Önümüzdeki hafta sonu milyonlarca genç, hayatlarının en önemli dönemeçlerinden biri olarak pazarlanan YKS’ye girecek. Sokaklar, evler, sosyal medya mecraları tamamen bu sınavın stresiyle kuşanmış durumda. Herkes bir yarışın, bir kıyasın, bir "gelecek kurtarma" telaşının tam ortasında.
Peki, gerçekten neyi kurtarıyoruz? Ya da daha doğru bir soruyla: Bu telaşın içinde neleri kaybediyoruz?
Daha birkaç gün önce Diyarbakır’dan gelen o acı haberle sarsıldık. Henüz 13 yaşında, hayatın sadece ilk basamaklarında olan bir evladımız, LGS’nin kötü geçtiği iddiasıyla canına kıydı. Hemen ardından sosyal medyaya düşen bir başka video içimizi acıttı: Mesleği matematik öğretmenliği olan bir anne, sınavda 5 yanlış yaptı diye ağlayan kızını "İnsan içine çıkamıyorum, rezil oldum" diyerek kameralar önünde azarlıyordu.
Bu iki olay, eğitim sistemimizin ve ebeveyn yaklaşımımızın geldiği o tıkanma noktasını suratımıza bir tokat gibi çarptı. Sınav merkezli bu vahşi yarış; artık sadece çocukların zihnini değil, ruhlarını da, yaşama sevinçlerini de ellerinden alıyor. Bir çocuğun gözündeki yaş, aldığı puandan; bir gencin hayatta kalma arzusu, gireceği üniversitenin adından çok daha mı değersiz?
Bizler, evlatlarımızı yetiştirirken ne zamandan beri onların insani değerlerini, kalplerinin nezaketini, dürüstlüklerini ve hayallerini bir kenara bırakıp sadece optik formlardaki siyah kutucuklara indirger olduk? Bir insanı "insan" yapan şey; türev, integral çözebilmesi ya da paragraf sorularını kaç saniyede bitirdiği değildir. Sınavlar birer seçme aracıdır; bir insanın değerini, zekasını ya da karakterini ölçen birer tartı değil.
Sevgili anne ve babalar; önümüzdeki hafta sonu o sınıflara girecek olanlar sadece birer "aday" değil, sizin çocuklarınız. Onların sırtına kendi gerçekleştiremediğiniz hayallerinizi, mesleki egolarınızı ya da "el alem ne der" korkularınızı yüklemeyin. Bir gencin, sınav salonundan çıktığında sığınacağı ilk liman ailesinin koşulsuz sevgisi olmalıdır. Eğer o limanda şefkat yerine yargılanma, kucaklama yerine mobbing bulacağını hissederse, işte o zaman trajedi başlar.
Bu satırları sadece dışarıdan gözlem yapan bir yazar olarak değil, önümüzdeki hafta sonu sevgili oğlunu aynı sınava yolcu edecek, evindeki o yoğun heyecanı ve kalp çarpıntısını birebir yaşayan bir anne olarak kaleme alıyorum. Tam da bu yüzden, evladımın geleceği için kurduğum hayallerin hiçbirinin, onun ruh sağlığından ve mutluluğundan daha kıymetli olmadığını çok iyi biliyorum.
Gençlerimize bu sınavların hayatın sonu olmadığını, önlerinde yürünecek upuzun ve rengarenk yollar bulunduğunu anlatmak zorundayız. Onlara her şeyden önce iyi bir insan olmanın, vicdanı ve ahlakı korumanın, hayata değer katmanın formüllerini öğretmeliyiz.
Hafta sonu sınava girecek tüm gençlerimize ve onlarla birlikte kalbi pırpır atan tüm ailelerimize kolaylıklar diliyorum. Unutmayın; hiçbir sınav kağıdı, çocuğunuzun bir tek gülüşünden daha değerli olamaz.