Vefa nerede kaldı? Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var mı artık? Nerede kaldı sadaka niyetine tebessüm dağıtma? Nerede kaldı bir lokma ekmeği paylaşma? Nerede kaldı bir tas çorbaya kırk kişinin kaşık sunması? Nerede kaldı eş, dost, akraba hatırı? Cuma Hutbelerinde hep eş, dost ve akraba ile selamı kesme der. Nerede kaldı selam?

                Kabuğumuza öyle bir çekildik ki kimsecikleri gördüğümüz yok. Bencilleştik. Sadece kendimiz için yaşar olduk. Hep bana... Hep bana... Dünya bizim etrafımızda dönsün istiyoruz?

                Nerede kaldı ana-baba hakkı? Artık büyüdük onlara ihtiyacımız yok, değil mi? Elimiz ekmek, ayağımız yer tuttu değil mi? Artık kimseye ihtiyacımız yok. Nerede kaldı bacı-kardaş? Onlar da kim oluyor? Benim artık kimseye ihtiyacım yok?

                Ne çabuk da unutuyor insan. Hep böyle kalacağını sanıyor. Oysa yanılıyor. Mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır. Acılar paylaşıldıkça azalır. Paylaşıldıkça tatlanır hayat.

                Nankör insanlar malla, mülkle mutlu olacağını sanıyor... Dağda, taşta, betonda, toprakta arıyor mutluluğu... Oysa ne kadar da yanılıyor...

                Üstüne sorumluluk almaktan kaçınıyor. Halbuki doğar doğmaz sorumluluk yüklenmiş ona... Kul olma sorumluluğu... Altından kalkamayacak olsak verir miydi bu ağır yükü omuzlarımıza Yüce Mevla. Benim O'nunla da işim yok, deyip de işin içinden sıyrılıp çıkıveriyor.

                Nereden geldik biz bu konuya demeyin? Doğduğumuz an vefalı olma yetkisi veriliyor bizlere... Vefalı ol ve bir bebek gibi davran, mutlu et anneni babanı. Evlat sevgisini yaşat onlara. Vefalı bir çocuk ol. Vefalı bir genç ol. Vefalı bir vatandaş ol. Görev ve sorumluluklarını bil ve ona göre davran.

                Vefa... Vefa... Vefa... İyi de nedir vefa? Vefa, sahip olduklarının kıymetini bilmektir. Vefa sevgiyi unutmamaktır. Değer vermektir sahip olduklarına... Kaplumbağa gibi başını kabuğuna çekmek değil, etrafına bakmaktır. Güzellikleri görmektir. Sevmektir... Sevilmektir... Bir tatlı sözle gönül almaktır VEFA...

                Kırılan kalpler tamir olmuyor. Yüz bin defa Kabe'ye yüz sürsende nafile... Hoşgörüsüz olmuyor... Sabırsız olmuyor... Gönül almadan... Gönül köprüleri kurmadan mutlu olunmuyor.

                Ya toprak ol

                Ya da su

                Sakın ateş olma