Yunus Emre XIII. yy. tasavvuf şairidir. Doğum tarihi bilinmiyor. Ölüm tarihi, kimi kaynaklarda 1320/21? olarak gösteriliyor.

Hayatı hakkında verilen bilgiler menâkıb-nâmelerle sınırlı kalıyor.

Çok güçlü din ve tasavvuf kültürü edindiği muhakkaktır. Sakarya yakınlarında uzun yıllar Taptuk Emre'den esin aldı. Gurbete çıktı.

Şam, Azerbaycan, Konya, Kırşehir illerini, Erzurum'u ...dolaştı.

Mevlâna ile görüştü. Hacı Bektaş Veli ile dostluk kurdu. Porsuk Çayı'nın Sakarya'ya döküldüğü yerde Sarıköyde doğduğu ve orada öldüğü ileri sürülüyor. Bundan başka son zamanlarda yapılan araştırmalarla Kırşehir'in Ulupınar Kasabası'nın yakınlarındaki Ziyarettepe'de medfun olduğu ve bu civarda yaşadığına dair çok güçlü fikirler ileri sürülmüştür. Artık Kırşehir, Ulupınar Kasabası törenleri her yıl 3 Haziran’da yapılarak gelenekleşmeye başlamış-tır. Ziyarettepe-Hacıbektaş arasındaki yakınlık, Yunus-Hacı Bek-taş Veli arasındaki menkıbeler, ilham alış-verişleri Yunus'un Kırşehir civarında yaşadığına dair birtakım belirtileri içermektedir.

Refik H. Soykut'un "Emrem Yunus" adlı araştırması, çalışması bu konuda inandırıcı bilgileri, belgeleri içermektedir.

Yunus Emre, Ahmet Yeseviden sonra yetişmiş bulunun ilk Türk mutasavvıflarındandır. Halk muhayyilesinin yarattığı menkıbeler, daima hakikat bölümünü de içine alır; yani, herhangi bir şahsiyetin veya bir olayın genel vicdana akseden şeklini olduğu gibi gösterir. Tarihçinin görevi, önce bu menkıbevî şekli tanıtma, betimlemedir..."(1)

Yunus Emre için söylenenler de bundan ibarettir. Halk dehasının kendi mayasını yoğuran uluları yüceltmesi. Yunus'un, Türkiye'nin on dört yerinde mezarının bulunmasına dair sahiplenmede, bu yaratının ürünüdür. Ulu gerçekleri, menkıbevi bir boyutta topluma sunma geleneği tarihte büyük uluslara nasip olan bir erdemdir. Yunus Emre'yi evrensel bir gerçek olarak dünya uluslarına ulaştıran temel dinamik de Yunus'un, ulusalı iyi yakalaması, ulusalı iyi yoğurmasıdır. Zaten kalıcı değerlerin tümü, ulusal temeli sağlam olanlardır. Atatürk'ü evrensele ulaştıran, bağımsızlık savaşlarının, sosyal adaletin, uygarlığın öncü gücü yapan temel dinamik, işte bu ulusal yapı sağlamlığıdır. Nâmık Kemal'i özgürlük alanında evrensel yapan, O'nu kalıcı kılan ruh, ulus-vatan ikilemini yoğurmadaki başarısıdır. Nâzım Hikmet'i dünya uluslarının üstün ozanı yapan atmosfer, Anadolu insanının özünü iyi yakalaması, Türk Milleti'ni, Türk vatanını, Anadolu insanını, bağımsızlığı, özgürlüğü çağın koşulları içerisinde yoğurmasıdır.

Mehmet Akif'i kitlelerin ozanı yapan güç, ulusallık, bağımsızlık, özgürlük ruhudur. Amansız bir savaşın destanını yazmasıdır.

İnsani değerleri özümleyip bunlardan yeni bir terkip yapmasıdır.

Doğu'ya giderken Batı'yı, Batı'ya giderken Doğu'yu ihmal etmemesidir. Evrensel'i bulmasıdır.

‘’Dünya benim mülküm dürür

Kavmi benim kavmim dürür’’

diyen Yunus Emre'yi evrensel insan haklarına, Birleşmiş Milletler'in kuruluş amacına, işlevine, aktivitesine, Avrupa Konseyi'ne, Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Konferansı'na, Gümrük Birliği'ne, Ortak Pazar'a yaklaştıran ruh, ulusal kaldıraçtan evrensel düzeye atlamasıdır.

Yunus Emre ULUSAL'ın sömürüsünü yapmamış onu yaşamıştır. Ulusal bir terkibin adı olmuştur. Yeni bir ulusal atmosfer yaratmıştır. İslâm dinini akılcı bir yorumdan geçirmiş, ulusal aşıyla yeni bir dinamizm getirmiştir.

