Ankara Radyosunda daima tatlı sesini dinlediğimiz baş spiker ve tanınmış muharrir Hikmet Münir Ebcioğlu İngilizceyi kendi kendine öğrenen ve bugün pek iyi bilen azim ve sebat sahibi münevverlerimizdendir. Hikmet Münir, meşhur Anglo Sakson müellifi Herbert N. Casson’un “Hayat Ellisinde Başlar” isimli kitabını Türkçeye pek güzel bir üslupla tercüme etti, eseri Akba Kitabevi bastı.

“Hayat Ellisinde Başlar!”

Ne mutlu!

Demek ki ihtiyarlığa esaslı bir adım attığını sanan nesildaşlarım henüz doğmamış ve hayatımız elli yaşında başlıyacak.

Keşke…

Tanınmış gazeteci Vartan Efendi’ye laf olsun diye: “Sen pek ihtiyarlamadın!” demişler. Kılık ve kıyafeti dolayisiyle tatsız hayatını telmih eder gibi bir jest yapmış: “Yaşamooooriz ki…” demiş.

Neslimiz de cidden yaşamamıştır. Hayatımız ellisinde başlarsa âlâ! Dünya bizim doğuşumuzla dünya olacak demektir.

Casson’dan bazı cümleler:

--- Şimdi 66 yaşındayım. Son 16 sene içinde kitaplarımın % 88 ini yazdım ve neşretmekte olduğum mecmuanın satışını –yabancı baskıları da dahil olmak üzere- altmış bine kadar çıkarttım. Son 16 sene içinde elli yaşımdan evvelki 32 yılda kazandığımdan fazlasını kazandım.

Bir insan elli yaşındayken hayatının “büyük iş”ine ilk defa olarak hazır vaziyette bulunur.

İngiltere nüfusunun %22 den fazlası 50 yaşından yukarı yaşta olanlardır.

Bir insan elli yaşına geldi mi altın fırsat çağına erdi demektir. Bu yaşta bir adamın yapabileceği en feci yanlış yaratıcı senelerinin artık sona erdiğini zannetmesidir.

“Bir insan hayatının ilk yarısını çalışmağa, faaliyete hasretmelidir!” tarzında bir aldanış vardır, İşin doğrusu şudur ki bir insan sıhhatte bulunduğu müddetçe çalışmalı ve yaratmalıdır. Hayat orta yerinde durdurulmıyacak kadar kısadır.

Ellisine merdiven dayıyanlar değil, pek gençler bile bu fikirleri sempatik bulmalı kanaatindeyim. Çünkü zaten tahsil, mükellefiyet, staj, şöhret mücadelesi derken, bu devrin insanları 35 yaşına varıyorlar, henüz yaşama imkanını bulamadan 40 bastırıyor. Onunla beraber, “eyvah! İhtiyarlıyorum!” korkusu. Ellisinde el ayak kesiliyor. Bir takım usüller, nizamlar “otuzunu geçmiş, işe alınmaz! Ellisini doldurmuş, yaramaz! Altmış bitmiş, tekaüt!” diye ölmeden bizi mezara sokuyor.

Herhalde zihniyetimizi bir “tekrar gözden geçirme” ye tabi tutmalıyız. Hakikat tamamile Casson’un dediği gibi olmasa bile onun dediğine pek yakındır: Hayat ellisinde başlamıyor belki, fakat ellisinde de bitmiyor. Bunu mantık, izan, idrak kabul etmez. Hayat, ancak fizyolojik ölüm bizi yakaladığı zaman biter. O ana kadar hastalanmadan yıpranmadan, bunamadan yaşamanın kolayına bakmalı, ferdin ve cemiyetin menfaati namına…

[Bu makale 1945 yılında Akşam Gazetesinde Vâlâ Nureddin’in köşesinde yayınlanmıştır.]

**

Saklı Kalan Şiirler köşemizin bu haftaki misafiri Göktürk Mehmet Uytun, şairin iki şiirini yayınlıyorum; ilk şiirimiz 1971 yılına, ikinci şiirimiz 1966 yılına ait:

IŞIKLAR

Işıklar, ışıklar yol verin bana

Tutun ellerimden kaldırın beni

Götürün beni de başka zamana

İstemem ben böyle ruhsuz düzeni.

Kapısız sokaklar, çıkmaz sokaklar,

Zaman girdabında sırıtan insan

En güzel, en güzel sırları saklar

Kara topraklarla sonsuz asuman.

Bilinmez bir sırrın eşiğindeyiz

Ölümsüz âleme yolcuyuz her an.

Hayatın dikenli beşiğindeyiz

Farkında olmadan geçiyor zaman.

İçimizden her an kopan bir iplik

Ve her gün kaybolan bizden birisi

Nedir çevremizi saran gariplik

Ve nedir tükenen, tüketen bizi.

**

SANADIR BÜTÜN ŞARKILARIM

Uykularımı kaçırdı düşünceler,

Saatler zamanlarımı çaldı.

Gözlerimde büyüdü geceler,

Ellerim duada kaldı.

Üstümüzden mevsimler geçti bir bir

Ne sen, ne avuçların, ne gözlerin vardı.

Benim için boynunu bükerdi bu şehir

Ve gözlerin benim için ağlardı.

Ellerin, avuçlarımda yanacak

Siyah gözlerin, gözbebeklerimde

Karanlık geceler şafakla uyanacak,

Sen istesen de, istemesen de…

Takvimlerde zamanlar yaprak yaprak

Ben, her gece uykularımda ağlarım.

Devedikenleri sarmış dört bir yanımı,

Sanadır bütün şarkılarım.