Kaliteli ve değerli insanların öldükten sonra da unutulmadığını, eserleriyle ve bıraktıkları izlerle yaşamaya devam ettiğini anlatan en güçlü ve bilinen özdeyişlerden kimileriı şunlardır:
--"Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi, / Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi." – Yahya Kemal Beyatlı
--"Büyük insanların ölümüyle dünya kararır ama bıraktıkları ışık insanlığın yolunu aydınlatmaya devam eder." – Dünyaca Ünlü Özdeyiş
--"Asıl ölüm, unutulmaktır." – Anonim
--"İyi insanlar öldüklerinde de yaşarlar; kötü insanlar ise yaşarken de ölüdürler." – Euripides
--"Ölüm her şeyi eşit yapar ama ardında büyük bir isim bırakanlar için ölüm sadece bir başlangıçtır." – Claudian
--"Bedenler toprak olur ama karakter ve geride bırakılan iyilikler ölümsüzdür." – Sokrates
*
Ahmet Taner Kışlalı’nın eşi Nicole(Nilgün)ün trafik kazasında ölümü üzerine yazdığı yazı, aşağıdadır:
"Tanıdığımda adı Nicole´dü. Sevgisi uğruna, doğduğu toprakları, ailesini, alışkanlıklarını, sınırsız dostlarını bırakıp Türkiye´ye geldiğinde de adını değiştirmemişti. 25 yıllık geçmişi ile köprüleri atmış, ama adını ve dinini korumuştu...

Kışlalı soyadını alışının ikinci yılındaydı... Altınay´a hamileliğinin de son aylarında... Gözlerinden taşan bir mutlulukla kapıda karşılamıştı beni: - Hem Türk, hem Müslüman olmak istiyorum... Ben Tanrı´ya inanırım. Senin Tanrın ile benimki farklı değil ki!.. Çocuklarımız iki toplum arasında kalmamalı. Ben de her şeyi seninle, onlarla ve bu toprakların insanlarıyla paylaşabilmeliyim.
Meğer yakın arkadaşlarımla birlikte müftüye gidip konuşmuş. İsmini bile seçmiş. Ama sabredememiş “sürpriz ”inin sonuna kadar...
O gece “kelime-i şehadeti sabırla ezberledi. Heyecandan uyuyamadı. Ertesi sabah müftünün yanından çıkarken, elinde artık “Nilgün Kışlalı” olduğunu kanıtlayan bir belge vardı.
Ankara Müftülüğü ´nün mühürlü kâğıdını anne ve babama göstermek için merdivenleri ikişer ikişer atlayarak çıkarken çok mutluydu. Çünkü bunun onlar için taşıdığı anlamı biliyordu. Annemle babam ağlarken, O da gözyaşları içindeydi.
*
Her zaman çalıştı. Sekreterlik yaptı. Mağaza yönetti. Halkla ilişkiler sorumluluğu taşıdı. Protokol danışmanlığı üstlendi... Hem evde çalıştı, hem dışarda. Yaptığı iş ne olursa olsun, çalışmaktan hep onur duydu... Her yaptığı işe yüreğini verdi. Hep başarılı oldu...
Kocası bakanken, 86 metrekarelik sosyal meskeninin bulunduğu binanın merdivenlerini sabunlu sularla silerdi... Komşular hayretler içindeydi. Ama O bundan değil, ancak, gelen yabancı konukların Türklerin temizliği ile ilgili düşüncelerinden utanırdı. Bütün insanları severdi. Ama O, artık “biz Türkler ”den biriydi; “onlardan değil.
*
Ulusal günlerde pencereye bayrak asar; Altınay ile Dolunay´a, büyük bir heyecanla Atatürk´ün büyüklüğünü anlatmaya çalışırdı. Dinsel geleneklere uymak için çaba gösterirdi. Sorunu olduğunda, içi sıkıldığında Hacıbayram’a gider dua ederdi. Türkçe olarak, içinden geldiği gibi...
Ama benzer bir gereksinmeyi yurtdışında da duyduğunda, aynı rahatlık ve gönül huzuru ile güzel bir kiliseye gidip mum dikmekten de çekinmezdi... Ve duasını gene kendine göre yapardı. Çoğunlukla da Türkçe olarak. Onun için din, inanç ve iyilik demekti. Oruç tutar, kurban keser, herkesin yardımına koşardı...
*
Bir yurtdışı resmi gezi dönüşümde, her zamanki gibi uçağın merdivenlerinin ucundaydı. Güneş gözlükleri ile saklanmaya çalışılan kızarmış, şişkin gözler. Dudaklarında zorlama bir gülümseme.
“Ahmet boşanalım” dedi, “benim yüzümden senin siyasal kariyerini yıkacaklar!”