Gitti beyler mürveti

Binmişler birer atı

Yediği yoksul eti

İçtiği kan olmuştur

Dizeleriyle XIII. yüzyıl Anadolu'sunun acılarını, çektiği zulüm ve ıstırabı dile getiren Yunus, aynı dörtlükle Saray-Bosna halkının Azerbaycan'ın yaşadığı vahşeti de yakaladığı evrensel gerçekle dile getirmiş oluyor. Neden? Ulusal'ı yoğurmayı iyi becerdiği için!

Beyler azdı yolundan

Bilmez yoksul halinden,

Çıktı rahmet gölünden

Nefs gölüne dalmıştır.

İnsanın insanı, ulusların ulusları parçaladığı, kurtlar gibi yiyip yuttuğu bir dönemde Yunus Emre'ye ne kadar büyük bir ihtiyaç var. Yunus'un gönlündeki Tanrı'yı (2), sevgisiyle, dostluğuyla, barışıyla, aşıyla, işiyle insanlığın donanımına sunmak gerek!

Bugün ulusları, insanları, devletleri temel yapı özelliğiyle meşgul eden laikliği Yunus Emre dört dizeyle, tek dörtlükte ne kadar güzel vermiştir. Laiklik karşıtlarının da yandaşlarının da bundan alacakları dersler var. Yunus'u yaşamak gerek. Yaşadığımız sürece sorunlarımızın inanın ki büyük bir bölümünü halletmiş olacağız.

Atatürk'ün siyasal sistem haline soktuğu, Anadolu insanının yaşadığı lâik ve demokratik Cumhuriyet'i fikirleriyle kamuya maleden ilk lâiklik devrimcisi Yunus Emre'dir.

Gelin tanış olalım

İşi kolay kılalım

Sevelim sevilelim

Bu dünya kimseye kalmaz.

Birleşmiş Milletler binasının duvarına kazılan bu dörtlüğü, G-7’lerin devlet başkanlarının, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerinin, Veto yetkisi olanların, Nato üyelerinin devlet başkanlarının ve halklarının tümünün kafasına kazımak gerek!

Yunus bunları söylüyor ama üstün insan yine de ağır basıyor ve insanlığa sesleniyor. (3)

İnsanlığın ağababalarının kulakları sağır!

Bütün devletlerin soymaya alışık olduğu Anadolu köylüsü (4) Yunus Emre kültürüyle, Yunus Emre bakışıyla ayağa kalkmıştır.

Ve de Yunus'u yaratmıştır. Kentlisi de öyle!

Ey Yunus! Kapına geldik, medet senden Ey Yunus! Otuz altı milyon bomba ol, yağ zalimin üstüne! Nato ol, Birleşmiş Milletler ol, AGİK ol, Avrupa Konseyi ol; dolar ol, mark ol, lira ol, Avra ol, yen ...ol! Yağ zalimin üstüne! Hacı Bektaş'la, Mevlâna'yla, Ahi Evren'le, Hacı Bayram'la...ve de Mustafa Kemal'in ölümsüz özgürlük aşkıyla kur ittifakını, yağ zalimin üstüne!

Devletler birlik, uluslar dirlik olsun!

Okumak, insanlığın en soylu meziyetidir. Yunus'u okumak, anlamak ve özellikle yaşamak ise tam bir erdemdir!

Barışın, insanlığın, özgürlüğün adını koymuş olursunuz.

Yunus'u yaşamak, her faniye nasip olmaz!

***

Rüzgâra bir koku ver ki hırkandan,

Gideyim izine doğru arkandan,

Bırakmam, tutmuşum artık yakandan.

Medet, ey dervişim, Yunus'um medet!

(Necip Fazıl Kısakürek)

Yunus Emre'den Günümüze Neler Kalmadı ki: Büyük adamların, büyük düşünürlerin, şairlerin, bilgelerin ortak paydası yüzyılları aşmalarıdır. Dağları deviren dürbünler gibi, yüzyılları devirebilmektir. Bu özelliktir büyük adamları kalıcı yapan. Zamana dayandıran, öldürmeyen, her zaman canlı ve diri tutan. Bir de ulusları, coğrafyaları aşmalarıdır. İnsanlığın ortak aklı, ortak beyni ile buluşmalarıdır.

Yunus Emre bunlardan biridir. Bunun içindir ki O'nun mezarına sahip çıkma hususunda Anadolu insanı yarışmaktadır.

Mezarının şurada veya burada olması o beldeye canlılık getirir.

Şenlikler, anma günleri düzenlenir. Törenler yapılır. İç turizm canlanır. Belde insanlarına canlılık gelir. Kültür ve para hareketi olur.

Bilimsel toplantılar yapılır. Konuşmalar, paneller, açık oturumlar, sempozyumlar... Kültürel, bilimsel yoğunluklar...

