Kırşehir dendiğinde akla ilk olarak Ahilik teşkilatı, Selçuklu medreseleri ve köklü bozlak kültürü gelse de şehrimizin saklı kalmış coğrafyaları turizm çeşitliliği açısından ezber bozan çok katmanlı hikayeler barındırmaktadır. Bu gizli hazinelerin başında yer alan Akpınar ilçemizin Derefakılı Köyü, ilk bakışta bozkırın sessizliğini bağrında taşıyan sakin bir Anadolu yerleşimi gibi görünse de topraklarının altında ve üstünde barındırdığı yapılarla aslında zamana meydan okuyan bir açık hava müzesi niteliğindedir. Asırlar boyunca farklı inançların ve kültürlerin bir arada barış içinde yaşadığı bu köklü medeniyet beşiğinde, Hristiyanlığın erken dönemlerinden kalma kaya oyma kiliseler ile Türk-İslam mimarisinin sadeliğini yansıtan tarihi köy camisi adeta birbirine selam durmakta ve Kırşehir’in inanç turizmi potansiyeline muazzam bir zenginlik katmaktadır.

Bölgenin Kapadokya’nın kuzey kapısı konumundaki önemini gözler önüne seren Derefakılı Kiliseleri, Hristiyanlığın henüz Roma İmparatorluğu tarafından resmi olarak kabul edilmediği ve ilk inananların baskılardan kaçarak güvenli sığınaklar aradığı Roma döneminin izlerini günümüze taşımaktadır. Doğal kaya kütlelerinin insan eliyle sabırla işlenmesi sonucu ortaya çıkan bu tapınaklar, zorlu şartlarda inancın ve mimarinin nasıl harmanlandığını gösteren birer tarihi vesika olarak trekking, fotoğrafçılık ve arkeoloji meraklıları için bakir bir keşif alanı sunmaktadır. Bu mistik sığınakların hemen yanı başında yükselen tarihi Derefakılı Camisi ise, yerel taş işçiliğinin en saf ve gösterişsiz halini temsil ederek bu topraklara sonradan vurulan Türk-İslam mührünün, geçmişin mirasından kopmadan, onunla nasıl bir harmoni içinde kökleştiğini en güzel şekilde ispatlamaktadır.

Sonuç olarak Derefakılı coğrafyası, medeniyetlerin birbirini yok ettiği değil, tam aksine ortak bir hoşgörü ikliminde birbirinin üzerine sevgiyle inşa edildiği gerçeğini tüm dünyaya haykıran evrensel bir aynadır. Bu kıymetli mirasın Kırşehir turizmine tam anlamıyla kazandırılması amacıyla, Mucur Yeraltı Şehri ve Keçi Kalesi gibi destinasyonlarla birleştirilerek Kapadokya kültür rotalarına dahil edilmesi ve yabancı turistler için çok dilli bilgilendirme tabelalarıyla desteklenmesi elzem bir stratejidir. Geçmişin sesini duymak, kayalara oyulan duaların ve taşa işlenen derin saygının izini sürmek isteyen tüm okurlarımızı Akpınar’ın bu saklı cennetini keşfetmeye davet ediyor, kendi değerlerimizi önce bizim tanıyıp yazmamız gerektiği inancıyla, haftaya "Turizm Penceresi"nde yeni bir rotada buluşmayı diliyorum.