Her gün bir öncekinin tekrarı değil, yaşamda açılan yeni bir sayfadır.

İnsanların çoğu bunun böyle olduğunu düşünmezler.

Çocukluğumun bir bölümü köyde geçti. Vasat halli insanların yaşadığı köyümüzde herkes birbirini tanırdı. Mutluluklar mutsuzluklar birlikte yaşanır, herkes herkesin, hemen her derdini, her mutluluğunu bilirdi. Köy kocaman bir aile gibiydi. Uzun süren kış günleri dışında yaşamın çok önemli bir bölümü, bağ, bahçe ve tarlada geçerdi. Kış akşamlarında sık sık bir komşuda toplanılır; büyük oturma odasında taze ve kuru meyveler yenir, sohbet edilir, büyükler ve çocuklar kendi aralarında çeşitli oyunlar oynardı.

Hiç değişmeden sürüp gidiyormuş gibi görünen bu yaşam aslında, içten içe kıpır kıpırdı.

Her gün bir öncekinin tekrarı gibi.

Takdirle yazılan tedbirle bozulmaz derler. İşte öylesine akışta zaman. Aslında bugün yaşanılan zorluklar bir ceza değil, sadece yükü sırtında bir hamal hayatının devamı.

Güzel bir kıssa, Halime Gürbüz'den.

"Vakti zamanında uzak bir diyarda, dağ gibi yükleri sırtında taşıyan bir hamal yaşardı.

Yük onun geçimiydi; ama zamanla geçim derdi, geçimlikten çıkıp geçimsizliğe dönüştü.

Çünkü hamal, yalnız bedeninde değil, zihninde de yükler biriktiriyordu.

Düşünceler, endişeler, pişmanlıklar…

Her biri görünmeyen bir çuvaldı sırtında.

Bir gün, bir gemi yanaştı limana.

Kaptan bağırdı:

“Bu gemi, nasip diyarına yol alacak. Gelmek isteyen binsin!”

Hamal heyecanlandı.

“Bu yükleri başka diyarda satar, ömrümce rahat ederim” dedi.

Geminin güvertesine çıktı; ama bir tuhaflık vardı…

Gemi yelken açtı, dalgalarla süzüldü; ama hamal hâlâ sırtında yükleriyle ter döküyordu…

Bir köşede oturan yaşlı bir derviş, ona yaklaştı.

Yüzünde rüzgâr gibi esen bir huzur, gözlerinde zaman gibi derinlik vardı.

Dedi ki: “Ey yolcu, bu gemi zaten yürüyor.

Sen ne diye hâlâ sırtında yük tutarsın?

Gemiyi sen taşımıyorsun, aksine yük seni yere çekiyor.

Kader yürürken sen neden yorgunluk biriktiriyorsun?..”

Hamal durdu… İlk kez sırtındaki yükün sadece ağırlığını değil, manasını da hissetti…

Birer birer indirdi çuvalları.

Ve bir hafiflik geldi ki omuzlarına, sanki kuş oldu gönlü, sanki dünya başka bir âleme açıldı o an…

Ve anladı ki;

“Zihnimizdeki yük, sırtımızdaki çuvaldır.”

Zihin de bir sırttır. Ne kadar endişe yüklersen, o kadar kamburlaşırsın.

Kaderin gemisi yürümekte…

Senin ter dökerek bu gidişe müdahale etmen, bir çocuğun rüzgârı durdurmaya çalışmasına benzer.

Taşımakla değil, bırakmakla hafiflersin.

Olacak olan olur…"