“Türkiye’de her inkılap olur, fakat ancak kanun yoluyla.” Kanundan önce inkılaptan söz etmek suçtur. Kanundan sonra öncesinden söz etmek suçtur. Tuhaf bir ülke… Devleti yönetenlerin tuhaflığı yıllardır yaşamı kilitleyip, farklı düşünme ve ifadeyi esir almıştır. Her şey, bütün değişim istekleri, halkın istemi dışında muktedirlerin “yüce “ merhametleri ve minnetleri olarak sunulabilir ve uygulanabilir. Sıradan insani talepler ve sözler suç unsuru olarak soruşturma ve cezalandırmalara konu olurken, muktedirin söylemi olarak sunulduğunda kutsanır ve yüceltilir.
Tuhaflık ve gariplik bu toprakların, coğrafyanın ve insanlarının yaşam anlayışına ve biçimine dönüşmüştür. “Türkiye’nin özel şartları” söylemi cumhuriyetin kuruluşundan bu yana demokratik, insan haklarına dayalı bir hukuk devleti oluşması ve oluşturulması önünde hep engelleyici bir argüman olarak sunulmuştur. Gerçeklikten uzak, baskılamaya, yasaklamaya dayalı bir devlet anlayışının gerekçesi olmuştur. Dünya büyük değişimler yaşarken “Türkiye’nin özel şartları” hep yerinde durur. Türkiye değişime direnç gösterdikçe kendi yarattığı düşmanlarla uğraşır, ülkenin kaynakları heba edilir. Muktedirlerin saltanatı isim değişikliği ile hep sürer.
Hukukun; evrenselliği ve insani boyutunu öncelemeden, vurgulamadan, egemen kılmadan kanunilik ilkesiyle yetinmek hukuk devletinin inşası için yetersizdir. Devletin demokratik yapısının temel ilkesini düşünme ve ifade özgürlüğü ile hukuki eşitlik oluşturur. “Söylediklerinizin hiç birine katılmıyorum. Ama onu söyleme hakkınızı sonuna kadar savunuyorum.”
Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar süren yüz yıllık serüveninde hukuk hep kadük kalmıştır. “Türkiye’nin özel şartlarına” aykırı düşünenler, ifade edenler, eylemliliği bahtsızlığı içerisine girenler hep özel hukuk kurallarıyla susturulmuş, cezalandırılmışlardır. Tek parti, çok parti, ara dönemler fark etmez bu kural hep işletilmiştir. Adına ister istiklal, ister devlet güvenlik, ister özel yetkili mahkemeler fark etmez bu durum isim değişiklikleriyle süregelmiştir. Eşitlik ilkesi kağıt üzerinde yazılı fantastik bir sözcük olmanın dışında bir anlam ifade etmemiştir. Adaletin, hukuki kurallar yerine vicdana havale edildiği yerde eşitliğin uygulanmasını beklemek beyhudedir.
Türkiye tarihi birazda olağanüstü yaşamanın tarihidir. Sürekli; didişmelerin, kavgaların, çatışmaların ardındaki en önemli gerçek hukuki eşitsizliktir. Devlete çağdaş kimlik kazandıran, ona demokratik bir biçim veren hukuk ve eşitliktir. Siyasi haklar önemli olmakla birlikte devletin demokratik oluşunun en önemli oluşumu ve ayağı hukuki eşitliktir. Adaletin olmadığı yerde devletin keyfiliği ve çürümüşlüğü ortaya çıkar. İnsanlığın en büyük marangozluk hatası olan devlet denen organizasyon hukuka göre hareket etmek zorundadır. Aksi durum onun varlık nedeninin sorgulanmasını gerektirir.
“Bu davada delil arayacak kadar saf değiliz. Bunlar bugün bir şey yapmamışlarsa yarın yapacaklar.” (1938) Daha sonraki dönemlerde yapılan yargılamalarda da benzer ifadeleri ve kararları görmek olağanlaşacaktır. “Tüm bunları sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor.” (1960) “Asmayalım da besleyelim mi” (1980) diye kükreyen ses bu talihsiz topraklara ve coğrafyaya hüküm etti. “Suç işlediğine ilişkin bir kanıt olmamakla birlikte, suç işlemeyi düşündüğünüzü düşündüğümüzden cezalandırıyoruz.”(2025) Hazin olmakla birlikte yüz yıllık serüvenin ortaya serilişi açısından şaşırtıcı değil.
Yüz yıllık cumhuriyetin adalete bakışı, hukuka bakışı bu sözlerde saklıdır. Ve uygulamalarda hep bu doğrultuda olmuştur. Hukuksuzluk bir anlayışa dönüşmeye görsün ki; yüz yıl bunun sayısız örneğiyle mirasını bize bırakıyor. Hukuktan yoksun bir zihniyet freni boşalmış bir araba gibi nerede duracağını bilmez. Sınırsızlık artık olağan bir sınır sayılmaya başlar.
Bu topraklarda, bu coğrafyada iki yüz yıllık hukuk arayışında ve mücadelesinde bir arpa boyu yol alınmadı. Alınamadığı içinde sürekli bir iç çatışma, kavga hali yaşanıyor. “Türkiye’nin özel şartları” masalıyla sorunlar öteleniyor. Çözüm arayışları “özel mahkemeler” eliyle cezalandırılıyor. Bu açmazdan, bu çıkmazdan kurtulmadığımız sürece medeni bir yaşam bize uzak kalacaktır.