Bence asıl önemli olan Yunus'un mezarı değildir. Fikirleri, düşünceleri insanlığa ışık tutan pusulasıdır. Işıldaklarıdır. Düşüncesi ile dili arasındaki uyumdur. Türkçe düşünmüş, Türkçe pişirmiş olmasıdır. Anadolu'nun, Trakya insanının gönlünde yücelten büyü budur. Dil ve düşünce büyüsü! İnsanoğlu, her zaman anladığını sevmiştir. Hiçbir insan anlamadığını, kavramadığını sevmez. Yunus, beynimize ve yüreğimize ayna tutmuştur.

Prof. Dr. Mehmet Kaplan, "Edebiyatımızın İçinden" adlı eserinde bu konuda şunları yazar: "...Yunus'un şiirinde güzelliği temin eden başlıca üslup vasıtaları; sadelik, âhenk ve yoğunluktur.

Yunus, şiirinde insanı hareket halinde gösteren aktif ifadeler kullanmıştır. İnsan unsuru, kendini aşma, anlatış tarzı, dil, mekân ve zaman..." bakımından Yunus'un düşünceleri yüzyılları aşıp günümüze ulaşmıştır.

Yunus Emre Türk ve dünya edebiyatında HOŞGÖRÜ ‘nün saltanatını kurmuştur. Bu saltanat yıkılmıyor. Hoşgörü sözcüğünün Fransızcası "tolerance", İngilizcesi aynıdır. İkisi de Lâtince "tolarare" kökünden gelmektedir. Hoş görmek deyimi de dilimizde bu anlamda kullanılır. Osmanlıca da "müsamaha" sözcüğü bu anlamda kullanılmıştır. Bir zorluğa "katlanmak" sözü de bu anlama gelir. Bu sözcüklerin tümünü demokratik gelişmelere da-yanmak, demokratik davranma, din, inanç, felsefi kanaat, temel hak ve özgürlükler hukukuna göre her fikre saygı duymak olarak niteleyebiliriz.

"....Yunus Emre bir şiirinde "şeriat, tarikat, marifet, hakikat" diye dört bilgi derecesinden söz eder. Birincisi İslam dini kuralları, ikincisi hakikat kuralları, üçüncüsü de şeriatla tarikatın arasını bulmak, dördüncüsü de en yüksek bilgi, yani gerçeğin, Tanrı’nın gizidir."

"Yirminci yüz yılın insanına bunları benimsetmek mümkün değildir. Kendini bilen insanın, en yüksek bilgiye ulaşan insanın dünyasında din, mezhep, ırk, soy ayrımları yok, sınıf ayrımları yok’’ (Yunus Emre'de Hoşgörü, Mehmet Fuat Kültür Bakanlığı Yayını, toplu eser, s. 67-81) Fakat Yunus'un bu dörtlüsü, günümüzün hukuk, gerçekçilik, sosyal adalet, lâik devlet kavramlarıyla izah edilebilir. Şeriat, hukuk düzenidir. Tarikat günümüzün dernekleri, sendikaları, partileri, sivil toplum kuruluşları anlamındadır. Tarik yol, demektir. Tarikat da görüş açısı, ufuk, bakış yolu yordamıdır. Hakikat sosyal hayattır. Ekonomidir. Para politikasıdır. İnsanla ilgili olan her şeydir. Marifet de iş, üretim, beceri, yetenek, akıl gücü, kol gücüdür.

Yunus Emre özetle "...yüreği insan sevgisiyle dolup taşan, daha doğrusu gönlündeki Tanrı sevgisini insan sevgisiyle bağdaştıran mistik ve hümanist bir şairdir. O, Mevlâna Celâlettin Rumi ile birlikte çağının en büyük hümanisti ve sanatçısıdır. Şu farkla ki Mevlâna Farsça yazmış, Yunus ise Türkçe, hem de arı Türkçe söylemiştir.’’ (Prof. Dr. Talat Tekin, agy, s. 43)

Yunus'u Türk kültürüne, dünya literatürüne kazandıran tarih babaya, Anadolu uygarlığını binlerce saygıyla.

Ne demişti Yunus:

Yunus Emre sen bu sözü eğri büğrü söyleme,

Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelür!

Eylül-2003.

(1) Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında ilk Mutasavvıflar, 1966, s. 49.

(2) Tahir Kutsi Makal, Gönüller Yapmaya Geldim, Anadolu'da Türk Mührü, 1966.

(3) Recep Bilginer, Yunus Emre'den Atatürk’e, Bayram gazetesi.

(4) Mehmet Kaplan, Tip Tahlilileri, s. 137-138.

(5) Sabahattin Eyüboğlu, Yunus Emre, Cem. Y., 1971, s. 12.