Devletimiz sağ olsun –geç kalmış olmakla beraber- Tanzimat’tan bu yana devam eden ve kırk yılı aşkın bir zamandır ciğerlerimizi yakan ve birilerinin de sürekli takviye odunlarla canlı tutmaya çalıştığı bir ateşi söndürmek için büyük bir irade ortaya koydu.
Bu iradeyi ortaya koyan başta reisi cumhurumuz Recep Tayip Erdoğan’a ve Cumhuriyet Dönemi Türk Siyasetinin önemli duayeni Cumhur İttifakı’nın ortaklarından MHP lideri Devlet BAHÇELİ’ye ne kadar teşekkür etsek azdır.
Bu irade ortaya konulduğu günden beri özellikle de Devlet Bahçeli’ye yapılan hakaretler çizmeyi aştı. Mide bulandırıcı bir hal aldı. Sosyal medya bir lağım çukuruna döndü. Vatanını, milletini, bayrağını seven insanların asla ağızlarına alamayacakları binlerce tenkit, eleştiri babından cümle dolaşıma sürüldü.
Tenkid, eleştiri diyorum aslında bu cümleler, bu nezih ifadeleri hak etmez ama biz gene de edebimizden “tenkid”, “eleştiri” diyelim. Çünkü hakaret, küfür, ğaliz sözler hiçbir zaman tenkid ve eleştiri olmaz. Tenkid, namuslu, akıllı, görgülü, mevzûya hâkim iyi niyet sahibi ince ruhlu insanların işidir. Bu eylemi üstlenenlere münekkid denir. Münekkid, ince eleyip sık dokuyan kişi demektir.
Her önüne gelen tenkid ve eleştiri yapamaz. Münekkid olmak gökyüzünde yıldız olmak gibi zor bir zanaattır. Adama diplomasını, kariyerini, eğitimini sorarlar. Daha da mühimi irfanını sorarlar. Münekkid irfan ehlidir. Ahibba-yı kirâmın ölçüsü budur. “Hangi bahçenin gülüsün?” derlerdi eskiden. İnce eleyip sık dokuyan kişi küfür edebilir mi? Belden aşağı söz ve imalarda bulunabilir mi?
Adam çay ocağında garson, inşaatta amele, okulda hademe, markette tezgâhtar, oturmuş telefonun başına:
“Bahçeliii.. Şehitlerin kanı seni boğar!” diye nutuklar atıyor gayya kuyusu internet ortamında. Karşına çıksa iki düzgün cümle kuramaz ama orada allame-i cihan… Seni insaf kâfiri zındık seni! Boyun devrilesiye! Erbakan Hoca’dan ödünçle “Hadi oradan!” demezler mi adama?
Devleti yönetsinler diye Ankara’ya gönderdiğimiz adamlara laf söyleyeceğine işine bak kardeşim. Herkes işine baksın. Sen tezgâhtarlığını yap, o çaycılığını yapsın, öbürü öğretmenliğini, doktorluğunu yapsın. Devler Erkânı da bir zahmet ülkeyi yönetsin. Yahu evde avradına, çocuğuna laf yetiştiremiyorsun gelmişsin Devlet Bahçeli’ye laf yetiştiriyorsun. Zamanın telefonun “içinde” geçtiği için maalesef bunları öğrenmeni beklemek beyhude bir emel olur biliyorum ama gene de sana tavsiyem; birazcık olsun utan, saygı ve edep nedir öğren, hiç olmazsa çocuklarına biraz faydan dokunur.
Merhum Tarık Buğra bu tür çıkışları “tenkidin sefaleti” olarak özetler “Politika Dışı” kitabında. Sefalet bile denmez bunların yaptıklarına. Dense dense “lakırdının sefaleti!” denir. Allah akıl fikir versin.
Ben doğuluyum, aşiret insanıyım. Aşiret lideri bir karar aldı mı çocuklara, gençlere sükûnetle uymak düşer, lakırdı yapmak değil. Memlekette büyük kavgalar, kan davaları gördüm.
Bu tür zamanlarda aşiret toplanır. Rüştünü ispatlamış herkes büyük bir saygınlık içinde görüşünü beyan eder ve mevzu bir karara bağlanır. Ondan sonra söz edenin dili kesilir (mecazen).
Bahçeli bir aşiret lideri değil bir devlet başkanı. İster sevin, ister sevmeyin. Üç kıtada otuz yedi milleti şanla şerefle idare ve ikame eden Devlet-i Aliye-i Osmaniye’nin bakiyesi bir milletin hâlihazırdaki lideri.
Ahırlarda büyümedi, dağlarda koyun kuzu otlatmadı, yarım yüzyıldır Ankara’da, siyasetin içinde, devletin işleyiş mekanizmasını, iç ve dış tehditleri, gidişatı, siyaseti bilen, bildiğiyle kalmayan, bu uğurda hem elini, hem de gövdesini taşın altına koyma cesareti gösteren, gösterebilen bir siyasetçi, bir devlet büyüğümüz. Hamur yoğurmuyor, yoğurt yapmıyor İşini yapıyor, eğitimini aldığı, irfanını özümsediği devleti yönetiyor. Bırakında kendi işini yapsın.
