“Gerçekten dinliyor muyuz, yoksa sıramızı mı bekliyoruz?”
Bir tartışmanın ortasında, karşımızdakini dinlediğimizi sanırız.
Başımızı sallar, “hmm” der, hatta bazen göz teması bile kurarız.
Ama içimizde başka bir diyalog çoktan başlamıştır:
“Şimdi ne diyeceğim?”,
“Bu lafı nasıl çürütebilirim?”,
“Birazdan şöyle bir örnek veririm, iyi olur.”
Aslında o an konuşanı değil, kendi savunmamızı dinliyoruz.
Erinmedim, yorulmadım, gittim araştırdım. “Dinliyormuş gibi yapma” hâlinin (genelde dinlerim ama) sadece bana özgü olup olmadığını merak ettim.
Meğer çoğumuz aynı döngüdeymişiz.
Sosyal psikoloji araştırmaları, tartışma anlarında insanların %70’inin karşısındakini anlamaya değil, kendi fikrini güçlendirmeye odaklandığını söylüyor.
Bu oran bana hiç de yabancı gelmedi.
Geçenlerde bir arkadaş grubunda, çok sıradan bir konu – dizilerdeki karakterlerin davranışları – yüzünden hararetli bir tartışma çıktı. Bir arkadaşım, “Bence o karakter bencil değil, sadece kendini koruyor” dedi. Diğeri hemen atladı: “Yok canım, bildiğin bencillik işte!”
O kadar hızlı tepki verdi ki, öncekinin cümlesi bile bitmemişti. Sonra fark ettim ki, herkes sırayla konuşmuyor aslında; herkes sırasını kolluyor. Söz almak için değil, kendi fikrini haklı çıkarmak için bekliyor.
Psikolojide de buna reaktif dinleme deniyormuş meğer: Karşındakini anlamak için değil, cevap verebilmek için dinlemek.
Beyin, karşı tarafın sözlerini işlemeyi bırakıp “savunma stratejisi” geliştiriyor. Empati alanı kapanıyor, çünkü amaç “anlamak” değil, “kazanmaktır.” Tartışma bir diyalog olmaktan çıkıp sessiz bir güç savaşına dönüşüyor.
Ben de bazen bu tuzağa düşüyorum. Biri bana karşıt bir fikir söylediğinde, içimde hemen o tanıdık tepki beliriyor:
“Hayır, öyle değil!” diyebilmek için zihnimde cümleler sıralanıyor. Ama sonra duruyorum. O an aslında ne kadar az dinlediğimi, ne kadar çok savunduğumu fark ediyorum.
Sosyolojik açıdan bakınca da bu durum, bireyler arası iletişimin neden giderek yüzeysel hale geldiğini gösteriyor.
Dinlemenin yerini performans alıyor. Herkes kendi fikrinin “sosyal medya versiyonunu” sunmaya çalışıyor; hızlı, çarpıcı, karşı tarafı susturacak kadar keskin bir cümle arayışı içindeyiz.
Halbuki toplum, ortak anlamlar üzerine kurulur. Eğer kimse kimseyi anlamaya çalışmıyorsa, bu anlam ortaklığı da yavaş yavaş çözülür.
Birbirimizi duymadıkça, aynı dili konuşuyor gibi görünüp aslında farklı dünyalarda yaşamaya başlıyoruz.
Bazen sadece birkaç saniye durmak, karşımızdakinin cümlesinin sonuna kadar beklemek bile bir dönüşüm başlatabilir. Çünkü o an, hem ona hem de kendimize şu mesajı veririz:
“Buradayım. Gerçekten duymak istiyorum.”
Belki de tartışmalarda haklı çıkmanın değil, gerçekten dinlemenin daha büyük bir kazanım olduğunu fark etme zamanı gelmiştir.
Ben artık bunu kendime sık sık soruyorum. Çünkü bazen, kelimelerin arkasındaki sessizliği dinlemek bile, en doğru cevaptan çok daha değerlidir.
Bu ara benden size bir tavsiye.
Bir sonraki tartışmada kendinize küçük bir test yapın:
Karşınızdakini gerçekten anlamaya mı çalışıyorsunuz, yoksa kendi cevabınızı mı hazırlıyorsunuz? Cevapları da yoruma yazın, merakta bırakmayın.:)
ANLAMIYORUZ! Çünkü, DİNLEMİYORUZ !
Hatice Altıok Akdoğan
Yorumlar (2)