26-27 Eylül 2025 tarihinde VIII. Uluslararası Ahilik Sempozyumunu düzenleyen Ahi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Kasım Karahocagil’in sempozyumu açılış konuşmasının bir kısmını önceki yazımızda yer vermiştik Bu haftaki yazımıza sempozyumda bildiri sunan Aydın Adnan Menderes Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Kemal Ramazan Haykıran’ın “Ahiler ve Mevlevilerin İlişkilerini Yeniden Değerlendirmek” konulu bildirisinden alıntı yaparak yazımıza devam ediyorum:

Ahiliğin Anadolu’daki kurumsallaşma sürecinin en önemli şahsiyeti, hiç şüphesiz Ahi Evran’dır. Asıl adı Şeyh Nasirüddin Ebu’l-Hakayık Mahmut b.Ahmet el Hoyi olan Ahi Evren, 1171 yılında Azerbaycan’ın Hoy kentinde dünyaya gelmiştir. Bazı kaynaklarda İran asıllı olduğu iddia edilse de dönemin güvenilir kaynakları onun Türk kökenli olduğunu göstermektedir. Ahi Evran kendi eserlerinde doğrudan adını zikretmemiş, kendinden genellikle “bu fakir” veya “bu zayıf” şeklinde tevazu ifade eden tabirlerle söz etmiştir. İlk tasavvuf terbiyesini Horasan ve Maveraünnehir bölgelerinde almış; burada Fahreddin Razi, Şihabuddin Sühreverdi gibi büyük alimlerden ve Hoca Ahmet yesevi’nin öğrencilerinden istifade etmiştir. Bu manevi ve ilmi birikim, onun ileride Anadolu’da teşkilatçı bir lider olarak ön plana çıkmasının altyapısını oluşturmuştur.

Ahi Evren, 1205 yılında Anadolu’ya gelmiş ve Kayseri’ye yerleşmiştir. Burada debbağlık (dericilik) mesleği üzerine bir atölye kurmuş; farklı meslek erbabını bir araya getirerek adeta bir “Orta çağ sanayi sitesi” niteliğinde üretim merkezleri oluşturmuştur. Kaynaklar o dönemde Kayseri’de dericilik dahil 32 farklı zanaat kolunun faaliyet gösterdiğini belirtmektedir. Bu üretim merkezleri, Ahiliği yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir güç haline gelmesinde büyük rol oynamıştır.

Ahi teşkilatının gelişiminde Anadolu kadınlarının katkısı da göz ardı edilemez. Fatma Bacı önderliğinde örgütlenen kadınlar, Bacıyan-ı Rum adı altında hem üretime hem de sosyal dayanışmaya önemli destek sağlamışlardır. Kayseri’de sanayi merkezlerinde okuma ve örgü işleri büyük ölçüde Ahilerin eşleri ve kızları tarafından yürütülmekteydi. Böylece Ahilik toplumsal hayatın hem erkek hem kadın kanadını içine alan bütüncül bir yapı haline gelmiştir. Teşkilata mensup olanlar iki ana gruba ayrılırdı: Kavli bağ ile bağlı olanlar (söze dayalı bağlılık gösterenler) ve Seyfi bağ ile bağlı olanlar (kılıçla hizmet edenler) Seyfi bağlılar, beyaz yün külah takar ve teşkilatın hem maddi hem manevi gücünü temsil ederdi. Moğol istilası sırasında Kayseri’nin savunmasında bu grubun gösterdiği kahramanlıklar, Ahiliğin yalnızca ekonomik bir birlik değil, gerektiğinde silahlı direniş gösterebilen bir sosyal güç olduğunu da ortaya koymuştur. Devam edecek