İsrail’in çağımızın en kanlı katliamlarından birisini canlı yayınlarda herkesin gözleri önünde, bilhassa da İslam Dünyası denilen coğrafyanın burnunun dibinde yapmaya devam etmesini, buna da bilhassa İslam ülkelerinin sessiz kalmalarını tartışmaya başladığımız yazı dizimizin bu son bölümünde İslam ülkelerinin İsrail ile olan ilişkilerine genel bir mercek tutacağız. Bu ilişkiler sarmalı hakkına az çok bir fikir sahibi olduğumuzda bazı taşlar daha çok yerine oturacak, İslam Âlemi mefhumunun ise belki de sadece bir tahayyülden ibaret olduğunu düşünmeye başlayacağız.

Türkiye İsrail’le ekonomik ilişkilerini her geçen yıl geliştirirken, 2008-2009 yılında da yaşanan İsrail ile Gazze savaşını kınayarak 2010 Mavi Marmara baskını sonrası diplomatik olarak İsrail’e yaptırım uygulamış ancak Türkiye Mart 2022’de İsrail’le siyasi olarak tekrar normalleşti. Türkiye-İsrail ekonomik ilişkileri son 20 senede gerçekten büyük gelişmeler gösterdi. 2002 yılında 1,41 milyar dolar olan ticaret hacmi 2022’de 8,91 milyar dolara kadar çıktı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) özel ticaret sistemi verilerine göre AK Parti iktidarının başladığı 2002 yılında Türkiye’nin İsrail’e ihracatı 861,4 milyon dolar; İsrail’den ithalatı ise 544,5 milyon dolar idi. 2022’de ihracat 6,74 milyar dolara yükselirken ithalat da 2,17 milyar dolara çıktı. Ticaret hacmi de 1,41 milyar dolardan 8,91 milyar dolara ulaştı. Buna göre Türkiye ve İsrail arasındaki ticaret hacmi son 20 senede yüzde 532 artış gösterdi. TÜİK genel ticaret sistemi verilerine göre 2022 yılında İsrail Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı 10’uncu ülke konumunda. İsrail’in Ekim 2023’de başlattığı Gazze katliamlarına rağmen Türkiye/AKP İktidarı İsrail ile ticareti ancak Nisan 2024’de dondurabildi ve toplumsal baskıların artık iyice artmasıyla Mayıs 2024’de durdurdu. Bu kesinlikle unutulmaması gereken bir tarihsek kayıttır.

Azerbaycan’daki Aliyev rejimi ise petrolünü Türkiye üzerinden Bakü-Ceyhan Boru Hattı ile İsrail’e aktarıyor. Ayrıca İsrail’in İran’a karşı Bakü’nün yanında yer alması, Karabağ’ın geri alınmasında çok önemli bir faktör oldu. Azerbaycan İsrail’e karşı sert tutu alabilmekten gerçekten çok uzak gözüküyor. Hatta savaşın başlarında açıkça İsrail lehine tavır aldığını da unutmadık.

Arap Dünyası’na gelecek olursak, BAE ve Bahreyn’in öncülük ettiği ve Fas’ın ve Sudan’ın da katıldığı İbrahim Anlaşmaları ile İsrail’i tanıma ve normalleşme süreci başlatılmıştı. Suudi Arabistan bu sürece katılmadı. İsrail, Temmuz 2022’de ilişkilerin normalleşmesi amacıyla aralarında yapılan çok sayıda anlaşma ve ekonomik anlaşmalar sonucunda Arap ülkeleriyle ticaretinin yalnızca bir yıl içinde rekor artışlara ulaştığını açıkladı. İsrail’in Ürdün’le ticareti geçen yıla göre yüzde 54 artışla 55 milyon dolara yükselirken Mısır’la ticaret ise yüzde 41 artışla 23,6 milyon dolara ulaşmış, Fas ise bu yıl İsrail ile ticaret anlaşmalarında yüzde 94 artışla 3,1 milyon dolara ulaştırmış. Katar ise İbrahim Anlaşmalarının ekonomik çıkar için İsrail’in siyasi meşrulaştırılması amacıyla kullanılmasına karşı çıkıyor ve siyasi meşrulaştırma olmadan ekonomik işbirliğinin geliştirilmesini ve ekonomik kart yoluyla İsrail’in iki devletli çözüme zorlanması gerektiğini savunuyor.

İsrail ve Katar kaynaklarına göre iki hükümet arasında elmas pazarıyla ilgili ticari bir anlaşma sağlandı. Buna göre İsrail, elmas ticareti yapmaya yetkili ülkelerin arasına Katar’ın resmen katılmasına onay verirken, Katar da İsrailli tüccarların Katar’a serbestçe girmesine, hatta gerekirse resmî ofis açmasına izin verecek. Katar’ın Gazze temsilcisi Muhammed El Emadi İsrail makamlarıyla düzenli temas hâlinde. Tüm bu tablo, İsrail’le alenen geliştirilen ilişkileri gösteriyor. İsrail ile Müslüman ülkeler arasındaki daha karanlık ve dolaylı ilişkiler ise bizi gizli ticaret ağına ulaştırıyor.