Meğer sağcı basın yokluğumda bir kampanya başlatmış.
“Kültür Bakanı´nın Hıristiyan karısı” neler yapmış neler... Koca bakanlığı Hıristiyanlık için kullanan O. Hatta müzelerdeki ikonaları çaldırtıp yurtdışına kaçırtan da O...
Yine de yabancı bir kültüre “teslim olmuş” bir Kültür Bakanı… Sekiz sütun “haberler”... Ve zihnimden silinmeyen köşe yazılarından örnekler... “İkonalar ve Kokonalar”, “Madam Kışlalı”, daha niceleri...
Nilgün, bana saldırmak için niçin kendisini kullanmaya çalıştıklarını bir türlü anlayamıyordu... Türk ve Müslüman doğmuş olmak, bunları kendi istenci ile benimsemiş olmaktan daha mı önemliydi?
*
Sevgi doluydu. Çiçekleri, ağaçları, kelebekleri severdi... Kuşları, köpekleri, kedileri severdi... Çocukları, yaşlıları severdi... Tanrı´yı severdi, Atatürk´ü severdi...“İnsanı severdi. Bir hastanedeki umutsuz hastaları her gün ziyaret etmeyi; onları neşelendirmeyi, onlara umut dağıtmayı; paylaştığı acıları içine gömüp, gözyaşlarını eve saklamayı severdi. Bakanlarla, büyükelçilerle, generallerle, çok ünlü yazarlarla, bilim adamları ile de arkadaştı... Kapıcılarla, bekçilerle, çaycılarla, şoförlerle, işçilerle, koruma polisleri ile de arkadaştı.
O bir “insandı...28 yılını benimle paylaştığı için çok mutlu olduğum, kendimi şanslı saydığım, kendisiyle övündüğüm bir insan.
*
Piaf’ı ve Pavarotti´yi de beğenirdi, Sezen´i ve Gürses´i de. Dev tenorun olağanüstü sesini, araba dağlardan geçerken, çok yüksek tonda dinlemekten hoşlanırdı. Ölüme yaklaştığımız dakikalarda ise, kasetçalardan süzülüp içimizde bir şeyleri titreten müziğin sözleri kulaklarımdan bir türlü gitmiyor: “Yine mevsimler geçecek / Yine yapraklar düşecek / Giden sevgililer geri gelmeyecek...”
*
Nedense bana hiç söylememişti. Türk bayrağı ile gömülmek istediğini ilk kez dostum Şahin Mengü´ye açmış. O “olamayacağını” ne kadar anlatmaya çalıştıysa da vazgeçmemiş. Başka dostlara da bu “ricasını iletmiş.
Sevgili Mehmet Açıktan, tabutun bir kenarına bayrak eklemeyi başarmıştı... Nilgün toprağa verilirken, Altınay ile Dolunay, bir bayrağı da kefenin üzerine koymayı başardılar... Fransız ana-babanın Bordolu Türk kızı şimdi Ankara´da yatıyor. Ve de benim kalbimde..."
Ahmet Taner KIŞLALI

Yazılan şiiri, içselleştirerek okuyalım.
Ahmet Taner Kışlalı Neler Yazdı
Atatürk’ü anlayan, en iyi anlatandı,
Laik Cumhuriyetin kuruluşunu yazdı.
Çok yazıda gençliği göz önünde tutandı,
Devrimlerin gençlerle dirilişini yazdı.
Bağnazlığa karşıydı, dindarları severdi,
Atatürk düşmanını bilim ile döverdi.
Alın teri dökeni, üreteni överdi,
İşçi, köylü hakkının verilişini yazdı.
‘Ben Demokrat Değilim’ diyerek bir söz attı;
Sahte demokratların yüzlerine fırlattı.
Fikirlere saygılı eksiksiz demokrattı,
Kemalizm’in onurlu duruluşunu yazdı.
Emperyalizme karşı sağlam bir tezi vardı,
Uşaklık edenlere çok ağır sözü vardı.
Doğrudan ayrılmayan tertemiz özü vardı,
Namuslu siyasetin varoluşunu yazdı.
Hak, hukuk, adaleti savunan bir yazardı,
Toplumsal haksızlığa içtenlikle kızardı.
Art niyetli olanın tertibini bozardı,
Olayların apaçık görülüşünü yazdı.
Kışlalı öğretmenim, ağabeyim, dostumdu,
Çok yürekli insandı, tehditlere göz yumdu.
Nevzatlar ve Kemaller ondan çok şeyler umdu,
Umulandan fazlanın serilişini yazdı,
Sevginin sevgi ile derilişini yazdı.
Halk Ozanı Karamanlı Nevzat
Nevzat Dağlı