Bir zamanlar bir köyde, ömrünü yük taşımakla geçiren yaşlı bir eşek varmış. Sabah erkenden ahıra bağlanır, sırtına yük vurulur, köy yollarında saatlerce yürütülürmüş. Taşımadığı yük, aşmadığı yokuş kalmamış.

Sahibi onun sırtına yük yüklerken yorulup yorulmadığını düşünmezmiş. Çünkü eşekti işte! Konuşamaz, hakkını arayamaz, kendisini savunamazdı.

Yıllar geçmiş. Eşeğin beli bükülmüş, adımları yavaşlamış, eski gücü tükenmiş. Artık eskisi kadar yük taşıyamıyormuş.

Bir gün sahibi, yıllarca kendisine hizmet eden eşeğe bakıp şöyle demiş:

“Bu hayvandan artık hayır gelmez.”

Oysa eşek, sahibinin gençliğini, evinin geçimini ve nice işini sırtında taşımıştı. Şimdi yaşlanmıştı. İhtiyacı olan biraz yem, biraz dinlenme ve biraz merhametti. Fakat sahibi, eşeğin geçmişte yaptıklarını değil, bugün yapamadıklarını görüyordu.

İşte hikâyenin asıl acı tarafı burada başlıyordu.

Çünkü bazı insanlar da böyledir. Bir insanın yıllarca verdiği emeği, yaptığı iyilikleri, taşıdığı sorumlulukları unuturlar. İşlerine yaradığın sürece değerlisin; işlerine yaramadığında ise bir kenara bırakılırsın.

Eşeğin sırtındaki yük hafiflediğinde, sahibinin vicdanındaki yük ağırlaşmalıydı. Ama vicdanı olmayanın yükü de olmaz.

*

Eşek bir kör kuyuya düştü...

Kuyunun başına toplananlar

Eşeği kurtarmaya karar verdiler...

Herkes bir şey söyledi:

Sonunda kuyunun başındakiler eşeği kurtarmanın zor olduğunu düşündüler...

Eşekten vazgeçip üzerine toprak atarak kuyuyu doldurmaya karar verdiler.

Küreklerle kuyuyu doldurmaya başladılar...

Eşek, üzerine gelen her toprağı silkeledi, ayaklarının altına düşen toprağın üzerine çıktı, böylece yavaş yavaş yükseldi...

Ve kuyu dolduğunda...

Eşek kuyudan çıkmıştı...

Üzerine gelen felaketi silkeleyip atamayan, razı olan, katlanan ve tepki göstermeyen eşekler içindir bu hikâye aslında...

Eğer eşek üzerine gelen felakete tepkisiz, sessiz kalıp katlansaydı...

Ne olurdu?

Sorusunu sormuyorum.

Ama iki eşeğin hikâyesinden çıkarılacak ders belki de şudur:

Eşeğe eşek demekle insan olunmaz. İnsan olmak; emeği unutmamak, güçsüzü ezmemek ve kendisine iyilik edeni yarı yolda bırakmamaktır.

Çünkü bazen hayvan diye küçümsediğimiz bir canlının hikâyesi, insana insanlığını yeniden hatırlatır.