İran dahi İsrail ile derin ticari ilişkileri olmakla itham edilmektedir. İsrail Gazetesi Haaretz’in 19 Ocak 2012 tarihli “İsrail’in Müslüman Dünyasındaki Ticaretinin Kötü Saklanan Sırrı” başlıklı haberi şöyle başlıyor: “İran’ın bilgisayar sistemlerinin, Endonezya Başbakanı’nın ofisindeki elektriğin ve Suudi askerlerini koruyan kurşungeçirmez yeleklerin İsrail’den gelmiş olma ihtimali oldukça yüksek.” İsrail ile İran arasındaki bağları araştıran Kudüs İbrani Üniversitesi’nden uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Uri Bialer, ‘İran’la ticaret eski bir hikâye’ diyor. ‘Paranın kokusu yoktur. İranlılar her zaman iş yapmaya çalışırlar ve her zaman para kazanmayı amaçlayan İsrailliler de olmuştur’ şeklinde açıklama yapmış.

Görülen o ki; İsrail ticareti Suudi Arabistan ve Irak’ta, ayrıca Endonezya ve Malezya gibi uzak ülkelerde de sessizce gelişiyor. Her iki taraftaki şirket sahipleri, zararlı tanıtımlardan kaçınmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Temaslar, yurt dışındaki uluslararası konferanslarda, her iki tarafı da tanıyan Avrupalı ​​ve ABD’li şirketler aracılığıyla ve doğrudan internet üzerinden yapılıyor. Endonezya ile ticaret, diplomatik ilişkiler olmaksızın, mümkün olan en düşük profilde, gizli olarak devam ediyor. Endonezya, 200 milyondan fazla nüfusu nedeniyle iletişim alanında büyük bir potansiyele sahip, dünyanın en hızlı büyüyen pazarlarından biridir. Catarivas’a göre gizli ticaret de ters yönde yapılıyor. Endonezyalı iş heyetleri de İsrail’i ziyaret ediyor ancak bu, kamuoyundan saklanıyor. İsrail, Endonezya ile ticaretinde ihracatının sekiz katı kadar ithalat yapıyor.

Bir diğer ilgi çekici alan ise plastik ticaretidir. İsrail, plastik endüstrisi için hammaddeleri (petrol üretiminden elde edilen polietilen ve polipropilen) Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinden alıyor. Bu materyaller dolambaçlı bir şekilde gönderiliyor ancak İsrailli yetkililer bunların kaynağının farkında. İsrail’in plastik endüstrisi ise Suudi Arabistan’a sera örtüleri, sulama damlatıcıları, ev ve bahçe ürünleri, tek kullanımlık mutfak eşyaları ve gıda ambalajları ihraç ediyor. Bu ürünlerin bir kısmı İsrailli şirketlerin kurduğu Türk fabrikalarında üretiliyor. Zengin Körfez ülkeleri şüphesiz İsrail ticareti için en cazip yerlerdir. Dubai, küresel ekonomik kriz nedeniyle ertelenen megaloman bir emlak projesi olan Palmiye Adaları’nı inşa ederken, İsraillilerin bir İtalyan kiremit şirketi aracılığıyla kiremitlerin bir kısmının sağlanmasında payı vardı. Elbette sadece teknoloji değil; Körfez ülkelerinden birindeki petrol sahalarını koruyan İsrailli bir güvenlik firması da bu sahaları korumak için İsraillileri görevlendiriyor.

Müslüman ülkelerin kamuoyları Filistin davasına elbette çok hassaslar. Müslüman halklar Filistin’in yanında dursalar da Müslüman ülkelerin yönetimlerinin ve sermaye sınıfının İsrail’le her ne şartta olursa olsun açıktan ya da dolaylı gizli kapılar ardında sıkı bir ilişki içinde oldukları gerçeğini görmemiz gereklidir. Gazze’de yaşanan katliamların, hatta tüm dünyaya canlı yayınlarda izlettirilen soykırımın arkasında İsrail’in Batı devletleri ile kurduğu sıkı ilişkiler yatıyor olsa da İsrail’in bu denli pervasız olabilmesinin en önemli nedenlerinden birisi de Müslüman ülkelerin iktidarları ile de açıktan ya da perde arkasından kurduğu siyasi ve ekonomik ilişkilerdir. Bu sebeple Türkiye’den Endonezya’ya, İran’dan Körfez ülkelerine, Fas’tan Orta Asya’ya Müslüman yöneticiler hem kendi halklarını aldatmakta hem de uluslararası zeminde Filistin davasını da bir istismar kartı olarak ceplerinde tutmaktadır. Müslüman ülkelerin iktidarları Gazze katliamları konusunda nutuk atmakla sınırlı kalan sözde tepkileri en fazla görünürdeki ilişkileri askıya almak olabiliyor. Oysaki 7 Ekim sonrası artarak devam eden İsrail’in şiddetli saldırıları karşısında hava, kara ve deniz sahalarını İsrail’e kapatmalı, saldırılar son bulana kadar daha önceleri tıpkı Şam rejimi, İran ve Rusya’ya uygulanan ekonomik yaptırımlar İsrail’e de derhal uygulanmalıdır. Ancak yapılması gereken bu olmasına rağmen neden böyle bir adım dahi atılamıyor sorusunun cevabı yukarıda genel hatlarıyla özetlemeye çalıştığımız Müslüman ülkelerin İsrail ile olan gizli/açık siyasi/ekonomik ilişki ağlarıdır. İsrail yönetimi de bu ilişkiler ağının avantajlarını ve elindeki kartları gayet iyi bildiği için Müslüman ülkelerin liderlerinin ne dediklerini kesinlikle ciddiye almamaktadır.

Av. Bülent DEMİRBAŞ

Siyaset Bilimi Uzmanı