İnsan ister istemez mukayese dediğiniz karşılaştırmayı yapmak durumunda kalıyor. Bugün yine mahallemde çocukluğumun sundurmasında özellikle kış günleri oyunlar oynadığımız, yaz aylarında kuran kursunda rahmetli Arif Var hocamın önünde elif ba demeye çalıştığımız yıllar gözümün önüne gelince vay yıllar demeden edemiyorum, kimler geldi kimler geçti.
Çocukluğumun bayramında sabah erken gün ışımadan erkeklerin bayram namazına gittiği saatlerden de önce kadınlarımız, kızlarımız, bacılarımız, annelerimiz kalkarlardı. Önce birisi hemen Çukurçayır Mahalle çeşmesi olan "Ağalar çeşmesi" nden zemzem suyu kabul ettikleri suyu testiler, güğümlerle evlere taşırlardı ki tüm mahalle kadınları için geçerli idi. Suyu getiren annelerimiz, kızkardeşlerimiz sonra sırasıyla herkes kapısının önünü sular tozutmadan süpürür çöpünü kenar çöp biriktirilen alana toplardı. Bu kapı önünü süpürme işi tüm mahallelerin (dedemlerin mahallesi Kayabaşı ve diğer mahallelerde) kadınlarınca yapılır herkes kendi kapısının önünü sular toz kaldırmadan süpürürdü. Şimdi insanlarımızın ya Kanada'da, Almanya'da herkes kendi kapısının önünü temiz tutmak, yağan karı temizlemek zorunda ve de öyle yapıyorlar diye imrenerek söylemeleri yeni Türkiye'de (!) neleri kaybettiğimizi hatırlatıyor. Sonra evin, odaların süpürülmesi, sığırları olan evlerde ahırlarından süt sağma, hayvan bakımı, gübre çıkarma, yemini verme işini yapar ve camiden erkekler gelmeden kahvaltı hazırlamaya başlar, hazırlanan kıymalı, peynirli su börekleri ve diğer nevaleler sofrada yerini alırdı. Eğer komşularda ya da akrabalardan hasta veya üzerinden bayram geçmemiş cenaze, ölüm olmuşsa bayram namazından hemen sonra hanımlarında katılmasıyla kahvaltı yapılmadan hastaevine geçmiş olsun ve cenaze evine yas alma, başsağlığı, gönül alma için gidilir cenazenin genç, yaşlı, elem derecesine göre ağıtlar yakılır cenaze sahibine acıda, kederde, sevinçte birlik mesajları verilir, dualar okunur, bayramlaşılarak evlerine geçerlerdi. Evde camiden gelen erkeklerin ve büyüklerin elleri öpülüp bayramlaşılır, çocukların bayramlık ve harçlıklarının verilmesi ile sofraya oturulup hep birlikte kahvaltı yapılırdı.
Kahvaltı sonrası yakın komşu, yaşlı komşu, yakın akraba, uzak akraba demeden çoğunlukla; zaten araba da yoktu ya kalabalık gruplar halinde yürüyerek bayramlaşma ziyaretleri yapılırdı. Tabii bugünden geriye baktığımda en çok kapılarının önünü sulamış, süpürmüş hanelerin yanyana dizildiği Mahalle, sokakların üzerinden, içinden geçerken belediye hizmeti beklemeden her evin kendi yaptığı temizlik ve asfalt görmemiş o yollarımızdaki sulanmış toprak kokusu burnumdan, görüntüsü gözümün önünden gitmiyor. Sahi biz ne zaman o halden sokaklarını kirleten, komşusunu, akrabasını unutup ve hatta görmeyip saklanan bir toplum haline geldik.
O günlerin tekrar gelmesi ümidiyle, insanlığın, Türk İslâm coğrafyasındaki kan, gözyaşı, savaşların son bulması, hürriyet ikliminin Türk İslâm coğrafyasında hakim olduğu bayramlar yaşamamız dileğiyle, bayramınızı kutluyorum.
O güzel atlara binip giden insanların o güzel atlarıyla tekrar görünür olmaları bir umut olsun...