Türk siyasetini anlamak için yıllardır yanlış yerden bakıyoruz.
Asıl püf noktası şudur:
Birçok AKP seçmeni, AKP çalışıyor mu, çalışmıyor mu diye bakarak oy vermiyor.
Birçok seçmen kitleleri yol yapıldı mı, fabrika açıldı mı, hastane yetti mi, emekli geçiniyor mu, işsizlik sorunu çözüldü mü diye vicdan muhasebesi yapmıyor.
Oy verme davranışı birçoğunda tamamen ideolojik bir aidiyet üzerinden şekilleniyor.
İşte bu ideolojik körlük yüzünden mevcut iktidarı sorgulamıyorlar, eleştirmiyorlar.
Yaşanan her şeyi, ideolojileri için katlanılması gereken bir yol haritası, yapılması gereken bir bedel olarak görüyorlar.
Muhalefet yıllardır aynı ezberi tekrarlıyor: Enflasyon, devalüasyon, hayat pahalılığı, emeklinin maaşı, işçinin hakkı, işsiz gençlik… vs.
Evet, bu konuda muhalefet çok haklı.
Ancak, bunlar üzerine siyaset yapmak için toplumun kültür seviyesinin yüksek ve hayata bakış açılarının azda olsa entelektüel olması gerekiyor.
Ne yazık ki, karın doyurmayı yaşamak sanan bir seçmen kitlesi ile karşı karşıyayız.
Ve bu seçmen kitlesi genelde siyasetçileri değil, tarikat şeyhlerini ve imamları referans alıyor.
Tarikatların ve imamların birçoğu da seçimlere çıkar ve ideolojik pencereden bakıyor.
Muhalefetin saydığı gerekçelerin hepsi gerçek, hepsi bu milletin canını yakıyor.
Ancak oy almak için maalesef tam manasıyla belirleyici olmuyor.
Neden olmuyor derseniz?
Çünkü karşınızdaki seçmen kitlesi sadece ekonomik rasyonaliteyle hareket etmiyor.
Sadece ekonomik krize ve iktidarın yanlışlarına güvenerek oy alacağını zanneden muhalefet ise yıllardır kendini avutuyor.
"Tencere bu iktidarı götürür" tezi, 22 yıldır aynı duvara tosluyor.
İdeolojik seçmen kitlesinin AK Parti'ye neden oy verdiğini anlamak için sadece ekonomiye değil, dört temel başlığa bakmamız yeterli:
1. Atatürk'e Bakışı: Cumhuriyet'in kurucu değerleriyle hesaplaşma arayışında olan bir kitle için, Atatürk'e mesafeli duran her söylem bir zaferdir.
2. Türk Milliyetçiliğine Bakışı: Türk milliyetçiliğini ümmetçilik potasında eritmeye çalışan anlayış için, bu duruş bir sığınaktır.
3. Cumhuriyete ve Laikliğe Bakışı: 100 yıllık laik, çağdaş Cumhuriyet projesini bir "parantez" olarak görenler için, bu parantezi kapatmaya çalışan her adım ideolojik bir hizmettir.
4. Tarikatlara Bakışı: Devleti tarikatlar, cemaatler ve vakıflar üzerinden yeniden dizayn etme hayali kuranlar için, bu yapıların önünü açan her iktidar meşrudur.
Bunu gördüğünüz zaman tablo netleşiyor.
Laiklik karşıtı olup, içten içe hilafet ve saltanat özlemi içinde olan bir insan için enflasyonun ne önemi var ki?
Dolar 40 lira olmuş, 50 lira olmuş ne fark eder?
Emeklinin maaşı yetmiyormuş, kimin umurunda?
Çünkü birçoğunun davası ekmek davası değil, akılları sıra kimlik ve rejim davasıdır!
Onların birçoğu 100 yıllık rövanşı aldığını ya da alacaklarını düşünüyor.
Onlar kendi mahallesinin ilk kez devleti ele geçirdiğini düşünüyor.
Onlar için Market fiyatları bu psikolojik tatminin yanında teferruattır.
Hedef 2023 dediler tutmadı, hedef 2053 dediler Yetmedi hedef 2071 diyorlar.
Hepsi bir rövanş peşinde.
Bu rövanş, isyancı Şeyh Sait’in, Seyit Rıza’nın, İngiliz hayranı İskilipli Atıf’ın ve bir gemiyle kaçıp gidenlerin rövanşıdır.
Yeni nesil bu saplantılı ideolojiyi gerçekleştirmek için yetiştirildi.
Partilerin birçoğu bu amaç için dizayn edildi.
Bu uğurda PKK’yı bile halkalarına dahil ediyorlar.
Muhalefet tüm bunları anlamadığı sürece, daha çok seçim gecesi "Nasıl olur, bu kadar yokluğa ve yolsuzluğa rağmen nasıl kazanıyorlar?" diye şaşkınlık yaşamaya devam eder.
Mesele tencere değil beyler.
Mesele, Cumhuriyet'in temellerine bakış meselesidir.
Bunu anladığınız gün, siyaseti doğru okumaya başlayacaksınız.
Artık muhalefet silkinip biran evvel kenetlenmek zorundadır.
Zaman daralıyor beyler.
Artık demokrasinin mihenk taşları oynatılmıyor.
Sökülüyor beyler sökülüyor.