Sosyal medyada zaman zaman Atatürk büstüne saygı ve saygısızlık, istiklal marşımız okunurken gereken saygı gösterenler ve göstermeyenlerle ilgili haber ve görüntülerin paylaşılması ilkokul yıllarıma götürdü. Okulum Öğretmen Kılıçözü ilkokulu'dur.

İlkokula başladığımızda pazartesi sabahı okul önünde kar, kış, yağmur, güneş demeden sınıflar sırasına ve de öğrencilerde boylarına göre sıralanır düzgün, notasına uygun, anlaşılır bir dille öğretmenin söylettiği istiklal marşımızla haftalık Eğitim başlar cumartesi öğleleyin yarım günlük eğitimlerle hafta sonu tatiline çıkılırdı.

Önce büyüklerin duruşu, tavrı, davranışına göre pozisyon alan öğrenciler Eğitim programı ve müfredata göre istiklal marşını ve andımızı ezberler, öğrenir bayrak töreninde aktif katılırdı.

İlkokul üçüncü sınıfta öğretmenim rahmetli Hüseyin Akyürek artık bilinçli olarak istiklal marşı okunduğunu, duyduğunuz açık alanda yolda, işte olabilir görüş mesafenizde göndere çekilmiş bir Türk bayrağı gördüğünüz yöne dönerek hazırol pozisyonuna geçerek mesafeye bağlı olarak sesle katılır veya sessizce bitene kadar gözlerinizle bayrağı takip edersiniz bu istiklalimizin, hürriyetimizin sembolü olan bayrağa ve istiklal marşına saygıdır. Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının buna uyması, saygı duyması ve yaşatması gerekir diye öğretmişti.

Aynı zamanda istiklalimizin sembolü Türk bayrağını katlamak, kirletmemek, yıpratmamak, yere düşürmemek ve atalarımızın kutsal bir emaneti olarak korumak ve kollamakla bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak vazifeli olduğumuzu öğretmişti.

Yine birgün Eğitim amaçlı sınıf olarak bir gezi için Kayabaşı mahallesi buçuklu camii aşağı kısmında karşılaştığımız bir cenaze taşıyan araçtaki cenazeye yolun kenarına çekilerek hareketsiz durarak gözlerimizle cenazenin geçişini takip etmemiz gerektiğini bununda cenazeye saygı adabı olduğunu öğretmişti.

Bir başka örnekte ezan okunduğunda ezana saygı olarak yapılan işin durdurularak ezan bitene değin ezanın dinlenilmesi gerektiğini öğretmişti ki o çocuk dimağlarımızda silinmez bir saygı ritüelleri olarak yerleştirmişti. Devletimize, milletimize, değerlerimize, kutsallarımıza saygı öğreten öğretmenlerimiz ve okullarımız vardı.

Şimdi saygısızlık örneklerini gördüğüm kişilerin önce öğretmenlerini sonra ailesi ve o yaşa gelmiş insanların temel vatandaşlık hukukunun temel taşlarından ne kadar uzak, köksüz, gövdesiz olduklarını düşünürüm. Saygı kurallarını uygulayan her sıfattaki, yaştaki vatandaşlarımızı da önce öğretmenleri sonra aile ve kendilerini takdir ve şükranla yad ederim.

Sözün özü öğretmenim rahmetli Hüseyin Akyürek gibi öğretmenler oldukça gelecekten kaygı duymamak gerekir. Aksi durumda vay gele başımıza, ört ki ölem...

Hani Yaşar Kemal der ya "o güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler". O güzel insanlara rahmetler kalanlara da "saygılı" ömürler olsun...