Aynı göğün altında, aynı rüzgara yüzümüzü dönmüşken, kelimelerin kurduğu bu küçük köşeden sesleniyorum size.

Bir kısmınız beni Kırşehir’de verdiğimiz ekolojik mücadeleden tanıyorsunuz. Aslen Yeşilli köyündenim ve İsmet Yeşilli’nin torunuyum. (Kendisi benim en büyük kahramanımdır, onu anmadan geçemezdim.) Bu topraklarda doğmuş, büyümüş bir bozkır kızıyım. Rüzgârın sert estiği, toprağın sabrı sınadığı ama insanının inatla yaşam kurduğu bu coğrafyanın çocuğuyum.

Ege Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olduktan sonra, yurdun bir köşesinde öğrencilerime edebiyat anlatacağımı düşünüyordum.

Fakat ne yazık ki ben de ataması yapılmamış, atanamamış binlerce öğretmenden biri oldum. Bu artık bireysel bir hikâye değil, hepimizin hayatına bir yerinden değen memleket gerçeği…

Şehrimizin de, ülkemizin de iş ve istihdam durumu ortada. Diploması olanın iş bulamadığı, işi olanın geçinemediği bir düzen içindeyiz.

Hal böyleyken susup bir kenara çekilmek, evde “hayırlı bir kısmet” beklemek yerine konuşmayı tercih ettim.

Tam da bu yüzden buradayım.

Ne mi konuşacağız?

Konuşulması, söylenmesi, hatta artık haykırılması gereken o kadar çok şey var ki…

Topraklarımızın para uğruna talan edilmesi… Bir ağacın, bir derenin, bir ovanın nasıl göz göre göre yok edildiği…

Bir damla yağmur için göğe bakan çiftçileri…

Siftah yapamadan kepenk kapatan esnafı…

Gençlerin işsizliğini, umutsuzluğunu, hayallerinin daha başlamadan törpülenmesini…

Asgari ücretle yaşam mücadelesi veren emekçileri…

Torunlarıyla vakit geçirmek varken çalışmak zorunda kalan emeklileri…

Atanamayan öğretmenleri, emeği yok sayılanları…

Öldürülen kadınları, susturulmak istenen hayatları…

Geleceği belirsiz bırakılan öğrencileri…

İş güvenliğinden yoksun, her gün hayatını riske atarak çalışan işçileri…

Ve belki de en çok, bütün bunlara alışmamızın istenmesini…

Her şeyi konuşacağız.

Yerel gündemi de, ülke gündemini de, dünya gündemini de…

Geçmişi de, bugünü de, geleceği de…

Hayata aynı pencereden bakmayabiliriz ve tam da bu yüzden anlamlıyız. Zıtlıklar yok etmek için değil, gerçeği daha net görebilmek için vardır.

Farklı seslerin birbirine değebildiği, aynı cümlede buluşamasak bile aynı hakikatin etrafında dolaşabildiği bir yer mümkün.

Ben bu ihtimali önemsiyorum.

Bozkırın kızı, Damla Yeşilli sesini duyurmaya hazır.

Peki siz, gerçekten duymaya hazır mısınız?