Şehirden çıkalı neredeyse üç saat olmuştu, yorgunluktan ne bindikleri eşeklerde ne de onlarda hayır kalmıştı. Yörüğün Memmet diğer arkadaşlarına göre biraz yaşlı hem de sözü geçen birisiydi, eşeğine hafifçe imballıyarak eşeklilerin önüne geçti ve o cılız sesiyle “Ey gomşular bu yolun bitecağa yok, İbili’nin çeşmede birez diğnenelim yola öyle devam idelim” dedi.

Yörüğün Memmet ve ortakçılık yaptığı geçimlerini canlı hayvan alım satımıyla idame ettirmeye çalışan beş köylüsü bir haftadır o köy senin bu köy benim inek, dana, tosun, öküz, gibi hayvanları toparlamışlar şehir hayvan pazarına otlata otlata getirmişler üç beş lira kar ederek sattıktan sonra köylerinin yolunu tutmuşlardı.

Yarım saatlik bir yolculuktan sonra İbili’nin çeşmeye ulaştılar, eşekleri çeşmede suladıktan sonra otlamaları için serbest bıraktılar. Bundan sonraya iki saat kadar sürecek yolları kalmıştı. Yanlarında getirdikleri yavan yaşşık ne varsa heybedeki çıkılarından çıkartıp karınlarını alel usül doyurdular. Nasıl olsa akşam misafir olacakları köy odalarından birisinde önlerine yemek konulacaktı.

Bundan yaklaşık atmış ya da yetmiş yıl önceleri eşek ya da atla yola çıkanların yolculuğu eğer akşam vaktine denk gelirse karanlıkta yola devam edemeyeceklerinden hırsızdan, hainden, eşkıyadan korunmak için köylerde kendilerini misafir alacak bir oda ararlardı. Bu odaları açmak zengin adam işiydi, gelenleri yemeğiyle yatağıyla ağırlamak, hayvanlarını yemlemek sulamak, ahırda barındırmak basit şeyler değildi bunun için hizmetliler tutulurdu.

Misafirler akşam yemeğini yedikten sonra bataryalı radyodan haberleri dinlerler radyo kapatıldıktan sonra bazı kendince aklı yetikler haberlerin önemlilerine göre çeşitli yorumlar yaparlardı. Sağdan soldan gelenler kendi memleketlerinden, duyduklarından bildiklerinden bahsederler bu vesileyle insanlar çevresinde olup bitenlerden az buçuk haberdar olurlardı.

Yörüğün Memmetgilin misafir oldukları oda o köyün en büyük misafir odasıydı, buraya kolay kolay her adam misafir kabul edilmezdi. Oda Çürüğün Uşağı denen Fayık ve Necmi’ye aitti. Bu kendini beğenmiş iki kardeş ola ki odalarına fakir veya dilenci misafir olmuşsa onlarla giyim ve kuşamından eğlenmeye başlarlar adamları yattıklarına yatacaklarına bin pişman ederlerdi.

Köy odaları köylülerin köyde kahve olmadığından gündüz barınak yerleriydi, orada hoş sohbet ederler kendi aralarında o zamanın çeşitli oyunlarıyla vakit geçirirlerdi. Çalığın Osman köyünün en fakirin kişilerinden birisiydi, sabah erken kalkar ahır, samanlık ve ev işlerini bitirdikten o da köylüleri gibi gündüzleri açık olan Çürüğün Uşağı’nın odasına giderdi. Onun gözünü korkutan tek şey oda sahibi iki kardeşin orada olmasıydı. Odaya giderken onların orada olmamaları için dualar ederdi. Bu iki kardeşten Fayık sağına Necmi soluna oturur mevsimine göre giydiği kırk yamalıklı giyeceğin hangi urbanın eskisinden kaldığını kendisine sorarak gülmekten kırılırlardı. Çalığın Osman böyle şakalara maruz kaldığında kendi kendine o odaya bir daha gitmemeye söz verir ama ertesi gün laf söz etmek ve içini boşaltmak için kendini yenemez mecbur odanın yolunu tutardı tutmasına da fakir olduğundan onu kimse dinlemezdi.

Çıtlığın Mamıt’ta Çalığın Osman gibi Çürüğün Uşağının dalga geçmelerine maruz kalan fakirlerden birisiydi. İki yıl önce iki oğlu Almanya’ya işçi olarak gitmişti, onlardan rica minnet üç beş lira getirterek Çürüğün Uşağı’nki kadar büyük olmasa da köyüne fakirlerin oturacağı bir oda yaptırdı.

Çalığın Osman bu odanın baş müdavimlerindendi, sabah işini bitirdikten sonra akşam yakın vakte kadar orada oturuyor aslında lafı sözü dinlenen birisi olduğundan herkes onu pür dikkat dinliyor sanki bu yüzden dünyalar onun olmuş gibiydi, eline yüzüne kan gelmiş adeta gözlerinin içi gülüyordu.

Çalığın Osman günün birinde Çıtlığın Mağmıt’ın odasına giderken köyün zengin sayılacaklarından Cobban’ın Süleme’le karşılaştı, hal hatırdan sonra Sülemen adeta karşısındakini küçümsercesine “Ooo sen misin Osman, bunca zamandır gapısından çıkmadığın Çürüğün Uşağı’nın odasına uğramaz oldun yoğsam gendine acer bir gapı mı buldun, bakıyom da şeklin şemalın da dangişmiş”.

Çalığın Osman sigarasından bir nefes çektikten sonra “Ula Cobban’ın oğlu Çürüğün Uşsğı’nın odasının seki altında lafım sözüm diğnenmeden, adam yerine gonmadan oturuyodum şimdi Çıtlığın Mağmıd’ın odasında başköşeye lafım sözüm diğnenerek oturuyom alâsı can sağlığı gomşum.

ERDOĞAN ÇALIŞKAN KIRŞEHİR 22 09 2026 GERÇEK YAŞANMIŞLIKLAR