Edimin ifasına fesat karıştırmak suçu: “Kamu kurumlarının taraf olduğu mal/hizmet, alım/satım veya yapım sözleşmelerinin, ihale süreci bittikten sonraki sözleşme uygulama aşamasında yüklenici (Müteahhit) veya yetkililer tarafından hile, hileli davranışlar veya şartnameye aykırı hareketlerle devlete zarar verilmesi veya haksız kazanç sağlanmasıdır. Bu suç 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 236. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde de; “(1)Kamu kurum veya kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, bunların iştirakiyle kurulmuş şirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalışan dernekler ya da kooperatiflere karşı taahhüt altına girilen edimin ifasına fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Aşağıdaki fiillerin hileli olarak yapılması halinde, edimin ifasına fesat karıştırılmış sayılır: a) İhale kararında veya sözleşmede evsafı belirtilen maldan başka bir malın teslim veya kabul edilmesi. b) İhale kararında veya sözleşmede belirtilen miktardan eksik malın teslim veya kabul edilmesi. c) Edimin ihale kararında veya sözleşmede belirtilen sürede ifa edilmemesine rağmen, süresinde ifa edilmiş gibi kabul edilmesi. d) Yapım ihalelerinde eserin veya kullanılan malzemenin şartname veya sözleşmesinde belirlenen şartlara, miktar veya niteliklere uygun olmamasına rağmen kabul edilmesi. e) Hizmet niteliğindeki edimin, ihale kararında veya sözleşmede belirtilen şartlara göre verilmemesine veya eksik verilmesine rağmen verilmiş gibi kabul edilmesi. (3) Edimin ifasına fesat karıştırma dolayısıyla menfaat temin eden görevli kişiler, ayrıca bu nedenle ilgili suç hükmüne göre cezalandırılırlar.” Denilmiştir. Görüldüğü üzere, edimin ifasına fesat karıştırma suçu, ihale tamamlandıktan sonra sözleşme imzalanıp işin yerine getirilmesi sırasında işlendiğini kanun belirtiyor. Şartnamede veya sözleşmede belirtilen maldan/hizmetten farklı ürün sunmak, eksik malzeme kullanmak, işi yapmadan yapılmış gibi göstererek para tahsil etmek, hileli ölçüm veya hileli teslimat yapmak bu suçu oluşturur.
İstanbul Büyükşehir Belediyesinde davet usulü ile yapılan ve götürü usulde bir firmaya 39 Milyon 312 Bin TL bedelle verilen bir iş için, 264 Milyon TL ödeme yapılıyor. Ülke böyle soyuluyor. Tüyü bitmemiş yetimlerin hakları yeniyor, bu yolsuzluk değil de nedir? Bir belediye başkanının yatak odası aranıyor oradan rüşvet olarak verildiği iddia edilen yüzlerce tapu çıkıyor. Ne mukabilinde bu tapular alınmıştır? Buz üzerine bina yapılmaz. Elbette ki, bu hırsızlıklar ortaya çıkacak ve hırsız hem bu dünyada hem de öbür alemde cezasını çekecektir. Fakirin lokmasını çalan şifa bulmaz dertlere düçar olur. Nice devlet adamı tanıyorum ki, bunların çocukları gayrimeşru yollardan haram para kazandılar ama, o devlet adamı öldükten sonra hepsi perişan oldular, yokluk içinde kıvranmaya başladılar. İmam Gazali; “Haram yemek kalbi öldürür, helal yemek ise o’nu ihya eder. Lokma vardır, kalbi nurlandırır, lokma vardır onu karartır.” Buyurmuştur. Kamunun malını meşru olmayan yollardan zimmete geçirmek veya yapması gereken bir işi yapmamak, yapmaması gereken bir işi yapmak için vatandaşlardan rüşvet alan memurlar sebepsiz zenginleşiyorlar, fakirin derdine çare olmuyorlar, yiyip yiyip besi hayvanı gibi kendilerini besliyorlar. Peygamberimiz; “Devletin malından bir hırka bile aşıran, savaşta ölse bile şehit olmaz.” Buyurmuştur. Müslüman, üretimde ve ticarette dürüstlüğe, şeffaflığa ve verimliliğe riayet etmek zorundadır. Bakara Suresinin 188. Ayeti Kerimesinde; “Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin. Bile bile, günaha saparak, insanların mallarından bir kısmını yemeniz için onun bir parçasını yetkililere aktarmayın.” Buyrulmuştur. Yetkililer; hakim, savcı, devlet memurları ve siyasiler olabilir. Vatandaşlar vergilerini devlete okul yapsın, yol yapsın, sosyal kurumlar yapsın, fakirlere yardım etsin diye veriyorlar. Devletin memuru çalsın, zimmetine geçirsin, israfta bulunsun diye vermiyorlar. Hz. Ömer (RAV); Devlet dairesinde, devlet işleri ile meşgul iken Hz. Abbas (Peygamberimizin amcası) o’nu ziyarete geliyor, selam veriyor, Hz. Ömer selamı aldıktan sonra Hz. Abbas ile hiç konuşmadan devletin işine devam ediyor. Mesai bittikten sonra önce yanan mumu söndürüyor, cebinden başka bir mum çıkararak onu yakıyor ve sonra misafiri Hz. Abbas’a dönerek hoş geldin diyor ve onunla konuşmaya başlıyor. Hz. Abbas şaşkınlık içinde Hz. Ömer’e soruyor. “Ben geldim, selam verdim, hiç konuşmadınız, bekledim, sonra yanan mumu söndürdünüz, cebinizden başka bir mum çıkararak yaktınız ve benimle konuşmaya başladınız. Bu davranışınızın nedeni nedir?” Diye soruyor. Hz Ömer; “Siz geldiğinizde mesai bitmemişti, tamamlamam gereken devlet işleri vardı. Öncelik devletin işini tamamlamaktır. Mumu söndürüp yeni bir mum yakmama gelince, yanan mum ile devletin işini görüyordum. Devletin işi bitti şimdi seninle hasbi hal edeceğim. Eğer devletin mumu ile sizinle konuşsaydım haram işlerdim, o nedenle devletin mumunu söndürdüm, cebimde bulunan ve kendime ait olan mumu yaktım.” Der. Onun içindir ki Hz. Ömer’in adı adalet ile anılır. Biz böyle devlet adamları istiyoruz.