Bugünkü nesil çokta değil hiç bilmez. Endüstriyel tavuk üretimi başlayıp tavuk çiftlikleri kurulup çarşı, pazar, market tavuk satışı ve bolluğu olmadan önce bizim halkımızın tavuğu, horozu çok kıymetli idi. Düğünlerde hayırlı olsunlara muteber hediye, eve gelen misafire kesilen horoz 🐔itibar ikramıydı. Hele ki kuzu kesiliyorsa çok muteber bir misafir ağırlama yöntemiydi.
Endüstriyel tavuk üretimi ve çiftliği benim bildiğim Kırşehir için Ankara yolumuz üzerinde Keskin ilçesinin Ankara istikametinde sağda rahmetli Hacı Taşan'ın evi sol yanda Yirik Yaşar'ın lokantasını arkana alıpta rampa aşağı indiğinizde tam virajda bir zamanlar Mermerler Turizm otobüslerinin mola verdiği lokanta'ya varmadan sol tarafınızdaki ovaya uzanan çukurlukta karşınıza "Nizam tavukçuluk" ışıklı büyük pano gözünüze çarpardı. Tabii "Milli Nizam Partisi" çağrıştıran ismi nedeniyle hatırda kalması kolaydı. Belki de organik bağı vardı, bilemiyorum.
Anlatacağım olay mahallelerimizden uzanıp köylerimize giden şose yollarda tozu birbirine katarak giden vasıtaların kazaen çiğneyip öldürdükleri tavuklar ile ilgili bir olay.
Olayın kahramanı "Allahuekber Allahuekber Cevcet kaç, Cevcet kaç" hikayemizdeki Yağmurlu Kale köy(lü)ü imamı rahmetli Yaşar Şahin (hoca) 1960’lı yılların umut kapısı diye kaçak turist veya işçi Bulma kurum aracılığı ile Almanya'ya gitmesi ve birkaç sene çalışıp biraz para biriktirdik ten sonra elin Almanı'na ne hizmet edeceğim bu para ile bir minibüs alır köye yolcu taşır ekmeğimi kazanırım. Hemde hanımı rahmetli Gülizar yenge ve çocuklarımın başında olurum deyip gelmesi ile başlar.
Yaşar hoca gelir ve kımızı beyaz, pencere altı sarı-siyah damalı kuşak çektirip, kırmızı muşamba döşemeli, direksiyonu ve vites kolu sedef kaplamalı, pikabı ile gıcır gıcır "Çiçek Abbas modeli" orijinal Alman Fort(d) minibüsü alır. Babası rahmetli Vahit amca memnun, eşi, çocukları memnun köy ile şehir arasında yolcu taşımaya başlar. Herşey iyi gidiyor fakat ehliyetinin olmaması için için canını sıkıyor bazan trafikleri rüşvetle bazan hatırla çoğu zamanda kaçak göçek işine devam ediyor. Bir pazartesi yolcusunu bindirmiş, parasını almış keyifle şehire gelirken şehrin girişinde Çukurçayır mahallesinin en ucundaki sığır yolunun da tam karşısında oturan Yağmurlu Armutlu'lu Omar Osman'ın evinin önünde arabanın önüne kanatlanıp fırlayan tavuğa çarpıp çiğnemesin mi?
Üzülse de yapacak birşey yok deyip yoluna devam ederek aşağı buğday pazarına Sıdıklıların kahvenin karşısındaki durağına yanaşır. Yolcuları indirir Süleyman Kaye'nin kahvehaneye varır oturur.
Mahallede ise tavuğu çiğnenen Omar Osman tavuğu eline alıp yaklaşık dört kilometre yolu söve saya bir elinde kan damlaya damlaya sallanan tavuk ile Hakkı efendinin evinden aşağıya Büngüldek, killik derken "Kadı'nın hanı" nın önünden kalın köprüyü geçip aşağı kahvede Yaşar Hoca'yı bulur. "Şimdi karakola gidiyorum seni mahkemeye vereceğim, tavuğumu çıynadın" diye hiddetle Yaşar Hoca'nın üzerine yürür. Yaşar Hoca: "emmi tavuğun parası neyse vereyim, karakol mahkeme işi çıkarma ne olur" diye yalvarmaklıdır. Lakin Omar Osman Nuh diyor peygamber demiyor derler ya öyle öfkeli söyleniyor.
Bu arada olayı yandaki masadan izleyen Yağmurlu Armutlu'lu HacıÖmer (hacomar-Kaplan) dayı dayanamaz kalkar gelir. Ayıptır bir tavuk için Yağmurlu'lular mahkemelik mi olmuş dedirtecen der cüzdanını çıkarıp Omar Osman'ın önüne atar ve neyse tavuğuyun al parasını diye tersleyerek çıkışır. Bu tepki üzerine ne diyeceğini bilemeyen Omar Osman cık cık'lar arasında "la havle... " çekerek utandığından tavuğun parasını da almadan çıkar gider.
Yaşar hoca; Hacomar emmi, sağol tavuk'ta parası da dert değilde ehliyet yok ben onun derdinde korkusundayım, karakol belasından beni kurtarıp rahatlattın diye teşekkür eder.
Rahmetli olan bu köylülerin, mahallelilerime, o minibüse çok defa binmek zevkine sahip olduğum Yaşar abim'e (hoca) çok defa evine misafir olup sofrasına oturduğum eşi Gülizar yengeye Allah'tan rahmet diliyorum.
O güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler. Gidenlere rahmet olsun.
Sıdıklı'nın kavak davası Yağmurlu'nun tavuk davası derken bu da bizim güzelliklerimizdi.
Sürç-i lisan ettikse affola...