Eskiden derlerdi ki "abdal" taifesi ağanın olduğu yerde yurt tutar. Tabi burda önce abdal ne ola ki? karınca kararınca bildiğimiz üzere tarif etmek gerekirse orta asya denilen Türkistan yurdundan şaman, kam öğretileri ile yoğrulmuş İslamiyetin kabulü ile derviş, abdal kisvesi ile Türk'ün yurt tuttuğu yerlerin Türkleştirilmesi ve islamlaştırılmasında (Türk islamı) rol alan Türkmen boylarındandır. Omar R. Oflaz'ın "Oğuz name köklere giden yol" kitabında konu ettiği Sivas Yıldızeli Kösedağ arasındaki "Türk töre inanç önderi" olarak konumlandırdığı ocağa bağlı iken önderleri'nin katli sonrası Anadolu'ya dağılan derviş, abdal Türkmen boyunun bakiyeleridir. O katliamın türküsünün Neşet Ertaş'ın seslendirdiği "seher vakti çaldım yarin kapısını..." türküsü olduğu yâr diye nitelenenin ise "Türk töre inanç önderi" olan kişi olduğu aynı eserde yazılır. İşte abdal bu kişiler kendilerini kollayan, geçim sıkıntılarında yardımcı olan ve düğün, sünnet gibi eğlencelerinde sazın, sözün sahibi, savaş, afet, ölümler gibi durumlarda da duruma uygun ağıt, türkü, cenk havası, halay gibi folklorik kültürü yaşayan, yaşatan meslek sahibi Türkmenlerdir. Zamanın gelişimine ve bölgesel özelliklere göre önceleri bektaşi dergahına bağlı Alevi, Sünni idare ve çevrelerin yoğunluğuna göre birazda zorunluluktan sünnileşen bizim insanlarımızdır.

Kısaca abdal taifesini tanımlamaya çalıştıktan sonra Yağmurlu köyüne yerleşimleri de bu özellik ve ihtiyaçlarına cevap veren yedi pare "Karacakürt Türkmen obası" nda iştigal ettikleri çalgıcılığa uygun nüfus ve korunma ihtiyacına da cevap bulmalarıdır.

Yusuf usta büyüklerimizin tarifi ile ustaların ustası olup peşinden gelen Bulduk usta, Haydar usta, İbrahim usta, Muharrem usta gibi takipçileri de Yağmurlu köylerinin mukimi ve rengi olmuşlardır. Birbirlerini sever, sayar ve toplum içinde büyütür, yüceltir, onurlandırırlar. Abdallarımız Yağmurlu düğünlerinde hesap kesmezler kendi düğünleri sayarlar.

Yusuf çavuş (ağaların Yusuf Orbay) ise Yağmurlu büyük obadan diğer kabileler gibi yayla, kışla göçü ile gitgeller yapıp yayladıkları Yağmurlu Kurtbeli Yeniyapan köyünden çıkarımlarıma göre balkan harbi sonrası 1912-1913 yıllarında artık yağmurlu büyük obaya göçmeyip Yeniyapan köyünde kalarak yayladan köye/obaya dönüştüren kişidir. Hali vakti yerinde ağalık vasfı olan, öşür müteahhit liği de yapan varlıklı bir köylümüz dür.

Yazıya konu olay Yusuf çavuşun oğullarından birinin düğününe Yusuf ustayı çalgıcı tutmaması ile gelişir. Düğün kurulmuş, çalgıcılar odanın, misafirlerin durumuna göre uzun havası, bozlağı ile düğünü şenlendirirken Yusuf çavuş'a Yusuf usta'nın geldiğini evin arkasında beklediğini söylerler. Yusuf çavuş ile Yusuf usta hem çok samimi, uzun yıllara dayanan muhabbetleri, arkadaşlıkları vardır. Yusuf çavuş hem düğüne başka çalgıcıları getirmiş hem de düğüne davette etmemiştir. Yusuf usta'nın gelip beklediğini duyunca üzüntüsü ve durumu nasıl izah edeceğinin telaşında evin arkasına Yusuf usta'nın yanına varır. Tam özür dileyip gönlünü alayım telaşındayken Yusuf usta, Yusuf çavuş; ağa sana halimi arza geldim. Cihanbeyli taraflarında bizim abdalların düğünü var davetiyesi geldi. Benim ne gidecek bineğim ne de hediye takacak, abdala bahşiş verecek param var. Bizim abdal taifesi beni ağa bilir. Ne ideyim? deyince Yusuf çavuş omuzundan kalkan yükün hafifliğiyle ahırdan heybetli kıratını çıkarttırır buna binersin, şu kadar da para al cebine koy ağalığını göster der. Yanına ikide atlı süvari adamını verir bunlarda sana refakat eder, ağalığına halel getirme der misafirleyip, ağırladıktan sonra selametleyip gönderir. Yusuf usta gibi ustaların ustası gönlü hoş keyifle yola revan olur.

Bu da bir abdal hikayesi olarak hatıralara katılsın istedim.

"O güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler."