Kırşehir, sadece Anadolu Medeniyetlerinin değil erken Hristiyanlık döneminin de sığınak noktasıydı. Erken Hristiyanlık döneminde Roma’nın baskıcı politikaları nedeniyle insanlar ibadetlerini gizli yaşamak zorunda kalmış bu durum Kırşehir ve Kapadokya gibi bölgelerde dışarıdan fark edilmeyen, savunmaya elverişli kaya oyma kiliselerin ve yer altı şehirlerinin inşasına yol açmıştır. Kırşehir Merkez- Dulkadirli İnlimurat hattında yer alan oyma kiliseler Erken Hristiyanlık döneminin sessiz tanıklarıdır.

M.S. 313’teki Milano Fermanı’na kadar Hristiyanlık Roma İmparatorluğu'nda yasadışıydı. Bu yüzden ilk inananlar, ibadetlerini dışarıdan fark edilmeyecek gizli alanlarda yapmak zorundaydı. Kırşehir’in jeolojik yapısı (yumuşak tüf kayalar), bu gizli ibadethaneleri oymak için mükemmel bir fırsat sunuyordu. Kilisenin içindeki basit haç motifleri ve erken dönem Bizans mimarisine özgü at nalı kemer formları bu döneme işaret eder. İslamiyet'in yayılışıyla birlikte Anadolu, Arap akınlarının rotası haline geldi. Bölge halkı ve keşişler, kendilerini korumak için köylerini terk edip bu kaya komplekslerine çekildiler. Dulkadirli’deki yapının sadece bir kilise değil, büyük bir yer altı şehri gibi genişletilmesinin sebebi, ordulardan saklanma ihtiyacıdır. Kırşehir, Kapadokya’nın kuzey ucunda bir savunma hattı görevi görüyordu. Japon kaynaklarında da vurgulanan "stratejik sığınak" tezi, bu dönemin karmaşasını doğrular niteliktedir. 4. yüzyıldan itibaren Kayserili Aziz Basil gibi isimlerin etkisiyle Anadolu'da "Manastır Hayatı" (keşişlerin toplumdan uzaklaşarak yaşaması) bir kural haline geldi. Kırşehir’deki kaya kiliselerinin etrafındaki yemekhaneler ve hücreler, buranın sadece bir "pazar yeri ibadethanesi" değil, yıl boyu yaşanan bir keşiş topluluğu merkezi olduğunu kanıtlar.

Kırşehir’in bağrında saklı olan Dulkadirli Kaya Kilisesi gibi eşsiz yapılar, sadece birer taş yığını değil; bu toprakların binlerce yıllık misafirperverliğini ve inanç derinliğini dünyaya anlatan sessiz belgelerdir. Turizm, sadece şehre gelen bir ziyaretçi trafiği değil; yerel değerlerimize sahip çıkarak bu mirası ekonomik bir güce dönüştürmek ve Kırşehir’in adını uluslararası bir marka haline getirmek demektir. Her bir kaya oyuğunun aslında geleceğimize ışık tutacak birer turizm elçisi olduğunu bilmeli ve bu paha biçilemez hazineyi hep birlikte parlayan bir değere dönüştürmeliyiz.