Köyümü görmek...

Eşeklerinin üzerinde bir tanesi neredeyse yere değecek uzunlukta iri gövdeli iki ayağını da bir yana sallamış yan oturmakta, diğer ikisi semerin üzerine yönleri öne doğru iki ayaklarını eşeğin iki tarafına sallamış, eşeğin hareketi ile uyumlu sanki ayaklarını her öne arkaya sallamalarıyla eşeğin yürümesini sağlıyorlar gibi ritmik hareketlerle sallayan, yan oturanın başında kasket, karayağız, kırçıl bıyıklı, uzun burunlu uzunca yüz, boy ve gövdeli, diğer ikisi daha kısa birisi biraz tıknaz topak kırmızı yüz ve gövdeliyken öbürü daha zayıf ve esmerce başlarında etrafı poşu ile sarılı hacı takkesi diyebileceğim başlıkları ile evimizin önünden berrak, gürül gürül akan şalgösteren deresi üzerindeki tahtadan yapılmış köprümüzden eşeklerin takırtılı ayak sesleri ile geçerek avlumuza girdiler. Ve ev sahibi hu, Selim, Fadime, Memmet nidalarıyla hane halkı önde rahmetlik Selim dedem arkada biz kapı önüne çıktığımızda uzun kasketli onbaşının Osman emmi, yanındaki kırmızı suratlı, kısa boylu Fazlı emmi ve kardeşi hafiften sakallı Davut hoca emmiler olduğunu sık sık evimizde bazen hüzünlü bazen hasret kokan bazende iyiki göçmüşüz diye sözü edilen köyümüz Yağmurlu Sayobası köyünden gelen akrabalarımız olduğunu öğrendim. Dedemin Kezban, Fatma eşekleri ahıra bağlayın önüne yem koyun direktifi ile anneler ahıra giderken dedem Selim, Fadime ebem, Memmet emmim, babam Zübeyir ve küçük emmim Hasan'ın hoşgeldiniz diye el öpme, sarılıp kucaklaşma faslından sonra, hal hatır sorma, köydeki diğer tanıdık ve akrabalarla ilgili konuşmaları ben ve yanında sessizce izlediğim yalaz halam Ayşe ile ilgiyle kulak kabartarak dinliyorduk.

Sabah gün ışımadan ezandan da önceki bir vakitte köyden çıktıklarını Yağmurlu Büyükoba üzerinden şehrimizin batısındaki imirburnu denilen dağı aşarak uzunkuyu diye adlandırılan yaylak ve tarlaların arasından geçip şalgösteren bağlarının arasından derenin yanından takip eden Bağbaşı mahallesine ulaşan toprak yol ile yaklaşık 4-5 saat süren yolculuklarını dinlene dinlene anlatıyorlardı.

Eşekleri bağlayan annem köprübaşına kadar gelerek 3 tekerlekli önünde tahtadan teknesi olan bisikletle somun ekmek dağıtan bakkal Hüsne ile terzi Rızanın 3 numaralı oğlu Rıdvandan 5 somun ekmek alarak eve geldi.

Mabeyndeki duvarın içine yapılmış oağın sağdan kapı tarafına doğru gazocağına gazyağı koyarak kapağını kapatan annem gazocağının pistonunu sert hareketlerle pompaları ve emmimin muhtar çakmağı ile yakmaya çalıştı yanmayınca içeriden babamı çağırdı. Babam gazocağının memesine ince kablo teli ile 2-3 defa sokup çıkartarak meme gözündeki tıkayan pisliği temizleyip gazocağının yaktı. Annem yanan gazocağı üzerine mavi çinkodan büyük çaydanlık ve demliğe sabah erkenden getirdikleri ağalar çeşmesi suyunu koydu ara ara pistonlu tekrar tekrar çekip basarak alevin canlı olması ve harlanmasını sağlıyordu. Kaynayan suya demlikte bakkal Durdu'dan aldığımız sarı kahverenkli paketteki Rize Turist çayından 7-8 kaşık koyarak demlenmeye bıraktı. Bu arada Kezban anam ocakta yoğurt çorbasını ısıtırken tavaya bol tereyağ koyarak içine kümesten getirdiği 6-7 yumurtayı kırdı ve duvarın içine açılan ocağımızda pişirmeye başladı. Sofra başında oturan dedem ve köyden gelen akrabalar kahvaltıyı beklerken, köyden, ekinlerden, hayvanlarının durumundan heyecanlı heyecanlı bahsediyorlardı. Bu arada Davut hoca emminin 7 yıl süren 1. Cihan savaşındaki Rusya Sibiryasındaki esaret günleri mevzubahsi oldu.

Annem ve anamın getirdiği çorbaya beraber kaşık sallayıp somun ekmeği ve yufka emeklerle yağda yumurtayı sokumluyorlardı. Arada çömlek peynirinden ve siyah zeytinden yerken babam; Osman emmi hani sen bana Keskin'de bu acı olur sen yiyemezsin diye beni çocuk halimle imrendire imrendire yediğin siyah zeytin bu sözü sofrada soğuk bir hava estirdi. Osman emmi ağzındaki zorlukla yutkunarak mahcup bir şekilde ula Zübeyir sende bunu hatırlatmasan olmaz mı? serzenişinde bulundu.

Yenilen sabah kahvaltısı ve çay faslından sonra misafirler ve evin erkekleri çarşıya anneler gündelik ev, bağ, bahçe, ahır temizliği koyun, keçi ve ineklerin bakımına başladılar ben 4-5 yaşlarında çocuk halimle bazan avluda bazan çayır dediğimiz Çukurçayır'ın oyun ve toplanma alanında keyifle oyunum daldım.

Köyden önce köylülerimle ilk hatırladığım karşılaşmam bu oldu köy merakımda böylece başladı...