Seçim sabahı, babaannem erkenden kalkmış, üzerini giyinmiş, elindeki tesbihi çekerek bizim uyanmamızı bekliyordu. Her zamanki gibi ilk uyanan ben oldum. Babaannemi giyinmiş, kuşanmış görünce, “Hayrola babaanne, bir yere mi gidiyorsun?” diye sordum.
Babaannem gülerek, “Oy kullanmaya gideceğim torunum, oy kullanmaya...” dedi.
Hatırlamıştım, bugün seçim vardı. “Evet doğru ya, bugün seçim günü.” dedim.
“Hee, yaa, seçim günü.”
Babaannemin ağzı kulaklarına varıyordu. Babaannemin neden bu kadar mutlu olduğunu çözmeye çalışıyorum. ‘Yoksa bizim akrabalardan biri milletvekilliğine, muhtarlığa adaylığını koydu da benim mi haberim yok.’
Babaannem, bastonuna dayanarak, ağrıyan dizlerini ovuşturarak pencerenin önüne geçti. Karşıda, kalenin üzerinde dalgalanan ay yıldızlı bayrağımıza baktı. “Bak, şu bayrağı görüyor musun?”
Bayrağımıza baktım. Ben beni bildim bileli orada dalgalanırdı. Babaannemin üzerindeki sır perdesini çözmeye çalışarak, “Evet, görüyorum babaanne!” dedim.
“Bayrağımız rengini, şehitlerimizin kanından almıştır Hilal’im.” Gözleri sulandı. Derinleşmiş göz çukurlarına yaşlar doldu. “Bizler özgür olalım diye nice canlar mücadele etti. O hilal var ya, o hilal… Yurdumuzun üzerinde ebediyete kadar dursun diye nice yiğitlerin kanlarıyla sulandı bu topraklar. Ayağımızı bastığımız, özgürce dolaştığımız bu vatan; bizlere o şehitlerimizin hediyesidir torunum.” Eski günleri anlatmıyor sanki yaşıyordu. “Ooof of, ne günlerdi o günler! Cumhuriyet’ten önce, biz kadınların hiçbir söz hakkı yoktu.”
Babaannemin anlattıklarını dikkatle dinliyordum.
“Bak kızım, bak Hilal’im!” Bastonsuz elini saçlarımda gezdirerek okşadı. “Sen okula gidiyorsun, okuyorsun, yazıyorsun değil mi? İleride de inşallah meslek sahibi olup kendi paranı kazanacaksın. Güçlü bir kadın olacaksın, zalimlere boyun eğmeden yaşayacaksın.”
Evet, ne var ki bunda, der gibi dudak büktüm.
“Cumhuriyet kurulmadan önce biz bunların hiçbirini yapamıyorduk işte. Kadınlar ikinci sınıf vatandaştı. Kadınların seçme ve seçilme hakkı yoktu. Ah be torunum, neler gördü geçirdi bu nenen. Küçücük yaşında ne sıkıntılar çekti ah bir bilsen... Cumhuriyet öncesi dönemde babalar, kız çocuklarını hiç görmediği, tanımadığı adamlarla evlendirirdi. O adam onu dövse de, öldürse de ses çıkaramazdın. İsteyenler, ikinci karım, üçüncü karım diye eve resmi nikâhsız kadın alabiliyordu. Erkek evin reisiydi ve onun sözü geçerdi.
Kadının eli para görmesin yoksa şımarır, asileşir, sözümüzü dinlemez düşüncesiyle okutulmazdı. Kadınların söz hakkı yoktu. Haklarını arayamazdı. Çalıştırılmaz, onlara ekonomik özgürlük verilmezdi. Ölen anasının babasının mirasından bile pay verilmezdi, düşünebiliyor musun torunum?”
Düşünüyordum, düşünmez olur muyum? Kâbus gibi bir yaşam. İyi ki de ben o dönemde yaşamamışım, diye geçirdim içimden. Babaannemin gözleri hâlâ kalede dalgalanan koca bayrağımızdaydı.
“Ben, bugün oy kullanmaya gidebiliyorsam bu Cumhuriyet yönetimi sayesindedir. Atatürk’ün ve silah arkadaşlarının verdiği mücadele sayesindedir Hilal’im. Cumhuriyet: Kadının da aklı, fikri var; yönetici olabilir, devlet yönetiminde söz sahibi olabilir, dedi. Halkı yönetecek yöneticilerin seçiminde kadınlara da seçme hakkı tanıdı.” Gülümseyen yüzünü bana çevirdi. Yaşlanmış, bir deri bir kemik kalmış parmakları bastonun sapını sıkıca tutuyordu. Bakışlarında zaferin, başarının gücü vardı. “Yaa, Hilal’im, işte böyle... Önce bu toprakları düşman elinden almak için çarpıştık sonra da medeni insanlar gibi yaşayabilmek için mücadele verdik, sonra da Cumhuriyet ile temel haklarımızı anayasal güvence altına aldık. Düşüncemizi ifade etme, inancımıza göre yaşama gibi özgürlüklere de kavuştuk. İşte şimdi ben de vatandaş olmamın gereğini yerine getirmeye gidiyorum, torunum.” diyerek bastonuna dayandı ve ayağa kalktı. Babaannem kölelikten azat edilmiş gibiydi. Her zaman sürüyerek yürüdüğü bacaklarına sanki süper bir güç gelmişti, yere sertçe basıyordu. Sanki yürümüyor, havalarda uçuyordu.
Yaşlı kadıncağızın anlattıklarını düşündüm. Bizlerin sıradan bir şey gibi gördüğü pek çok şey meğer ne mücadelelerle elde edilmiş. Bugün bir kadın olarak kendi kararlarımızı verebiliyorsak, özgürce hareket edebiliyorsak bunların, atalarımızın verdiği büyük mücadelelerin sonucuymuş.
Ev halkı uyanmıştı. Hep beraber kahvaltı yaptık. Sonra da kadın, erkek demeden seçmen yaşı tutan herkes oy kullanmaya gitti.
Başta Ulu Önder Atatürk ve Aziz Şehitlerimizi saygı ve rahmetle anarken, tüm okurlarımın da Cumhuriyet Bayramı’nı kutlarım.