Yeni doğan çocuk iki üç ayını doldurmadan gördüğünü algılama, izleme çevreye dikkat eylemini göstermez. Sonra ilerleyen aylarda görsel, işitsel takip, gülme, gülümseme, ağlama gibi tepkiler geliştirir. Her geçen gün ile tüm duyularını kullanarak hayatı anlamaya, anlamlandırmaya başlar. Zamanla tosulama, emekleme, yürüme eylemleri de geliştikçe yaşadığı çevreyi konumlandırma, anlama benimseyerek sahiplenme duygularını geliştirir. Bu kişinin odası, evi, sokağı, köyü, mahallesi, şehiri, ülkesi, vatanı olarak kişinin Eğitim düzeyi ile de benliğine işler. Ülke yaşadığın coğrafyanın sınırı iken vatan toprağına, taşına kadar hissettiğin, et tırnak gibi bedeninle ruhunla kaynaşıp içiçe geçmiş hayat damarın olur. Yaşadığın toplumun ortak değerleri, aileden, çevrenden görünür görünmez yönlendirmeler, aldığın eğitim yaşadığın halkının genel anlamda da milletini oluşturan harcın içine alır bazan görünür bir fark bazan dolgu maddesi olarak bütüne tamamlar.
Yaşanılan döneme göre de bütünün içindeki farklılar zamana yenik düşmez bazan yol, bazan köprü, han, çeşme, cami, medrese, türbe olur. Bazıları da tarihte önemli olayların kahramanı, şairi, ilim adamı, padişahı velhasılı silinmezleri olur. Kimiside tarihin sessiz, dikkat edilmezse gözden rahatlıkla kaçan ana figürleri olarak sessizce hatıralarda, sağda, solda kimsenin çokta merak etmeden tekrar ettiği bir isim olarak tarihin içinde zamana direnerek yaşar.
Doktor'luk denilen aslında doğrusu tıp fakültesi bitirmekle elde edilen tıp Doktor'luğu sinonimi tabiplik, hekimlik sanatıda çocuğun ilk gelişiminde aile, ev, çevre, hayat anlamlandırma, tanıma benimseyip özümseme safhaları gibi insana yönelik tanıma, dinleme, anlama, anlamlandırma, yönelme ve tedaviye yönelik müdahale safhalarını içeren bir meslektir.
Tıp eğitiminin doktora safhası olduğu gibi her mesleğin de doktora denilen eğitimini tamamlayanlar örneğin hukuk, tarih, ilahiyat, mühendislik gibi dallarda o mesleğin doktor ünvanını alabilirler.
Tıp eğitiminin hastaya yönelik eylemlerinde ilk önce gözlem, hikaye, öykü alma sonra muayene, tetkik safhaları ve sonra da tedavi aşamaları söz konusudur. İyi bir hekimlik hastanın yürüyüşü, oturuşu, yatışını gözlemek sonrada hastanın adı, soyadı, yaşadığı, seyahat ettiği yerler, köy, kent nereden geldiği, aile fertleri, ailecek özelliklerinin neler olduğu, yaptığı işi, mesleği, konuşurken yüz, mimik, bakış gibi özelliklerini o kısa muayene sırasında almak, sentezleyip yorumlamak ve muayene, tetkik aşamalarına yürümekte gerçekleştirilir.
İşte hasta ile bu temas sürecinde bazan öyle şeyler dikkatinizi çeker ki bu tamamen hasta, hekim muayene, tedavi sınırlarının dışına taşar sizi yaşadığınız coğrafyanın sırlarına götürür. "Fadimeana" tamda böyle bir gözlemin sonucu dikkatinizi çeken bir isim olarak karşınıza çıkar.
Kırşehir Irmak bucağının özellikle Sul(u)hanlı/Ulupınar, Hıralı/Değirmenkaşı, Aksaray Ortaköy'deki bazı köylerden gelen hastalarda sıkça karşılaştığım bir isim olarak dikkatimi çekti. Coğrafi özellik olarak Ulupınar köyü Yunus Emre'nin köyü olarak bilinir türbe ve ziyaretgahı oradadır. Hatta 1967-69’lu yıllarda Kırşehir eski sanayii çarsısında Sul(u)hanlı civarı köylerden olan bir kişinin bronz, pirinç alaşımlı zil, mızrak, kalkan benzeri Hacıbektaş dergahı müzesindeki aletlere benzer objeleri sanayii deki hurdacıya sattığını ve bunun Yunus Emre'nin çilehanesinden getirdiğini söylediğini babamdan o yıllarda dinlemiştim. Lise yıllarımdaki edebiyat dersinde hayata bakışımla da çok özümseyip bağlandığım Yunus Emre aşkı Fadimana ile bağ olabilirmi sorusunu aklıma düşürdü. Tarihçi olmamakla beraber yaşadığı toprağın sevdalısı ben o bölgeden gelen hastalarımdan aklı yeten, bilgi, yorum ve fikir alabileceklerimden sorgulamalar yapmaya başladım. Fadimeana kimdir? Yunus Emre'nin eşi mi, yavuklusu mu, şeyhi Tapduk Emre ile bağı var mı? Tapduk Emre'nin eşi, kızı olabilir mi? soruları zihnimi meşgul ediyordu. Resmi tarih kayıtlarında cevabı yoktu. Ve nihayet sanırım sonuca da ulaştım.
Sul(u)hanlı köyünden kıymetli hastam ve dostum İhsan Başer'den aldığım: babası Hikmet Başer'in halası, evlenmiş fakat çocuk sahibi olamamış (belki bu nedenle Tapduk köyündeki Tapduk dergahına eski Türk inanç örgüsü ile bağlantılı çocuk istemi için Tapduk Emre'den yardım dileme) 1984-85 yıllarında vefat eden Kerim kızı Güldane Başer'in (kaynak kişi) sık sık Tapduk dergahına giderek oradaki taştan büyükçe orta taş masada yemekler verilmesi gibi ritüelleri, Tapduk Emre'nin eşi'nin Fadime (Fatma) sultan, kızının bacım Sultan olarak söylediğini duyduğunu ifade etmesi ile kafamdaki soruya cevap bulmuş oldum.
Tarih, coğrafya, ortak kültür bağı iz bırakıyor fakat çokta ortaya çıkarıp göstermeyebiliyor du. Bunda dönemsel idarî, dini, sosyal olayların baskılaması, yoksayması etkili olabiliyor ama milletin ortak hafızasında yaşatılıyordu. Bunun bir örneği "Fadimeana" isminin nesiller boyu o bölge insanları tarafından doğan kız çocuklarına konularak hatıratının yaşatılmasıydı.
Türk töresinin aile büyüklerinin, askerdeki idolü komutanlarının toplumdaki değerli, saygın kişilerin isimlerini koyma geleneği yaşatılıyordu.
Sürçi lisan ettikten affola, saygılarımla.