medeni olmak avantajlıdır. Yaşarken çevresine saygı ve şefkat veren bir insan öldükten sonra da güzel duygularla anımsanır. İnsanlığa hizmet yapan her el, öpülmeye layıktır. Sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma. Bakmasını bilmeyen kaba bir erkek baktığı her kadını rahatsız eder. Ona düşman gibi görünür. Sivri dil, çalı dikeni gibidir. İğneleyici sözleri kullanma, çünkü değdiği yeri zehirler. İnsanı incitir, sivri dilli insanı kimse sevmez. Dinleyici olan insan, boşa konuşan insandan daha çok avantaj sağlar. (…) Hayatta sınır ayarını yapamayan bir insan başını sert kayalara vurup parçalanabilir. (…) Demokrasi ve özgürlük anlayışı, cehaletten yana değil, çağdaşlık, evrensel, medeni uygarlıktan yana olmalıdır. Cehalet dibi görünmeyen kör karanlık bir kuyu gibidir. İçine düşen kolay çıkamaz. Ancak eğitim merdivenini kullanan karanlıktan çıkabilir. (…) Cehaletten kurtulmayan bireyler, toplumlar ve uluslar, her zaman yokluğa, sefalete, horlanmaya ve ezilmeye mahkum olur. Gerçek özgürlük ve bağımsız adalet istiyorum. Tanrım beni cehaletten uzak tut. Bilgi güneşinin aydınlığını, gözümden ve aklımdan eksik etme…”

Bu sözler öyle doğrudur ki kimi zaman söylediklerimiz doğru da olsa yanlış yerde yanlış zamanda edilen sözler, atılan silahtan çıkan kurşun gibi sevdiklerimize bile zarar verebiliyor. Saraç büyüğümüzden kalan bu sözler Kırşehir otobüsüne bindiğimden beri gün boyu beni etkisine aldı. İçimde belleğimde yankılandı durdu: çık artık bu kısırdöngüden bırak keskin dilli konuşmayı dedirtti.

Büyük boy kitapta tam 211 şiire yer verilmiş. Şiirler konularına göre altı bölüme ayrılmış. Vatan aşkı ve doğa sevgisinden üzüm diyarı Besni’ye, eşine aşkından tanrısal aşka, eğitim meleğinden beklenmedik kazaya, çocuk sevgisinden torunlarına, akıl bilim rehberinden güler yüzle tatlı dile varıncaya dek hemen her konuda şiirler yazmış bir şairle karşı karşıyayız. Dili açık, sevgili sevinçli, dupduru bir Türkçeyle yazıyor. Şiirleri hem serbest ölçülü hem de halk şiiri örnekleri taşıyor. Karşımızda resme, sanata düşkün bir şair var. Kitabın son sayfaları renkli desen çalışmalarına ayrılmış. Arka kapaktaki eşi ile olan resmini kendi süslemiş. Böyle bir Cumhuriyet öğretmeni aileyle dünür olma şansını veren kızım Başak ile damadım Levent’e teşekkür etmenin tam yeri burası. Teşekkür ediyorum.

Dolu dolu bir 90 yılı geride bırakıp dünyamızdan göçen M. Mustafa Saraç büyüğümüze rahmet dileyip kitaptaki son şiiriyle (Güler Yüzle Tatlı Dil, s.141) onu saygıyla anıyorum: “Yıllar yılı çok çalıştım/ Tatlı sözü amaç yaptım./ Duygumu anlatmak için/ Mısra mısra şiir yazdım.// Çok aradım çok özledim/ Kini, nefreti izledim/ Güler yüzü, tatlı sözü/ Hiçbir şeye değişmedim.// Ruh bedenden ayrılır/ Güler yüzü ölüm alır/ Hayat boyu belleklerde/ Tatlı söz hep baki kalır.// Güler yüz çok nurlu olur/ Acı söz kini doğurur/ Tatlı sözü eksik etme/ İnsan ondan fayda bulur.”

Sevgili okurlarıma Kurancılı’dan Haber veriYorum.