Utanmak, dış dünyadan en çok öğrenilen duygu olmakla birlikte hızlı bir evrimsel değişim gösteren duyguların da başında gelmektedir. Çok ilgi duyduğumuz hatta kendimizi eğlendirdiğimiz de bir duyudur utanmak. Bazen bir hayvanı bazen bir çiçeği bazen de bir çocuğu utandırır. Çok başarılı bir iş çıkarmışçasına hazlı bir gülümseme oluşur yüzümüzde. Evrende her ne varsa, olduğuna inandığımız, mutlaka bir utanmalı ve utandırılmalıdır. Bu koşullama ile yaşıyoruz.

Görüntü itibariyle, utanmak; başı öne eğdirir, yüzü kızartır, terletir ve kekeletir. İnsanı oldukça sıkıştıran bir duygudur. Kişisel etkilerini görünce kişisel yaşanması gereken bir duygu olduğunu kabul etmekte yarar var. Fakat topluca utanmanın ya da utandırmanın bir kar sağladığı çok görülmemiş olsa da toplu yaşanan bir duygu olması için çaba halindeyiz .

Utanmak gerilemektir. Kabuğuna çekilmek geri adım atmaktır. Her birimizin bakış açısında da utanılması ya da utanılmaması gerekenler vardır. Fakat toplumsal olarak bu konu da kesişim noktamız oldukça azdır. Bu da toplumsal olarak utanmayı değil kurallara uymayı gerektirir. En nihayetin de utanma toplumsal gerçekleşecek bir faaliyet olmasa da ilginç bir şekilde utandırma konusunda başarımız söz konusu.

Utanma modası başladı artık diye biliriz. Dönemsel olarak utanma algımız ve utandırma algımız değişiklik gösteriyor. Bir yırtık ayakkabı ya da eski bir kıyafet giymekten dolayı utanır ya da utandırılırken, şimdiler de telefonumuzun modelinden ya da markasından utandırılır olduk. Güzellik algısı önceden kişiden kişiye değişirken, şimdi dayatılır oldu. Böylece burnumuzdan, dudağımızdan utanır olduk. Dini rütieller konusunda da oldukça utandırılır olduk. Sosyal medyada yemek fotoğraflarını sergilemek olağanken Ramazan ayında dışarıda bir yudum su içmekten utandırılır olduk. Bazen de saygı ile utanmayı karıştırır olduk. Saygısızlık, utanmazlık oldu. Utanmazlık daha kültürel değerlerle yoğrulur, saygı daha evrensel bir durumken farkını hiç anlamaz olduk.

İltifata, övgüye karşıda utanır olduk. Birçok olumsuz durumla karşılaştığımız da tepkisizleşmemizi utanmakla açıklar olduk. Utanmayı İngiliz anahtarı kıvamına getirip, korktum demektense utandım demek insanı rahatlatır oldu. Bir de başkasının yerine utanmak diye yeni bir kavram oluşturduk. Kimsenin hiç bir duygusunu sahiplenmesek de utanmasını sahiplenir yerine utanır olduk.

Bir toplum çağdaşlaşmadan nasıl uzaklaşır. Utanarak, utandırılarak. Dün utandığımız durumdan bugün utanmamamız yalnız kanıksamakla açıklanamaz. İlginç gelebilir fakat bazen de gelişimin bir parçasıdır. Ya da değişimin. Utanmanın bireysel olması gerektiğinden toplumsal utanmanın korkaklık olduğundan bahsettik. Bir de korkunun öcüsü ayıp vardır ki. Daha tehlikeli.Toplum da utanacağın bir durumu gizli yap! Aksi halde ortaya çıkarsa ayıp olur! Gizli bir utanmazlık algısıdır ayıp. Bu durum dün izlediğimiz bir film sahnesinden utanıp kanal değiştirirken, bugün korkunç gündüz kuşağı programlarına hem merakla bakar hem de utanır olduk.

Bilimi; teori, norm ve istatistikle karıştırır olduk. İnandıklarımıza ve inançlarımıza sıkı sıkıya bağlanırken bizden olmayanları utandırır olduk. Kimi zaman da utanmayı cinsiyetle alakadar eder olduk. Kadınlar için utanç olan erkekler için olmaz oldu. Sigara dumanını özgürce savuran erkeklere karşı, kıyı da köşede sigara içmek zorunda olan kadınlar , utancını çantalarında saklar oldu.

Çocukken ya da ergenken ebeveynlerine karşı çıkmak bir utanç ya da ayıpken şimdilerde kişisel gelişimin bir sonucu olarak görür olduk. Netice olarak utandıklarımızdan utanmaz, utanmadıklarımızdan utanır olduk. Fakat su hala bulanık ne kadar utanmaz olduğumuzu daha görünür kılmadık. Ne kadar çok utanıyor ya da utandırıyorsak bu kuralsızlığın bir sonucudur. Toplumsal düzenin olmadığı yerde utanç olur ki kişiler kendi düzenini kursun kalabalık olan daha baskın olsun onların utanmadıkları diğerlerini utandırsın diye. << TUĞBA TEKİN