PKK ilk katliamını yaptığında tarihler 1984 yılını gösteriyordu. Bingöl Solhan YİBO’da ilkokul 2. Sınıf öğrencisiydim. Yusuf Erdoğdu adında Malatyalı bir öğretmenimiz vardı. “Devlet haklarından gelir anarşistlerin!” demişti. PKK ismi var mıydı, yok muydu bilmiyorum ANARŞİSTLER deniliyordu o zamanları.
Aradan tam 41 sene geçmiş. Köprülerin altından çok sular akmış, çok canlar yanmış, çok ocaklar sönmüş. Gülizar Teyzem oğlu Yusuf’a kız istemek için komşu köye giderken yolda teröristler tarafından kurşuna dizildiğinde ben lise bir öğrencisiydim. Otuza yakın insanı taradılar o gün. Dayım İhsan Köse Diyarbakır’a giderken bindiği otobüsten indirilerek bütün uzuvları kırıldıktan sonra kurşuna dizildiğinde ben lise ikideydim. Köyümüz teröristler tarafından ateşe verildikten sonra altı köylümüz tarandığında ben lise üçteydim. Onların acısı hala devam ediyor. O ateş hala közlenmedi, közlenmez de…
Ben terör mağduru bir ailenin çocuğuyum. Terör mağduru bir bölgenin muhaciriyim, terör mağduru bir ülkenin vatandaşıyım. Herkes gibi memleketimizi terk edip, gurbetlere geldik. Benim menzilim Kırşehir imiş. Kader rüzgârı bizi buraya attı. Ekmeğimiz, aşımız buradaymış. Cumhuriyet tarihinde Kırşehir’e ilk sahaf dükkânını açmak terör mağduru bu fakire, bize nasip oldu. Elhamdülillah.
Şimdi öbür dünyada olan eski bir Ocak başkanıyla yıllarca komşuluk yaptık. İyileri tenzih ederim, onlar başımızın tacıdır ama maalesef bu başkanda olduğu gibi ortalığın dedikodusundan nemalananlar ve iyi ile kötüyü birbirinden ayırmakta zorlananlar ya da işine geldiği gibi hareket edenler olmuyor değil- Sdece doğuluyum diye bana yapmadığı eziyet kalmadı. Detaylarına girmiyorum merhabalaştığı herkese, o taraklarda bezimin olmadığını bile bile benim terörist olduğumu söylerdi. İnsanları dükkânıma gelmekten men ederdi. Dükkânımdan müşteri kaldırıp götürdüğü günlerin acısı beni olgunlaştırdı, elhamdülillah. Ben kâr ettim, o zarar etti, kalbine yenildi.
Bir gün dedim ki; “ … Bey! Ben terörist olsaydım ya dağda, ya hapiste, ya da mezarda olurdum! Sen de arkamda böyle pervasızca konuşamazdın! Hem daha garibi beş vakit namaz kılan biriyim. İdeolojik olarak PKK zihniyetine karşıyım ve zerre miktar da tasvip etmiyorum. Sen nasıl bu yakıştırmaları bize yaparsın?” Savunması: “Ben söylemiyorum, milletin söylediğini söylüyorum!” olmuştu. Bütün dedikodu dalgasını PTT’den emekli ve aynı zamanda melek tabiatlı Hakkı abimize atmıştı. Oysaki Hakkı Abi bizi seven ve değer veren bir kardeşimizdi. Söylediklerinin cümlesi yalan ve iftira idi. Hakkı’da bunu yalanladı zaten.
Namaz kısmı da kendimi kamufle etmek için imiş, onun ifadesi. Onunla olan davamız huzuru ilahiye kaldı. O kadar çok sıkıntılar çekmemize sebep oldu ki bir gün yolda giderken hanım galeyan geldi, ağladı, çoluğuna çocuğuna beddua etti. Kendi çocuğuma beddua ediliyormuş gibi sarsıldım ve hemen müdahale ettim. “Hanım çabuk sözlerini geri al. Onun Elif (kızım 7 yaşındaydı ) yaşında kızı var. Bu bedduayı hak etmiyor. Sağ olsun eşim imanlı, merhametli bir kadındır. Çok üzüldü ve sözlerini hemen geri aldı. Neyse uzun hikâye! Biz bu memlekette bu sıkıntıları terör yüzünden yaşadık, onun için anlatıyorum, daha yaşamayalım diyorum, birbirimizin yüzüne kardeşçe, dostça, insanca bakalım, istiyorum.
