Geçen haftaki yazımda,benim hiç partim olmadı almayacakta diye yazmıştım.

Yazımı baya kişi okumuş ve beni tanıyıpta bu yönümü bilmeyenler bana soruyorlar…

Gerçekten hiç partin olmadımı?

Evet!

Hiçbir partim olmadı.Olmayacakta.

Nedenini ister istemez merak ederek öğrenmek isteyenlere,bende tek tek anlatmaktansa bu haftaki yazımda okuyup öğrenebilirsiniz dedim.

Neden bir partimin olmadığı beni ilgilendirmekle beraber, aslında toplumuda ilgilendiren bir konu.

Biz toplum olarak parti tutarken kimimiz dini,kimimiz milliyetçi,kimimiz ise sol görüşlü olarak kendimize yakın olan partileri tutarız.

Oysa, mesele partimi? Yoksa bizi yöneten sistemmi?

Bizler iktidara gelen partiyimi seçiyoruz,yoksa bu sistemle bizi yönetecek partiyimi seçiyoruz?

İşin gerçeği, Bu sistemle bizi yönetecek partiyi seçiyoruz.

Hangi parti gelirse gelsin,bizi bu sistemle yönetecek.

Halbuki bu sistem toplumsal sorunlarımıza çözüm üretemiyor. Bundan dolayıda,hangi parti iktidara gelirse gelsin,insanlar devamlı olarak isyan ediyor.

Varmı iktidara gelmek isteyen bir parti…?

Ben gelince mevcut sistemi değiştirip,kendi ürettiğimiz toplumsal adaleti sağlayacak teorilerimizle yöneteceğiz diyen bir parti? Yok!

Eğer bir partinin sistemi değiştirme vaadi yoksa,yapılan seçimler …

Bu parti iktidarda fazla kaldı hep onların tarafı yararlandı. Birazda benim partim gelsin biz faydalanalım şeklinde oluyor.

Daha önemlisi ise…

Hani Demokrasi halkın kendi kendini yönetmesi ve seçmesiydi?

Bu Demokrasi Yunanda ilk çıktığında; Asiller kendi çıkarları için kanunlar yapıp,yine kendi aralarında aday çıkartarak bu yaptıkları kanunlarla yönetmek üzere seçime gidiyorlardı.

Seçime tüm halk ( dışarıdan gelmiş yabancılar,işçiler,köleler vs.) katılamıyor.Yalnızca asil olan ve ordaki yerleşik şehirliler katılabilyordu.

DİKKAT! Kanununları onlar yapıyor.Seçilecek olanlar o kanunlarla yönetmek üzere geliyor.Seçenlerde yine kendileri.

Daha sonra bu demokrasi ingiltereye sıçrıyor. Ordada aynı sistem devam ederken kilise ve soyluların Monarşi yönetimine karşı,aristokratlar arasında yönetim kavgası alevlenip daha tam anlamıyla hayat bulamadan,1789 fransız devrimiyle ayaklanan işçiler,köylüler ve halk, aristokratlar,zenginler,mevcut zorlukları haksızlıkları,adaletsizlikleri ortadan kaldırıp yönetimi ele geçirmeye çalışıyorlar.

Asil’lerden oluşan monarşiyi yıkıyorlar,laiklikle birlikte kiliseyide devlet yönetiminden uzaklaştırıyorlar.

Sonuç?

Güç sahibi din adamları ve asil sayılan kişilerin monarşik yönetimi devrildi.Yerine, güya adaletli oldukları söylenen,aslında adalet için değil kendi çıkarları için,halkı,işçiyi,köylüyü ayaklandıran burjuva sınıfı iktidara getirildi.

Söylermisiniz hangi dönemde burjuva adaletli olmuştur?

İktidara gelen bu sınıf kendi çıkarlarını koruyacak şekilde yaptıkları kanunlarla,halka seçme ve yine kendi belirledikleri adayları seçtirme hakkıyla susturdu ve farkına vardırmadan belli maaşlarla köleleştirdi.

Bu yönetici zengin sınıf,halkı çalıştırıp maaşlar verirken özgürlük adı altında ürettiği malları satarak verdiği maaşı elinde alıp moderiniteyide yavaş yavaş halkın beynine yerleştirerek baş kaldıramaz köleler haline dönüştürdü.

Bunun adı; özgürlük,medeniyet,çağdaşlık ve vatandaşlık oldu.

Sonuç ortada,darmadağın halk.

Yine soruyorum?

Avrupadada aynen Yunandaki ilk demokrasi uygulaması arasında zerre fark varmı?

Yok. Kanunlar yine zenginler tarafından yapılmış,Yönetenler o kanunlarla yönetecek kişiler olmuş.Seçilen vekiller o yönetecek partiler tarafından oluşturulmuş,Halk yönetimi diye kandırılanlarda önlerine konulan kişileri seçmeye devam etmiş.

Bize Gelelim ve kendimize soralım?

Hangi parti Halkın bangır bangır bağırdığı…

Batıyoruz,ekonomimiz çöktü,Emekli,Askari ücretli açlıktan ölecek ve sürüm sürüm sürünüyor feryadına karşı,kendi ürettiği teoriler,modeller,metotlar sunarak karşımıza çıkıyor?

Ben duymadım.Duyan varsa beri gelsin.

Peki bu Demokrasi, halkın kendi kendisini yönetme hakkıysa ve seçme hakkı halkın kendisindeyse…

Neden sormuyor? Benim seçeceğim Vekilleri,Belediye Başkanlarını ben değilde siz belirleyip banada seçtirerek bunada halkın kendi kendisini yönetme hakkı diyorsunuz ?

Şimdi soruyorum?

Bugünkü seçme ve seçilme hakkı;Yunandaki,İngilteredeki ve Fransadakinden farklı neyi sunuyor?

Biz mecburmuyuz önümüze konulanları seçmeye?

Önümüze konulanlardan bir tane fakir,gariban ( süperde olsa) varmı?

Ben gerçekten mecburmuyum(?)Maddi durumu çok çok iyi olup paralar harcayarak genel merkezde kendisini aday yaptırıp önüme konulan ama yönetme kabiliyeti sıfır olan kişileri seçmeye ve bu partilerin peşinde gitmeye?

Ben mecburmuyum?Kendime yakın bulduğum,akrabam,köylüm,tanıdık,gelirse çoluğu çocuğu işe sokturabilirim diye parti tutmaya?

Ben mecburmuyum ? liyakata bakmadan işe adamlar aldıran kişilerin peşinde gitmeye?

Mecburmuyum?Hakkı unutup,insanların hakkını eş dost hatırına çiğneyenlerin peşinde gitmeye?

Yani dostlar! seçilenlerde,önümüze konulanlarda,seçenlerde bu hale dönüşmüşken benim bu arenanın içinde ne işim olabilirki?

Biz yetkinleşmiş kişiyi seçmiyoruz ki etkinlik bekleyelim.

Peşinde gidebileceğim bir parti daha çıkmadı.eğer çıkarsa düşünürüm.

Önüme koyduklarıyla beni kandırmaya çalışarak seçme ve seçilme hakkı verdim diyen bu sistemi beğenmiyorum.

Çünkü ben seçmiyorum. Kendileri bana kendi istediklerini seçtiriyorlar.

Bende bunu hiç sevmiyorum.

Ben bana dayatılan özgürlüğü değil,Hürriyeti çok seviyorum.

Bunun için partim hiç olmadı olmayacakta.

Uzaktan kumandayla çalışmak beni açmıyor. Ben ben olmak için varolduğumu biliyorum.

Ben başkası olacaksam neden varımki?