Üç Yüz Milyonsun Eyyy Türk Dünyası:

Bil ki ; Dünya harbe doğru ilerliyor...

Dünya ölçeğinde büyük bir kaosun yaşandığı bu günlerde, bütün ülkelerin

millî birlik ve beraberliklerini kuvvetlendirdikleri, üniter yapılarını iyice

sağlamlaştırdıkları bir dönemde, Türkiye, öncelikli olarak kendi üniter yapısını

koruyup sağlamlaştırmalı, daha sonra Türk Dünyası’nın askeri, ekonomik, politik

ve kültürel bütünleşme süreci için yeni arayışlar içinde olmalıdır.

Çünkü Anadolu coğrafyası ve dünyanın bugünkü gerçekleri bizi o noktaya sürüklemektedir. Ama

daha önce bu gerçeğin farkına varacak Türk millî dış politikalarının oluşturulması

gereklidir. Aksi halde Türk dünyası dün olduğu gibi bugün ve yarın da büyük

kargaşa ve çatışma ortamından kurtulamayacaktır.

Türk Dünyası,Ortak Hafızadan Ortak Geleceğe yürümeli.

Türk dünyası, yalnızca coğrafi bir yayılımın ya da etnik bir tanımın adı değildir. O, bin yılı aşan ortak bir hafızanın, dilin, kültürün ve kaderin ifadesidir. Orta Asya bozkırlarından Anadolu’ya, Kafkasya’dan Balkanlara uzanan bu geniş havza, tarihin farklı dönemlerinde parçalanmış, ancak zihinsel ve kültürel bağlarını hiçbir zaman tamamen kaybetmemiştir.

Dil Birliğimiz birliğimizin sessiz taşıyıcısıdır.

Türk dünyasının en güçlü bağlarından biri dildir. Lehçeler farklılaşmış, alfabeler değişmiş, kelimeler yerel renkler kazanmış olsa da Türkçe, ortak bir düşünme biçimini muhafaza etmiştir. Dil yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda dünyayı algılama tarzıdır. Bu nedenle Türk dünyasında dil birliği, siyasi bir projeden çok kültürel bir sürekliliğin göstergesidir.

Tarihimiz ortak acılar, ortak tecrübelerimizdir.

Türk topluluklarının tarihi, yalnızca fetihler ve devletlerle değil; göçler, sürgünler, yıkımlar ve yeniden doğuşlarla şekillenmiştir. Sovyet dönemi, sömürgeci politikalar, kültürel asimilasyon çabaları Türk dünyasında derin izler bırakmıştır. Ancak bu tecrübeler, aynı zamanda güçlü bir direnç kültürünü de doğurmuştur. Türkiye, bin yıldan uzun süre dünya gücü olmuş devletleri kuran bir milletin bağımsız kalmış tek devleti. Ve bu bölgenin de eski hâkimi.

Türk dünyası, hayatta kalmayı öğrenmiş toplumların toplamıdır.

Kültürumuz ise çeşitlilik İçinde birlikteliğimizdir.

Türk dünyası aynı özellik gösteren karışımdır ve zengin bir çeşitliliğe sahiptir. Müzik, edebiyat, mimari ve halk anlatıları farklı coğrafyalarda farklı biçimler almıştır. Fakat bu çeşitlilik, bir kopuş değil; aynı kökten filizlenmiş dallar gibidir. Dede Korkut’tan Manas’a, Yunus Emre’den Ali Şir Nevai’ye uzanan kültürel damar, ortak bir ruhun izlerini taşır.

Bugün Türk dünyasının en büyük meselesi, kimlik ile modernlik arasındaki gerilimdir. Küreselleşme, ulus-devlet sınırları ve ekonomik bağımlılıklar, ortak bir Türk dünyası bilincinin önünde engeller oluşturmaktadır. Ancak sorun, birlik fikrinin imkânsızlığı değil, bu fikrin romantik söylemlerle sınırlı kalmasıdır. Türk dünyası, nostaljiyle değil; Eğitim, bilim, kültürel iş birliği ve entelektüel üretimle güçlenebilir.

Türk dünyasının geleceği Siyasi Değil, Medeniyet Temelli Bir Yaklaşımdır.

Türk dünyasının geleceği, tek bir siyasi yapı kurmakta değil,ortak bir medeniyet ülküsü geliştirmektedir. Üniversiteler arası iş birlikleri, ortak kültür projeleri, dil ve tarih çalışmalarının derinleştirilmesi bu sürecin temel taşlarıdır. Gerçek birlik; Zihinde , ahlakta ve Ülkü Birliğinden geçiyor.

Türk dünyası, geçmişin hatırası kadar geleceğin sorumluluğudur. Ortak bir hafızaya sahip olmak, otomatik olarak ortak bir gelecek inşa etmeyi garanti etmez. Bunun için eleştirel akıl, sahici dayanışma ve romantizmden arınmış bir bilinç gereklidir. Türk dünyası, ancak kendisiyle yüzleştiği ölçüde yeniden anlam kazanacaktır.

Başka bir deyişle,gücün kalabalığında değil,

Birbirini hatırladığında saklıdır.

Unutursan eksilirsin,

Hatırlarsan yeniden çoğalırsın.