Geçen hafta ‘’ kölelik bitti mi’’ diye yazmıştım.
Oysa modernizmin olduğu yerde kölelik bitmez. Bitmediği gibi kölelik dibe vurur ama fark ettirmez.
Yani, köleliğin kaynağı moderniteye esir olmaktır.
Bu durumda kurtulmak mümkün mü veya kurtulmak için ne yapmalıyız?
Öncelikle moderniteye itiraz kendi hayat tarzımızdan başlamalıdır.
Bunu başarırsak; ekonomik, sosyal, siyasi, eğitim, teknoloji kendiliğinden düzelirken yeni bir model/metotta yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar.
Eğer moderniteye itirazı kendimizde başlatamaz isek, kapitalist sistemin esiri olmaktan kurtulamayız.
Kişi kendisi olamaz. Aslında kendisi sandığı aklı, benliği, nefsi başkası tarafından yönetiliyordur ama gerçekte kendisi değildir.
Her insan kendisine şu soruyu sorması lazım.
Eğer ben yaşantımı her yönüyle başkasının istekleri veya önüme koyduklarıyla devam ettiriyorsam...
‘’ Ben kimim?’’
Bu soruyu kendimize soramıyorsak esaret bizim hayatımızı her haliyle esir almış demektir.
Modern toplumu aslında ikiye ayırabiliriz. Birincisi dini inanca sahip olanlar. İkincisi inancı olmayan bireyler.
Eğer Allah’a giden yolda beri olup nefsi ilah edindikse, ne kadar dindar olduğumuzu söylesek de bu ahlaki yozlaşmayı engellemez. Tam tersi ağzımız İslam derken yaşantımız tersini söyler ki bu yaşam Allah’ın ‘’men’’ ettiği yaşam şeklidir.
İkinci kesim olan inancı olmayanlar. Bunlar için özgür yaşam öncelikli olduğundan dinin ahlaki gördükleri önemli değildir.
Ancak bu kesimde insani olan yönü bırakmış, modernizmin esiri olmuş durumdalar. Bu yaşantıya ne kadar çağdaş medeni derlerse desinler aslı böyle değildir çünkü neo liberalizmin şekillendirdiği bir yaşam şeklidir.
Neo liberalizmin insan hayatını kontrolüne aldığı bir dünya düzeninde ve bu düzeni içselleştirmiş toplumlarda bırakın dindarlıkta bahsetmeyi insanlıktan bahsedilemez.
Her iki kesimde aslını kaybetmiştir.
Çünkü liberalizmin sunduğu yaşam karşısında ne Müslüman olanlar, nede inançsız olanların dayanma gücü olmaz. Bırakın dayanma gücünü her iki kesiminde yaşam olarak birbirinden farkı kalmaz.
Tek fark; birisi kapalı giyinir birisi açık.
Sorunda burasıdır.
Çünkü Neo liberalizmin beslenme kaynağı kendi özünü kaybetmiş toplumların bireyselleşmesindendir.
Asıl kötü olan açık giyinenler değil, kapalı olup da Müslümanım diyenlerin durumu.
Çünkü bunların ağzı Allaha giden yolu tarif ederken, yaşamları o tarife zıttır.
Şunu da kısa olarak yazayım.
Kapalı olan kesime ara sıra tepkiler oluyor. Bu tepki aslında bilmediğimiz ama tahmin ettiğimiz güçlerin bizleri uyandırmadan birbirimize düşman yaparak kendi sömürüsünü ve bu sömürüyle dönüştürmeye çalıştığı toplumları, içimizde var olan ‘’dönmeler’’ aracılığı ile kendi Neo liberal yaşamı içselleştirmemize çalışmasıdır
Maalesef bunu da medeniyet, çağdaşlık adı altında yaparak ve batı yaşam tarzını yaşam haline dönüştürerek bireysel toplumlara dönüştürüp kendi kimliğimizi, yaşam şeklimizi, kültürümüzü ve dahi dini yaşamımızı terk etmemizi sağlıyorlar.
Her iki kesimde aslını yitirmiş, birbirinden zerre farkları olmamasına rağmen, küçük ayrıntılarla birbirine olan kinleri batı yaşam şeklini daha ileriye taşıyarak ve gün geçtikçe dahada kötüye giderek adamların işini kolaylaştırırken, bizi biz olmaktan çıkarıyor.
Etrafımıza baktığımızda bunu görmemek abesle iştigaldir.
Dönmemiz lazım, dönüşmemiz lazım diyeceğim ama, Neo liberal sistem içinde yaşam buna izin vermez. Hiç kimse ‘’ kendi bindiği dalı kesmez’’ kestirmez.
Liberallerin beslenme kaynağı yutturdukları ‘’özgürlük’’ kavramında saklıdır.
Çünkü özgürlüğün sonu yoktur.
Biz bir kere o zokayı yutmuşuz. Çıkartmak istersek ya boğazımızı ya da ağzımızı parçalayacağız.
İşin kötü tarafı bu sistemi kabul etmeyenleri de kendimize benzeterek liberal kapitalist sistemin esiri yaparak bireysel birey olmalarını sağlıyor olmamızdır.
İnşallah bir gün uyanırız diyeceğim ama...
100 yılda gıdım gıdım kaybettiğimiz kimliğimizi, gıdım gıdım kazanmak için ...
Çok zaman istiyor çoook!
Tabi ki müsaade ederlerse.