Liderler tehlikeli olsa da, asıl onların tehlikeliliğini devam ettiren onlara inanan kitlesidir.

Dünyada en garip ve en cahilce olan şey; İnsanların peşinde gittiği liderlerinin kim olduğunu, nasıl bir proje ürettiğini, düşüncesinin ne olduğunu, iktidara taşıdığında mevcut sistemle mi yoksa kendi inandığı sistemle mi yönetecek, anlamadan, araştırmadan peşinde gitmesidir.

Değilse liderler deli dolu olsa ne yazar, akıllı olsa ne yazar.

Bizi liderler zorla yönetmiyor ki.

Mevcut sistemle bizi yönetecek olan kişileri bizim seçmiş olmamızdır.

Eğer bir sistem toplumsal sorunlara çözüm üretemiyorsa...

İktidara getirilen liderler sistemi kendi sistemini oluşturarak yönetemiyorsa...

Biz neyi ne için seçiyoruz? Bilmemiz gereken yer burası.

Avrupa’da, Türkiye’de veya diğer yerlerde iktidara gelen dinci, milliyetçi, komünist, faşist vs kim iktidara gelirse gelsin mevcut anayasayla yönetmeye geliyor.

Eğer böyleyse ki böyle, bu durumda neden insanlar parçalanıyor ve fiziği aynı ama yüzündeki maskesi farklı kişileri, farklı yönetecekmiş gibi birbirini rencide ederek seçim yapıyor?

Ben 63 yaşındayım şimdiye kadar seçilen tek bir liderin kendi manifestosunu yayınlayarak iktidara geldiğini görmedim ve duymadım.

Manifesto diye yayınlayanlarınki de, mevcut sisteme zarar vermeden, sistemin izin verdiği kadarıyla yapabileceklerini yayınlamaktan öte gitmiyor.

Var mı partilerin içinde bir tane; Ben geldiğim zaman mevcut kanunları değiştireceğim, kendimizin ortaya koyduğu sistemle veya projelerle yöneteceğim diyen? Yok.

Peki bir parti bu düşüncelerle İçişleri bakanlığına parti tüzüğünü vermiş olsa bakanlık bu tüzüğü kabul eder mi?

Mümkün değil.

Bu durumda mevcut partilerin, mevcut sistemi farklı sözlerle ayakta tutmak için birbirinden zerre farkı var mı? Yok!

Böyleyse ki böyle. Bu durumda insanlar neden seçimlerde birbirini yiyor, hakaret ediyor, hatta birbirini kurşunlayanlar, öldürenler oluyor?

Geriye menfaat, mal mülk, çocukları işe sokma, ihale kapma savaşı kalıyor.

Böyle olunca da asıl tehlike liderler değil onları seçenler oluyor.

Karşı partiye hakaret edenler aslında partiye değil, kendilerine hakaret ettiklerinin farkında dahi olmuyor.

Çünkü kendi seçtikleri de aynı yönetecek.

Tek fark koltukta birazda kendileri oturacak. İşe biraz da kendilerinden olanlar girecek.

Ne diyor merhum Ali Şeriati. ‘’ Liderler tehlikeli değildir. Asıl tehlike; Her şeye inanan, sorgulamayan ve menfaatleri uğruna her haksızlığa sessiz kalan kitlelerdir.’’

Sessiz kalmamak için sokağa çıkmaya, eline silah almaya gerek yok.

Önce kendi hanemizde başlayarak sorgulamaya başlamalıyız. Sonra dışarıdakinin yanlışlarını gördüğümüzde yapıcı bir şekilde önerilerde bulunmalıyız.

Kendi tehlikeli oluşumumuzu liderlerin üzerine atmamalıyız.

Liderleri lider yapanlar biziz. Liderler zorla bizleri kendilerine biat ettirmiyorlar.

Tehlike; Menfaati uğruna gözü bir şeyi görmeyenlerdir.

Biz liderleri kendi manifestolarını uygulamaları için seçmiyoruz. Mevcut sistemle bizleri yönetecek kişileri seçiyoruz.Onlar da geldiğinde mevcutla bizi yönetiyor.

Kime neden kızıyoruz ki?

Çürük elma tezgahının başına birisini biz koyuyoruz. Ondan sonrada neden çürük elma satıyorsun diyerek de adama demediğimizi bırakmıyoruz.

Soruyorum? Suçlu kim?

Tezgahı yöneten mi, oraya getirenler mi?

O tezgaha getirdiğimiz adamı görevden alsak ve var olan kurallarla başkasını getirsek bir şey değişir mi? Değişmez çünkü elma çürük.

Eğer hala çürük elmanın satıcısını değiştirmeye devam ediyorsak orda bir menfaat veya başka bir şey var demektir.

Bizimkisi de buna benziyor.

Bizler kendimizi değiştirmedikçe, gelenlerde kendi projesiyle gelmedikçe, bizleri yönetecek birilerini her zaman buluruz.

Yani, kendi istediklerimizi değil, önümüze konulanları seçiyoruz.

Hatalı olan biziz, onlar istemediğimizi sunuyor ama biz birbirimizi yiyerek seçiyoruz.

Bunun adı da halkın kendi kendisini yönetmesi ve özgür seçimi oluyor.

Pardon! Demokrasi deniliyordu.

Sahi suçlu kim? Seçtirenler mi? Seçilenler mi? Seçenler mi?

Ortada kesinlikle bir yanlış var. Değilse her cenahta bu kadar hırsız mümkün değil çıkmazdı.