20.y.y. en acılı dönem olarak geride kaldı diye teselli bulurken, 21.y.y geçen döneme rahmet okutmak, onun üstüne çıkmak için sabırsızlanıyor. 20.y.y da birer ideal olan, çekici gelen; adalet, eşitlik, özgürlük, demokrasi, insan hakları, laiklik, hümanistlik, empati söylemleri ve idealleri 21.y.y da içi boşaltılıp haydutların tekelinde değersizleştirildi. Aslında insan denen varlık mahlukatın ötesinde mankurtlaştırıldı. Haydutların elinde birer kobaya dönüşen insanlık; çok aciz, çok çaresiz, çok bitkin, çok yorgun, çok bezgin, çok güçsüz… İletişimin esaretinde kendi varlığını unutan, kimliğini yitiren, ideallerini tüketen, gelecek arzusunu kaybeden, ayran budalası misali gezegende yer kaplayan bir nesne olarak dolaşan acınacak, zavallı bir yaratık…

Nur topu gibi bir çocuğumuz oldu. O çocuğun sahibi yeni bir teşkilatımız; Dünya Haydutluk Teşkilatı. Siz bakmayın ve takılmayın Dünya dediğime. Aslında semboliktir dünya sıfatı. Teşkilatımızın merkezi; yerlilerin kanı, kölelerin emeği üzerine inşa edilen Beyaz Ev, başkanı ve tek yetkilisi bir kişi. Sembolikleşen başkentlerde ise görünürde, etkisiz birer temsilcisi var.

Gezegendeki bütün teşkilatların ve kuralların varlığını anlamsız kılan, onların üstünde bir güce sahip bu teşkilatın tek bir yöneticisi ve o yöneticinin koyduğu kurallar var. Daha altta ise kendi ulusal sınırlarına hakim olduğu varsayılan---dikkatinizi varsayılana çekerim--- küçük haydutlarla karşılaşırız. Ancak hepsi büyük haydudun emrinde ve kontrolünde. Sallanan parmak, sert bakışlar, bir sözcük küçük haydutların sıraya dizilip secde etmesine yetiyor. Sadece kaçamak bakışlarla birbirlerini gözetmekle yükümlüler.Yüksek sesle söz söyleme, itiraz etme hakları yok iken, karşı çıkışları intiharları anlamına gelir.

21. y.y insanların hafızasına; idealsizliği, ütopyasızlığı, umutsuzluğu yerleştirmeyi hedefledi ve büyük ölçüde başardı. Haydutların egemenliği normalleşti. Bilim, sanat, edebiyat bu yönde teşvik edilip, ödüllendirildi. İnsansız bir düşünce ve yaratımın üretkenliğinin tüketilmesi amaçlandı, ve gerçekleştiriliyor. Her şey Dünya Haydutluk Teşkilatının çizdiği rotada yürüyor. Şimdilik sapmasını sağlayacak karşı bir güç, bu yönde oluşan bir irade de yok. Her şey normalleşen akışında yürüyor.

Hiçbir vicdani, ahlaki kaygının olmadığı bu yeni dünya düzeninin ve teşkilatının gücünü kutsama derdinde olduğumu düşünmeyin. Reel durumdan söz ediyorum. Süslü laflara, politik ajitasyonlara, ideolojik saplantılara, dini ritüellere gerek yok. Haydutların bunlara ihtiyacı da yok.

Haydutluk; açık denizlerde korsanlarca ilkel yapılmıyor artık. Karada uygarca “medeni”ce “ yapılıyor. Soygun,talan,imha; hukuki kılıflarla meşru kılınıyor. Hukuk, guguk olmanın ötesinde haydutluğun giyotini olarak işlev görüyor. Her şey mubah, her şey normal haydudun isteği ve çıkarları uğruna.

Her asrın dönemsel ilişkiler ağı vardır. Ve o ilişkiler ağı içerisinde de haydutlarca yönetildiği dönemler var. Sanırım bu asrın haydutluk dönemine denk geldik. İnsanlığı dizayn etmek için konulan kuralların da umursanmayıp, askıya alındığı, tekmelendiği, pişkince sırıtmalarla işi bitene kadar kullanılıp kirlenmiş bir mendil misali fırlatılan. Yenilerin secde ettiği, ağızların sularının aktığı, kırıntılardan pay almak için sıradanlaştığı, büyük beyin merhametine nail olmak için el pençe divana durulan, sadakatin onuru ayaklar altına aldığı, her türden aşağılanmanın göz ardı edildiği, azarlanmaların kulak ardı edildiği, talanın, yağmanın, yıkımın ortaklaşa yapıldığı, timsah göz yaşlarının seller gibi aktığı, kravatlı takım elbiseli olmanın muteber sayıldığı, riyakarlığın yaşamın kendisi olduğu, sahtekarlığın külhanca sunulduğu, gücün bütün insani değerleri paspas ettiği, zehirlerin şurup niyetine içirildiği, bütün uluslar arası kuruluşların ipliğinin pazara çıktığı, bu örgütlerin varlığının gereksizliğinin tescillendiği, seçimlerin aldatmaca, seçilenlerin yalancılar ve sahte olduğu, posası çıkmış örgütlerin yük olduğu, her türden gayri işin sıradan ve normal, mal satışlarının ticaretin ötesinde köleliğin temel işlevi olduğu, sömürünün olağan, sömürmenin haydutların en temel ve doğal hakkına dönüştüğü, her hak arayışının, her kimlik arayışının, her var olma hakkının şiddetle bastırıldığı, küçük bir azınlığın sırça köşklerinde çoğunluğun sefaletini ve ölümünü umursamadan seyrettiği, rezilliğin, çürümelerin, yozlaşmaların yaşamın kendi olağanlığı olarak görüldüğü, gezegeni ateş topuna çevirenlerin korkularıyla yaşama alıştırıldığı zamanlardayız.

Haydutluğun orta çağın derinliklerinin okyanus sularına gömülmesiyle sona erdiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Orta çağ haydutluğunun hiçbir kaygısı yoktu. Kural da yoktu. İlkesi de yoktu. Bence kuralsızlığı içerisinde kendi ahlaki bakışını barındırıyor. Modern “uygar “ çağın haydutlarının ise; “hukuki” normlarla korunan, uluslar arası kurullarla ve kurallarla normalleştirilen, sessizce kabul edilen ve yapanın yanına kar kalan, hiçbir sorumluluk yaptırımı olmayan tekçi, emredici, sorgulanmayan hiç bir insani nitelik taşımayan, pragmatik, ilkesiz, öldürmeyi sıradan bir olay, yalanı bir meziyet olarak sunan, medya aracılığıyla alıklaştırılan, biat eden, korkutulan kitleleri insani niteliklerinden yoksun bırakan, itaati, suskunluğu, boyun eğmeyi amaçlayan bir dünya düzeni oluşturuluyor.