Doğudan terör mağduru olarak çık buralara gel, buralarda da adın teröriste çıksın! Daha beteri buradan doğuya, Bingöl’e, Muş’a gittiğimde de faşist damgası yiyordum. Burda terörist, orda faşist! Oh ne güzel! Her kula nasip olmaz böyle bir paye! Buna sebepte doğudaki hizmetlerin çoğunu batı illerinde görmediğimizi söylemek idi. Faşistliğimiz buna istinaden. Hatta namlunun ucunu bile gördük. Nasıl bir işkence tahayyül edemezsiniz. Allah kimsenin başına vermesin. Biz yaşadık, kimse yaşamasın. Hatta bir ara
öyle daraldım ki yakınlarımız bilir, kendime haritada yer aradım da cennet vatanımızdan gayri bir yer, bir melce bulamadım ve hala buradayım elhamdülillah.
Şu an gördüğüm irade bütün buları temelden çözmek, silip süpürmek, memleketimizi yaşanılır, güvenilir bir hale getirmek amacına matuftur. Doğuda faşist, batı da terörist yaftalanmasını tamamen ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. BAHÇELİ'nin şu an izlediği siyaset isabetlidir, çok doğru bir yerde durmaktadır. Nesiller bu fedakârlığı, İkinci bir 1071 Malazgirt Zaferi olarak görecekler ve anacaklardır.
Kınayanları kınamıyorum, anlamaya çalışıyorum ama haklı bulmuyorum kusura bakmasınlar artık başkalarının çocukları ölmesin! Başkalarının ocaklarına ateş düştü, bundan böyle kimsenin ocağına ateş düşmesin, sönsün. Sönsün ki Türk’ün otağı “güneşin doğduğu” Anadolu gül bahçesi olsun, huzur ve selamet yurduna dönsün. Dünyanın bu güneşe ihtiyacı var çünkü.
Benim akrabalarım öldü, köylerimiz yandı, baba ocağından olduk, ailelerimiz parçalandı, memlekette ağayken-beyken yâd ellerde hamal olduk. Şener Şen’in Züğürt Ağa filmi öyle hayal ürünü bir yapım değildir, gerçeğin ta kendisidir. Evimize aşın girmediği, kuru ekmeği suya banıp yediğimiz günlerimiz oldu. Anam da sağ, babam da sağ gidip sorabilirsiniz. Biz yandık başkası yanmasın. Suriyeli kardeşlerimize açılan kucaklar bize açılmadı. Keşke bize de açılsaydı ama o günün Türkiyesi farklıydı, bugün çok farklı elhamdülillah. O günlerden bugünlere geldik! Bugünlerden de “Dünyanın Efendi ve Lider Gücü Türkiye” hakikatine doğru gidiyoruz.
Lakırdı Taifesi tarih boyunca hep vardı, gene de olacaklardır. Onların lakırdılarıyla yolumuzdan dönmeyeceğiz, ideallerimizden vazgeçmeyeceğiz. Türk Milleti, Anadolu insanı büyük tarihi yürüyüşünden asla vazgeçmeyecektir.
Lakırdı Taifesi kimin ekmeğine yağ sürdüğünün farkında değildir. Onlara tüm samimiyetimle sormak isterim: Terörden dolayı evinden, barkından, yerinden, yurdundan gurbetlere düşen, el kapılarında hamallık yapan ağaları-beyleri hiç gördünüz mü, gururuna yedirmeyip, çocuğuna ekmek getiremeyip tenhalarda ağlayan, gözyaşı döken, intihar eden koca koca adamlar mesela! Sen onları gördün mü hiç, evine gittin mi, yarasına merhem oldun mu? Ne yiyor, ne içiyor derdine düştün mü? Çocukları şehirlerde şunun bunun tuzağına düştü, esrarkeş oldu, …venk oldu, jletçi oldu, çoğunun kızı itlere sermaye oldu, ziyan oldu gitti.
Ey Lakırdı Taifesi! Dilin kemiği yoktur konuşuyorsunuz. Bir eli yağda bir eli balda yaşıyorsunuz. Aziz şehitlerimizin, Mehmetçiğimizin üzerinden elinizi çekin artık. Onları kendinize alet etmeyin. Yüreği yanan Diyarbakırlı annelerimizin evine, yanan yüreğine uzaksınız!
Ne yazık ki evine ateş düşmeyenler, yakınlarıyla sınanmayanlar, ocaklarına ateş düşmeyenler konuşuyor. Allah BAHÇELİ'den milyon kere razı olsun. Rabbim onun Ahiretini de cennet BAHÇESİ kılsın.
Yukarıda da ifade ettiğim gibi tarihçiler ileride bugünleri yazacaklardır. Şu anda yapılan bu fedakârlık, bu büyüklük tarihe İKİNCİ BİR 1071 MALAZGİRT ZAFERİ olarak geçektir. Ama tayini doğuya çıktı diye istifa edenler bunu hiçbir zaman anlamayacaklardır ve onlar bizim için hep dert-keder sayfası olarak kalacaklardır. Anlamakta zorluk çekmeyen güzel ülkemin güzel insanlarına selam olsun.