​Hayat, çoğumuzun önüne ne zaman ve nasıl yazıldığını bilmediğimiz birer paket bırakır. Kimine derin bir düşünce yeteneği, kimine güçlü bir hitabet, kimine sanata yatkın bir ruh, kimine de bitmek bilmeyen bir gözlem gücü bahşedilir.

Doğarken heybemizde bulduğumuz bu özellikler; beni de ziyadesiyle etkileyen, "Kanat sahibi olmak kaderdir; uçabilmek ise çırpınmaya razı olanların nasibidir." sözünde belirtildiği gibi bizim "kaderimizdir", yani bize verilen kanatlarımızdır. Ancak sadece kanatlara sahip olmak, gökyüzünün o uçsuz bucaksız özgürlüğüne ortak olmaya yetmez.

​Etrafınıza bir bakın; ne kadar çok yetenekli, zeki ama bir o kadar da durağan insan göreceksiniz. Potansiyeli göklere erecek güçteyken, sadece rüzgârın onu bir yerlere savurmasını bekleyen ne çok ruh var... Çünkü uçmak; güvenli toprağı terk etmeyi, rüzgâra karşı durmayı ve en önemlisi de düşmeyi göze alarak o kanatları amansızca çırpmayı gerektirir.

​Çırpınmak, kelime anlamıyla kulağa yorucu, hatta bazen can acıtıcı gelebilir. Fakat insanı büyüten, hamlıktan pişmeye götüren süreç tam olarak bu çırpınışta saklıdır. Emek vermeden, yorulmayı göze almadan, konfor alanının o sahte güvenliğine sığınarak gökyüzünün tadı çıkarılamaz. Kanatlarınız ne kadar ihtişamlı olursa olsun, onlara hareket verecek olan şey kendi iradeniz ve kararlılığınızdır.

​Dönüp bir bakın aynaya; bugüne kadar kaç fırtınada kanatlarınızı incitmekten korkup kuytu bir köşeye sığındınız? Oysa canımızın yanmasından, başarısız olmaktan ya da "beceremedi" denmesinden korktuğumuz anlarda asıl kaybettiğimiz şey, gökyüzünün ta kendisidir. İnsan, rüzgârı arkasına aldığında değil, ona göğüs gerdiğinde kendi gücünü keşfediyor. Çırpınmak; yorulmayı peşinen kabul etmek ama o yorgunluğun içindeki gizli huzura talip olmaktır. Çünkü biliriz ki, düşe kalka öğrenilen hiçbir uçuş, durarak izlenen bir manzaradan daha değersiz olamaz.

​Bugün kendimize sormamız gereken asıl soru belki de şudur: Heybemizdeki kanatların ne kadar farkındayız ve daha da önemlisi, o gökyüzüne ulaşmak için çırpınmaya ne kadar razıyız?

​Unutmayalım; kader bize sadece imkânı sunar, o imkânı bir yaşam biçimine, bir başarıya ya da derin bir varoluşa dönüştürmek ise tamamen bizim nasibimiz, yani bizim gayretimizdir. Kader gayrete aşıktır . Gökyüzü orada duruyor ve kanatlarını çırpmaktan korkmayanları bekliyor. Şunu da unutmayın, gökler korkakları değil, düşse de kalkıp yeniden kanat açanları yazar.