Dostoyevski “Şeytan bir gün uyuyakaldı. Rüzgar sert esti, 3 tüy düştü şeytandan. Bir paraya, biri makama, biri de ihtirasa yapıştı. Şeytan o günden sonra hiçbir iş yapmadı” diye yazar.

Bir takımın fanatiği bir arkadaşla sohbet ederken, “Çok büyük paraları olup da hala daha fazla kazanmak için koşturanlara hayret ediyorum” dedi. Ona dedim ki; “Şu anda sizin takımın şampiyonluğu garanti. 7 puan öndesiniz. Dükü maçta da 2-0 galipken 3. golü atmak için hop kalkıp oturuyordun. 3-0 olsa ne olur, 5-0 olsa ne olur. Sanki 5 gol atınca fazladan puan mı verecekler. Kaldı ki averajın da bir anlamı ok sıralamada. İkili averaj geçerli. Niye bir fazla gol atmak için uğraşıyordunuz?” Kısa bir düşündükten sonra “Ama çok farklı yenince ve farklı şampiyon olunca bir başka mutlu oluyoruz” dedi.

Evet, ne tek tek insanlar, ne gruplar ne de toplumlar doyum bilmez. Hep güçlü olmak ister. Sıradan güçlü olmak da yetmez, daha güçlü, daha daha güçlü, en güçlü, süper güçlü olmak için yapamayacakları şey yok. Güçlü olmanın sınırı yok çünkü.

Güçlü olmanın en önemli iki koşulu mevki ve para. Bu iki olguya erişmenin şartı da hırs. Görüyoruz, izliyoruz; milyarlarca parası olan insanlar hala yeni ihaleler almak, yeni ticaretler yapmak, ihracatta, ithalatta yüklü paralar kazanmak için her yola başvuruyorlar. Devletin üst kademelerinden birilerini devreye sokarak, rüşvet vererek, tehdit ederek, şantajla, kumpasla servetine servet katarak en güçlü olmak için çabalıyorlar.

Mevkide, makamda da durum aynı. Müdür olmuş, şef olmuş, daire başkanı olmuş, vekil olmuş, bir türlü doymak bilmez. Eğer kendi yeteneğini, kapasitesini biraz biliyor da fazlasını elde edemeyeceğini anlıyorsa, bulunduğu yeri korumak, o koltuktan kalkmamak için kırk takla atıyor. Yok özgüveni biraz fazlaysa daha üstlere göz dikip, bakan olmak, başbakan olmak, cumhurbaşkanı olmak için hatır, gönül, vefa, adalet gibi kavramları ayaklar altına alarak yükselmek için ucu nereye varırsa varsın her yola başvuruyor. Bu hırs kimi zaman etrafını, eşini, dostunu yerle bir ediyor, çoğu zaman da kendini yiyip bitiriyor.

“HARESE” nedir bilir misiniz? Bizim hırs, ihtiras olarak bildiğimiz sözcükle eş anlamlı. Çölde bol miktarda deve dikeni olur. Kervanlar giderken, develer fırsat buldukça deve dikeni yer. Deve dikeni oldukça sert ve sivridir. Deve, dikeni yedikçe damakları, yanakları kanar. Kan ılık ılık devenin boğazına gittikçe keyif alır. O, keyif aldıkça damakları kanar, kanadıkça kanı içine akar. Fakat hırsına hakim olamaz yemeye devam eder. Sonunda kanı eksilir, azalır ve biter. Deve de ölür. Bu hırstan ölme vakasına HARESE denir.

Savaş meydanlarında çadırlarda kurulan, devlet kuran, yoktan modern bir toplum var eden Cumhuriyet Halk Partisi’nde genel başkanlık koltuğuna oturmak büyük bir onur. Fakat bu onurun sorumluluğu da büyük. Herkes taşıyamaz. 13 yıl bu koltukta oturan Kemal Kılıçdaroğlu, üyenin, delegenin iradesiyle görevden alındı, yerine getirilen Özgür Özel kısa zamanda partiye büyük bir ivme kazandırarak oyları yükseklere çekip, yerel seçimlerde birinci parti konumuna getirdi. Bu durum sadece 23 yıldır birinciliği kimseye kaptırmayan AKP’yi değil, Atatürk’ün koltuğunda daha uzun yıllar oturacağını sanan Kılıçdaroğlu’nu da şaşkına çevirdi.

Bir yandan yargıyla, güvenlik güçleriyle, iktidar gücüyle yapılan saldırılarla mücadele etmek zorunda kalan Özgür Özel yönetimi, bir yandan kurultayı kaybetmeyi hazmedemeyen Kılıçdaroğlu’nun akıl almaz planları, gizli ittifakları ve komplolarıyla savaşmak zorunda kaldı. Köşesine çekilip, partiye abilik yapıp, saygın bir kişi olarak anılmak varken en çok 1-2 ay daha kalabileceği koltuğu mutlak butlan yoluyla alabilmek için akla gelmeyecek yollara başvurdu. Deneyimli insanlar, akil insanlar, partinin geleceğinden endişe duyan çevreler Kılıçdaroğlu’nu çok uyardı. Fakat o hırsına hakim olamadı (Ya da verilen görev gereği) ve deve dikenini yemeye devam etti.

Umarız HARESE ile sonuçlanmaz bu hırs. Fakat toplumun gözünde o artık bir “düşkün”dür. Çünkü bu kadar ateşli hırsın nedeni sadece birkaç ay daha saltanat sürmek olamaz. Kesinlikle bir yerlerden basılan düğmenin aparatı olarak verilen görevi yerine getirme yükümlülüğüdür. Bu yükümlülüğün sonu, bu senaryoda görev alan tüm fanatik ve aktif saldırganların birkaç ay sonra artık siyaset yapamayacağı, hatta siyaset yapılan alanlara yaklaşamayacağı biçimde sonuçlanacaktır. Hiç başka umut beslemesinler. Hani tavuğun cücüğü güzün sayılır derler ya, güzün sayarız o civciv beyinleri.

Çok sürmez CHP bu badireyi de atlatır ve hatta iddialı bir tespitle çok güçlenerek bu sıkıntılı günlerden çıkacaktır. Geriye güzel günler için mücadele edenlerin ve onları engelleyen, tuzaklar kuranların tarih sayfalarında nasıl anılacaklarına ayrılan yerler kalacak.